Medya
  • 3.8.2019 21:45

Allah-ü teala'nın Ümmet-i Muhammed'e hediyeleri

 Metin Özer'in Mirac yazısında Cenab-ı Hakkın Ümmeti Muhammed'e verdiği hediyeleri aktardı..

ALLAHÜ TEALA’NIN ÜMMET-İ MUHAMMED’E HEDİYELERİ

Peygamber Efendimiz Sallallahü aleyhi ve sellem anlatmaya devam etti..
Hak Teâlâ ümmetimden hoşnut olmadığı işleri de ferman buyurdu.
O şeylerden ilkini şöyle anlattı:
- Ben, onlardan peşin amel istemem; her ameli vakti vaktine isterim. 
Onlara gelince, rızıklarını benden peşin isterler. 
Hatta nice yıllık rızıklarını ihsan etmiş iken, ona kanaat etmeyip onu yiyecek bitirecek kadar ömürleri olduğunu bilmezler.
 
Hal böyle îken, yine dünyaya karşı haris olup:
Geçinecek şeyim yoktur.” Diyerek sızlanırlar, hep daha fazlasını talep ederler. 
Acaba uçan kuşları görmezler mi?. 
Kışlarda bütün âlemi kar bürümüş iken, sahrada yaşayan kuşlar sabah olunca yuvasından kursağı boş olarak çıkar; akşam yuvasına döndüğü zaman kursağı doludur. 
Ümmetin bunu görüp ibret almaz mı? 
Bütün çevre kar dolu ve hiç bir kara yer yok iken onlara rızıklarnı veren bizim de rızkımızı ihsan eder”  diye düşünmezler,  neden ümmetin rızıklarına olan tekeffülüme (Üstüne almak) itimad etmezler.

İkinci de şöyle buyurdu:
- Ben, onların rızıklarnı başkasına vermem; halbuki onlar başkasına amel işlerler. (Yani: Riyakârlık edip gösteriş yaparlar.)

Üçüncü için şöyle buyurdu:
-
Onlar benim rızkımı yerler; benden başkasına şükür ederler. Meselâ, “Bağımdan bu kadar üzüm hâsıl oldu; tarlamdan şu kadar mahsûl hâsıl oldu; ticaretimden şu kadar kazanç elde ettim.” derler. Halbuki, o üzümü bitiren, mahsulü veren, ticaretten fayda ihsan eden benim. Niçin beni anıp, “Bağımdan şu kadar üzüm, şu kadar mahsul, ticaretimden şu kadar fayda ihsan eyledi.” Demezler?. 
Nedendir bu gafletleri, utanmazlar mı?.

Dördüncünde şöyle buyurdu:
-
Cümle izzet bendendir. Dünyada kabirde ve ahirette cümle izzeti veren ben azimüşşanım. Halbuki onlar izzeti başkasından ister. Yani, “Bir mansıp (Mevki, konum, rütbe) sahibi olaydım, malım çok olaydı.” diyerek, izzeti maldan ve makamdan talep ederler.

Halbuki onlar fanidir. 
Ölüm geldiği zaman, hiç biri ile bağlantı kalmaz.
Böyle izzet mi olur?. 
Onlar bana itaat etsinler, ben onları iki cihanda aziz ve muhterem ederim.

Beşinci olarak şöyle buyurdu:
-
Ben, cehennemi kâfirler için yarattım. Halbuki senin ümmetin, daima kendilerini ceheneme atacak işleri yaparlar.

Rabbimin bu hoşnutsuzlukları üstüne üzerine şöyle dedim:
Ya Rabbi, kelâmın haktır. 
Ümmetim bu buyurduklarının hepsini irtikâp ederler. Sen azimüşşan ayıpları örten ve günahları bağışlayan Gani, Kerim ve Rauf ve Rahimsin. 
Sırf lütuf ve inayetinle onların suçlarını affet. 
Ayıplarını ört. 
Cürüm ve günahlarını fazlınla, ihsanın ile bağışla. 
Geniş rahmetinle onları;, çeşitli bahşiş, kerem, nimet ve lütuflarınla rahmetine nail edip cennetine ulaştır.

Bu niyazım üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:
- Ya Muhammed, eğer ümmetin günah işlemez olsaydı; günah işleyen bir ümmet yaratırdım. Ta ki, onları af ve mağfiret edip affedici bağışlayıcı olduğumu aşikâr edeyim.
Sen benim habibimsin, kulumsun. 
Cümle mahluku senin için yarattım. Ümmetin günahları için rahmet denizimi hazırladım.
Ya Habibim!.. Sen üstün şanına, yüce makamına nazar eyle. 
Seni cemalimle, müşerref ve mükerrem eyledim. Vasıtasız olarak, seninle benim aramda tercüman olmadan seni kelâmımla mükerrem eyledim. 
Senin için makbul olanlar benim için de makbuldür. 
Senin için merdud (reddettiklerin) olanlar, benim için de merduddur.
Sonra şöyle buyurdu:
-  Hakikat şu ki; sen cennete cümle enbiyadan evvel gireceksin. 
Sen cennete girmeyince, hiç bir peygamber girmez. 
Ümmetin ise, cümle ümmetlerden evvel cennete girecektir. 
Ümmetin cennete girmedikçe, hiç bir ümmet cennete giremez.

Sonra şöyle buyurdu:
- Ya Habibim, Daima sohbetin benimle olsun. Çünkü, dönüşün banadır. Kalbini dünyaya bağlayıcı olma. Çünkü, ben seni dünya için yaratmadım.
Sonra şöyle buyurdu:
- Ya Habibim, senin ümmetini üç bölüğe ayırdım. 
Bu üç bölüğün bir bölüğünü sana bağışladım. 
(NOT : Direk cennete alınacaklar)
Baki kalan bir bölüğünü de kıyamette bağışlarım.(Senin şefaatine)  
Ta ki, benim katımda, senin kadrin ve kıymetin mahşer günü cümle mahluka açık görüne. .(
NOT : Günahı sevabından çok olup da, Resûllulla’ın şefaati ile Affa uğrayıp cennete girecekler)
(NOT : Bir bölük de cehennemde günahının cezasını çekip dönecek. )
Ümmet-i Muhammed  olmak için son nefeste iman getirmek şarttır. Son nefeste iman getiremeyenler sorgusuz sualsiz cehennem ehline dahil edilecektir.)

Bundan sonra, Yüce Hak bana nice büyük işlerin hükmünü verdi. Ama o işleri size haber vermeye izin vermedi.
Ümmetime bir gün ve bir gecede elli vakit namaz kılma, Yılda 6 ay oruç tutmak ve cenabetten sonra yedi kere gusûl etmek, elbiselerine necaset bulaştığı zaman yedi kere yıkamak farz kılındı.
(NOT : Musa Aleyhisselamın tavsiyesiyle Peygamber Efendimiz tekrar tekrar Cenab-ı hakka çıkarak bunları hafifletmesini talep etti ve duası kabul olup ibadetler bugünkü hale geldi.. Rabbim onlardan razı olsun)

Yüce Hak bunları emir buyurduğu zaman şöyle emretti ;
- Bunları ümmetine benim namıma tebliğ et.
Ben de bunun üzerine şöyle dedim :
- Ya Rabbi!.. 
Her yoldan dönen cemaatine bir hediye götürür. Ümmetime bir hediye ihsan eyle ben de onu götüreyim.

Bunun üzerine Süphan olan Yüce Hak şöyle buyurdu;
Ümmetine tuhfenin (Hediye, armağan) birisi şudur; 
Onlar dünyada oldukları sürece, onların yardımcısı benim.
Hayır işlere muvaffak ederim. 
Çeşitli nimetlerimi ihsan ederim.
Duâ ettikleri zaman, duâlarını kabul ederim.
Korktuklarından kurtarır, muradlarını da ihsan ederim.

Ümmetine tuhfenin (Hediye, armağan) birisi de şudur;
Ömürlerinin sonu geldiği zaman onların yardımcıları benim.
Şeytanın mekrinden korurum.
Cennet ile müjdeler, oradaki makamlarını gösteririm.
Son nefeslerini vermeyi kolay ederim.
Ahirete iman selâmeti ile göçürürüm.

Ümmetine tuhfenin (Hediye, armağan) birisi de şudur;
Onlar kabirlerine girdikleri zaman da yardımcıları benim.
Kabir karanlığından ve darlığından onları hâlas ederim.
Kabirlerini nurlandırıp, geniş ederim.
Münker-Nekirin suallerine cevap vermeyi kolay ederim.
Kabirlerini cennetten bir bahçe ederim.

Ümmetine tuhfenin (Hediye, armağan) birisi de şudur;
Onlar kabirlerinden kalktıkları zaman da onların yardımcıları ancak benim.
Kabirden yüz aklığı ile kaldırıp, cennet hulleleri giydiririm.
Bineklerine bindirip, çevresindeki meleklerle izzet ikram ederek mahşere getiririm.
Mahşerin dehşetinden emin kılarım.
Senin sancağın altına koyar, senin havzından (Kevser havuzu) içiririm
Arşın gölgesi altında in’am (nimetlendirme) eylediğim; Nebiler, Resûller, sıddıklar, şehitler, salihler ile hemdem (Arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı) ve refik (yoldaş) ederim.
Çeşitli cennet nimetleri ile nimete erdirdikten sonra, kitaplarını sağ ellerine ihsan ederim.
Hesaplarını kolay, mizanlarını ağır ederim.
Sıratı; kolay ve selametle geçirip, fazilet lütuf ile üstün cennetime koyarım.

Bu tuhfelerden sonra Sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu;
- Ya Muhammed!.. Benim katımda sen, cümle yaratılmışlardan daha kereme nâilsin.
Kıyamet günü sana o kadar ikram edeceğim ki; cümle âlem hayret içerisinde kalacak.
Ya Muhammet!..  İster misin ki ümmetin için neler hazırladığımı göresin?

İsterim Ya Rabbi” dedim. Şöyle buyurdu;
- Kulum, elçim, eminim Cebrâil sana göstersin.
Oradan döner dönmez Refref göründü.
Refrefin üzerine oturdum. Sidre-i Münteha’ya kadar indim. Beni orada Cebrâil karşıladı ve şöyle dedi;
- Sana müjde Yâ Resûlullah.. Sen cümle mahlukatın hayırlısı ve cümle nebilerin ve resûllerin seçilmişi çıkartılmışsın.
Yüce Hak; mahlukattan birine, nebilerden resullerden birine, mukarreb meleklerinden birisine etmediği tahiyyeti ve tazimi sana yaptı.

**********************   **********************   *************************

Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin hürmetine, İzzet sahibi Yüce Hakk tarafından ihsan olunan bu TUHFELERİN cümlesini Cenab-ı Hak;  bizlere, sevdiklerimize ve sevenlerimizi de nasib edip hepimizi mesrur eylesin. İnşallah.... AMİN.. 
Ey Alemlerin Rabbı Amin.. Ey Merhametlilerin merhametlisi Amin..



 

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER