Gündem
  • 31.10.2002 12:13

ABD'DEN MESAJ VAR: IRAK HAREKATI, TÜRKİYESİZ DE OLUR...

KAYNAK : Haber Vitrini Seçimlere birkaç gün kala ABD'den Türk kamuoyuna ilginç bir Irak mesajı geliyor. Radikal'e açıklamalarda bulunan üst düzey bir Amerikan kaynağı, şu değerlendirmede bulunuyor: "Son zamanlarda, kamuoyunda 'ABD'nin Irak'taki Saddam Hüseyin yönetimini askeri yöntemlerle görevden uzaklaştırmak için mutlaka Türkiye'nin yardım ve desteğine ihtiyaç duyduğu, Türkiye'siz bu harekâtın yapılamayacağı' yolunda bir anlayış yaygınlaşıyor. Bu konuya açıklık getirmek gerekiyor: 1- Bağdat rejiminin kitle imha silahları konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyması ve güç kullanmaya gerek kalmadan sorunun siyasi yöntemlerle çözülmesi, Türkiye gibi ABD'nin de isteği. 2- Ancak bu kaçınılmaz hale gelirse, ABD eski müttefiki Türkiye'nin kendi safında yer almasını ister. Bu hem Amerika'nın, hem Türkiye'nin çıkarlarına uygun olur. Türkiye'nin çıkarına uygun olur, çünkü aksi halde yanıbaşında olup biten bir harekât konusunda, ne harekât sırasında, ne de harekât başarıya ulaştığı takdirde siyasi sonuçları üzerine söz sahibi olamaz. Bu, Amerika'nın da çıkarına olur. Çünkü hem bölgedeki büyük bir harekât yakın bir müttefikinin tavsiye ve katkısıyla gerçekleşmiş, hem de Türkiye'nin desteğiyle harekât daha kolay hale gelmiş olur. 3- Ama Türkiye harekâta katılmazsa da, ABD'nin teknik (askeri) imkânları bu harekâtı Ankara'sız başarmaya elveriyor." Amerikalı kaynak bu açıklamayı neden böyle bir zamanda yapmayı seçiyor? Çünkü, kendi deyişiyle, "Öncelikle bu doğru değil ve düzeltmek gerekiyor. Sonra da, eğer bu Türkiye'de bir kararsızlığa, ya da kararı sürüncemede bırakmaya yol açacaksa, bu da doğru bir sonuç olmaz." Bir anlamda, ABD yeni hükümetin "Türkiye'siz olmaz" izlenimiyle muhtemel bir Irak operasyonuna katılmama, ya da böyle bir operasyonu, katılma kararını açıklamayarak engelleyeceği düşüncesini etkilemek istiyor. Peki bu açıklamaya neden ihtiyaç duyuluyor? Anımsanacağı gibi on gün öncesine kadar siyasi partilerin en gözde seçim malzemelerinden birisini Irak'a muhtemel bir Amerikan operasyonuna Türkiye'nin katılmaması ve Kuzey Irak'ta Amerikalıların da cesaretlendirmesiyle bir Kürt devleti kurulmasına izin verilmemesi söylemi oluşturuyordu. Tansiyon öyle yükseltiliyordu ki, kamuoyunda sanki her an Silahlı Kuvvetler'in Kuzey Irak'ta büyük bir operasyona başlayacağı ve ABD'nin de her an Bağdat'ı vurabileceği izlenimi oluşmaya başlamıştı. Siyasi partilerin Irak konusunu seçim malzemesi yapma girişimi, askeri kesimden gelen iki mesajla bıçakla kesilir gibi durdu: Bunlardan ilki 22 Ekim'deki MGK öncesinde 'seçimi engelleme gerekçesi olarak kullanılmasını önlemek amacıyla, 3 Kasım'dan önce bir harekâtın söz konusu olmadığının' basına sızdırılması oldu. Bunu MGK sonrasında (24 Ekim, Radikal) gelen "Siyasiler gereksiz telaş yapıyor, Kuzey Irak'ta her şey kontrolumüz altında" açıklaması izledi. Ancak 28 Ekim'de Washington Times gazetesinde ABD'nin bir önceki Ankara Büyükelçisi Mark Parris imzasıyla çıkan bir makale dengeleri değiştirdi. Parris'in "Saddama'a karşı askeri güç kullanılacağı henüz belli değil, ama kullanılacaksa bu Türkiye olmadan yapılamaz" demesi, resmi Amerikan çizgisini zorluyordu. Bu durumun resmen kabulü, özellikle Irak'ta (Kürtler dahil) Saddam'a karşı harekete geçirilen muhalif grupları ürkekleştirebilirdi. Daha da ötesi, 3 Kasım sonrası kurulacak Türk hükümeti, bu yargıyla Irak konusunda ABD'den gelecek taleplere şimdiye dek izlenenden farklı bir açıdan yaklaşabilir, siyasi kararı geciktirebilirdi. Yanıt bekleyen sorular Amerikalı yetkilinin, 29 Ekim Cumhurbaşkanlığı davetinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün söylediği "Biz karışmayız. Siyasi otorite karar alır, biz de uygularız" sözlerini hararetle desteklemesi, bu tezi güçlendiriyor. Amerikalı yetkilinin açıklamaları, Özkök'ün 4 Kasım'da başlayacak ABD temasları sırasında ayrıntıya giren bazı değerlendirmeler yapılabileceği anlamına gelir mi? Bunun devamında Washington Ankara'dan çok da uzak olmayan bir zamanda bazı somut isteklerde bulunabilir mi? Akıllara takılan bir soru daha var: Emekli Büyükelçi Parris, hâlâ hem ABD Dışişleri'nin, hem de iktidardaki Cumhuriyetçi Parti'nin karar mekanizmalarına yakın ve iyi kaynakları olan birisi. Daha geçenlerde Senato'nun Irak konusunda bilgisine başvurduğu az sayıda uzman arasında yer alması bunun göstergesi. Parris'in yazdıklarının, ABD resmi politikası adına, ancak isim vermeden yalanlanması Washington'da Irak konusunda hâlâ görüş ayrılıkları olduğuna işaret ediyor mu? Anlaşılan daha yanıt arayan sorular mevcut. (Murat Yetkin/ Radikal)

İLGİLİ HABERLER