Medya
  • 30.11.2004 06:59

ALİ ATIF BİR'E SERT ELEŞTİRİLER: "HADDİNİ BİLECEKSİN!.."

Nedim Hazar'ın Zaman'daki yazısı:

Bir tıkaç olarak Ali Atıf Hoca!

Geçtiğimiz hafta Zaman gazetesinin tiraj raporu yayınlandığında bu gazeteyi severek okuyan herkes sevinirken, beni bir düşünce almıştı.

Şüphesiz basit bir paranoyaya dayanmıyordu bu endişe, Türkiye gibi bir ülkede yaşayıp yakın tarihimizdeki toplumsal gelişimlere baktıktan sonra ne menem bir ‘Yengeç Sepeti’ içinde yaşadığımızın farkında olduğum için ‘eyvah’ dedim, ‘Şimdi, yıllardır kendilerini paralayıp, bu ülkede medyayı bir tek kendilerinin temsil ettiğine inanmış ruhlar, bir şekilde bu gazetenin paçasına yapışacaklar!’

Ali Atıf Bir Hoca’yı bileceksiniz. (Bir de Çevik Bir vardı, şimdilik konumuzla çok ilgili değil.) CNN Türk’te programlar yapan, fiziki görüntüsünün aksine hiperaktif görünmeye çalışan, eline sopa alıp markaların, reklamların kafasına ‘dan dun’ vuran (Köşenin adına bak: Atıf Hoca’nın Not Defteri! ‘Çıkarın kağıtları yazılı yapacağım’ cümlesi eksik.) tipik ilk mektep hocası halet-i ruhiyesindeki Atıf Hoca. İş bu hocamız bir süredir gazetemize kafayı ‘takmış’ durumda. Hoş bundan önceki yazılarında hadi bir şekilde reklamlarla ilgili filan deyip ses çıkarmıyorduk; ama dünkü yazısı tam bir ‘merd-i kıpti’ hesabına dönüştü. Atıf Hoca bulunduğu konuma o kadar perestiş etmiş ki, had ve hesabını bilmeden üfledikçe üfürmüş. Bakın ne diyor: “Zaman Gazetesi istediği kadar ağzıyla kuş tutsun ‘cemaat gazetesi’ olduğu gerçeğini değiştiremez bir.” Sanki bir tartışmanın, gaz almanın orta yerinden girmiş gibi cümleye, zira bu cümle tam bir had bilmezlik sorunsalı. Zaman işi gücü bırakıp, kendini Atıf Hoca’ya beğendirecek öyle ya! Aslında problemin temeli yazdığım ilk paragrafta yatıyor ve Atıf Hoca bir hologram gibi, başkasına ait bir gölge gibi yazmış adeta. O kendi didaktizminin tatlı vadisinde gezinip dururken esas mesele başka gibi duruyor.

Bakın şu satırlar aynı zatın bir önceki günkü yazısından: ‘Sanki sözleşmişiz gibi ağızlarımızdan aynı sözcükler çıktı: ‘Peki bizi kim keşfetti?’. Birbirimizin yüzüne bakarak hönkürdük: ‘Ertuğrul Özkööökkk’. Hürriyet, Türkiye’deki toplumsal değişimin en büyük tetikleyicisi. Hürriyet’in sarsılmaz gücü burada. Peki, bu gücü nereden alıyor? Hadi onu da siz bulun bakalım...’ Gölgelerin sahibini bulmak mümkün; ama konumuz bu değil.

Toparlıyorum, Ali Atıf Bir’in temsil ettiği model Televole medyasının reklam düzlemine yıkılmasından başka bir şey değil. Popüler kültürün klişelerini yedeğine alıp, birkaç bilimsel cümleyi akademik ‘titr’ ile destekleyince ortaya çıkan ‘ombudsman’ tripleri sadece kendi sektöründe kalınca bir yere kadar ‘eyvallah’ diyebiliyor insan. Ama kalkıp muhatabına ‘gazetecilik’ dersi vermeye yeltenince ‘orada bir dur bakalım’ demek gerekiyor. Hele bir dur bakalım Hoca!

Şimdi Hoca’nın kendi jargonuyla birkaç not da biz yazalım.

Ali Atıf Hoca Bir. Bir gazeteye ‘ağzınla kuş tutsan’ filan demek senin haddin değil, iki. Abone sistemi bırakın gelişmiş Batı ülkelerini, artık Afrika ülkelerinde bile kullanılan bir sistem, üç. Bayiden satın alma zorbalığı hangi modern pazarlama (Hoca’ya özel apostrof: Marketing) tekniğidir? Dört. Elma-armut üslubu size yakışabilir, (Erman Hoca-Atıf Hoca) Zaman gazetedir, etti mi beş? Okunup okunmama oranı, her gazete için eşit riske sahiptir, arka sayfa güzeli okunurluluk düzeyini değil bakılırlılık yüzdesini artırır, altı. Reklamcılıktan bile değil, Atıf Hoca’nın reklamcılıktan ne kadar anladığını sektörün önemli isimleri çok iyi biliyorlar; zira bir üniversitenin amfisinden gelip tereciye tere satma cüretini göstermeyecek, haddini bileceksin, yedi. Bir gazetenin, gazete olup olmadığını haberi, fotoğrafı, yorumuyla değerlendireceksin, sekiz. Birilerinin sözcülüğünü, amplifikatörlüğünü yapmayacaksın, dokuz. Bu işler Pirelli’nin takvim kızlarına sarılarak poz vermeye benzemez, bu da on.

Hasılı gerçek şu: Ali Atıf Bir, Zaman 495 bin.

Son söz gölge sahiplerine; Atıf Hoca yetmez, başka tıkaçlar da bulmak lazım!

NOT: Ali Saydam gibi reklam sektöründen gelip, medyada bu işi hakkıyla ve layıkıyla yapan ‘star’lık ve şöhret budalalığı gibi kaygıları olmayan kişiler elbette yukarıdaki eleştirilerin uzağındadır.

İLGİLİ HABERLER