Gündem
  • 18.7.2019 21:59

“Kur’an uyduruldu” diyen zındığın tercümanını İstanbul Müftüsü yaptılar

Diyanet’te açık olan İstanbul İl Müftülüğüne, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Mehmet Emin Maşalı atandı. Gece yarısı sessizce yapılan bu atamadan sonra İstanbul gibi 12 milyonluk şehire müftü yapılan Mehmet Emin Maşalı'nın kim olduğu merak konusu oldu.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kuran-ı Kerim Okuma ve Kıraat İlmi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Maşalı’nın CV'sinde oldukça cafcaflı satırlar var.
İşi birazcık kurcalayınca insanın tüylerini diken diken eden rezalet ortaya çıkıyor.

Maşalı sadece kitap yazmakla kalmadı, başka dini kitaplardan da çeviri yaptı.. Çeviri yaptıkları malesef tamamen dinde reformist ve felsefeci dini bozmaya çalışan kimseler.. Bunların da başında tam bir zındık olan Ebu Zeyd isimli mürted var.
Mısırlı Ebu Zeyd hem konferanslarında hem de kitaplarında ısrarla Kur'ın sözle geldiğini yazılı halinin değişmiş hali olduğunu savunarak, Müslümanların kafasını karıştırmaya çalışıyor.
Yeni İstanbul Müftüsü Mehmet Emin Maşalı, işte bu sapığın bu küfür kitabını Türkçeye tercüme ederek piyasaya sürdü.

Ä°lgili resim

İşte Maşalı’nın kitabını çevirdiği Ebu Zeyd isimli zındıkın görüşleri:

Diyanet yayınları arasındaki “Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri (3-7 Mayıs 2000) I” adlı, Ankara, 2000” baskılı kitapta yer alan Ebû Zeyd isimli Mısır’lı Teoloğ şöyle diyor:

Kur’an’ın, Allah’ın sözleri olduğu inancının yeniden mercek altına alınması gerektiğini, Kur’an’ın sözlü bir iletim döneminden geçtiğini ve tarih boyunca şimdi okuduğumuz Kur’an’ın geliştiğini, Kuran’ın savunmasını yaparken “sonsuz Kur’an” denen kavramın uydurulduğunu (Şüphesiz Kur’an’ı biz indirdik, onu mutlaka biz koruyacağız, ayeti kastediliyor) ve bunlara artık son verilmesi gerektiğini, Arap kültürüyle dolu bir kitap olduğu, Peygamber Efendimiz’in peygamber olduğunun da şüpheli olduğunu, Kur’an-ı Kerim’de surelerin dizilişinin de problemli olduğunu, lafız olarak kadınları dövmekten söz eden Nisa Suresi’ndeki ayet-i kerimenin esasen ayet olmayıp yorum olarak Kur’an’a sokulduğunu, hicrete kadar okunması ve yazılması yasaklanan(!) bir Kur’an’ın günümüze kadar gelme imkânının olmadığını belirten ifadeler sarfediyor. (Orijinal ifadeler için bkz. a.g.e, s. 441 ve 442; anlaşılabilmesi için ifadeler özetlenmiş ve vülgarize edilmiştir).

Diyanet İslam Ansiklopedisinde ise Ebu Zeyd’in görüşleri şöyle özetleniyor:

…Ebû Zeyd’e göre Kur’an’ın konu edindiği her şey kültürde temelleri veya öncü belirtileri bulunan, nâzil olduğu dönemin kültürel ve aklî düzeyini yansıtan bir tasavvura dayanmaktadır.

Ahkâm ve yasama alanlarında da Ebû Zeyd geleneksel anlayışla çatışan fikirler ileri sürmüştür. Meselâ Kur’an’ın “şûrâ”yı söz konusu etmesi şûrânın fiilen uygulandığı kabile merkezli bir hususu anlatmaktan ibarettir ve belli bir yönetim sistemini yerleştirmeye dönük değildir. Kur’an bütün hukukî düzenlemelerinde mevcut şartları dikkate almış, bu sebeple şartların elverişli olması halinde nihaî hükmü yürürlüğe koyma yoluna giderken meselâ kölelik, miras, çok eşlilik gibi kökleşmiş meselelerde içinde bulunulan şartlar gereği, hedeflenen değişimi tamamlamak yerine değişimin yönünü tesbite imkân verecek göndermelerde (meskût anh) bulunmakla yetinmiştir. Dolayısıyla ictihad faaliyetlerinde Kur’an’ın işaret ettiği bu hedef esas alınmalı ve onu tahakkuk ettirmeye yönelik yasal düzenlemelere gidilmelidir. Bunun için de Kur’an nasları evvelâ kendi tarihî bağlamlarında yorumlanmalı, böylece tarihî mâna tesbit edilmeli, daha sonra nassın tarihsel bağlamına dayalı olarak elde edilen bu anlam esas alınıp nassın önce dilde, ardından kültür ve olguda gerçekleştirmiş olduğu hareketin yönünü ve ölçütünü ifade eden hedefin belirlenmesine geçilmelidir. Böylece nassın öze ait olmayan geçici/tarihî yönleriyle esas unsurları tesbit edilmeli, daha sonra tarihî unsurlar atlanarak esas unsurlar şimdiki tarihsel-toplumsal koşullara göre yeniden belirlenmelidir. Tarihsel olanla sürekli olan arasında ayırım yapılmaması ve bütün metinlerin lafzî anlamlarına takılıp kalınması, tarih dışı kalmış olan eski olgunun telakki ve kabullerini bütün tarihe hâkim kılmak anlamına gelecektir. Tarihsel olanla sürekli olan arasında böyle bir ayırıma gidildiğinde meselâ Kur’an tarafından belirlenen hadlerin Kur’an’ın bir maksadı ve hedefi değil bu maksada götüren bir vesile ve bir araç olduğu görülecektir.

Nasr Hamid Ebu Zeyd, İlahi Hitabın Tabiatı, (ter. Mehmet Emin Maşalı), Kitabiyat, Ankara, 2001. adlı çalışması ilmi ve tarihi hakikatlere muhalif, ümmetin genel kabulleriyle çelişen görüşlerle doludur. Ebu Zeyd Kur’an ve Sünnet’in çağa egemen kılınışına öylesine karşıdır ki; çağı İslam’a göre okuyup öz-posa ayırımına gitme yerine İslam’ı çağa göre okuyup egemen akla teslimiyeti tercih eden Afgani-Abduh-Reşid Rıza çizgisine bile tahammülü yoktur.

Geleneğin bilimsel anlayışla ele alınmasının gerekliliğinde ısrar eden Ebu Zeyd, Kur’an’ın her şeyden önce bir metin olarak telakki edilmesini ve edebi-eleştirel bir bakış açısıyla anlaşılmasını talep etmektedir. Ona göre, ancak böyle bir anlama ameliyesi Kur’an’ın nesnel gerçeklerini ortaya çıkarabilir. Ebu Zeyd, a.g.e., s. 40-41. Cüretkar Kur’an sorgulamalarını, Müslümanların akidelerini sarsmaya yönelik teşebbüsler olarak değerlendiren ulemayı tenkit eden yazar onların aynı ayet üzerindeki farklı mülahazalarının İslam-ı bilinememe gibi bir riskle karşı karşıya bıraktığını gerçekte ise ancak kendi zihniyetinin ona nesnel bir bakış açısı kazandırabileceğini iddia etmektedir. Ebu Zeyd, a.g.e., s. 42-47.

KAYNAK : Din tahripçileri.com

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER