Medya
  • 29.4.2003 10:25

AVRUPA BASININDA BUGÜN...

LONDRA - İngiliz ve Avrupa gazetelerinde bugün yayımlanan haber ve yorumlarda, Irak'ta yeni yönetimin kurulma çalışmaları, Avrupa Birliği'nin geleceği, Brüksel'de bugün düzenlenen mini savunma zirvesinin ortaya çıkardığı tartışmalar yer aldı. Irak'ta silahlı savaşı büyük ölçüde bitiren Amerika Birleşik Devletleri, şimdi Irak'ta Saddam Hüseyin sonrası kurulacak yönetimin temellerini atma çabası içindeyken farklı kökenlerden gelen halkların birarada yaşayıp yaşayamayacağı, ülkeyi birlikte yönetip yönetemeyecekleri tartışılıyor. Bu işin sorumluluğu da Amerika Birleşik Devletleri tarafından Irak'a ''genel vali'' olarak atanan emekli General Jay Garner'ın omuzlarına bırakıldı. Daily Telegraph gazetesi, bu çabaları baş yazısına taşıdı ve Amerikan yönetiminin ''Irak Iraklılarındır'' açıklamalarına gönderme yaparak, ''Irak, hangi Iraklıların?'' sorusunu sordu. Gazete, ''Irak toprakları medeniyetin beşiği sayılabilir ancak Baas Partisi'nin 35 yıllık baskıcı rejimi, Saddam Hüseyin'in ve Tikrit'i aşiretinin diktası sonucu Irak toplumu sürekli ezildi. Bağdat'ın düşüşünün üzerinden geçen 3 haftada, 2 hareket öne çıktı. Bunlardan birincisi Şii din adamları ve İran merkezli İslam Devrim Yüksek Konse idi. Derli toplu, parası ve silahları olan bu hareket, İran'dan aldığı destekle bir İslam Cumhuriyeti'nin propagandasını yapıyor'' dedi. Daily Telegraph, öne çıkan ikinci hareketin ise nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Kürtler olduğunu yazdı. Gazete, ''Birleşmiş Milletler'in petrol karşılığı gıda programından elde ettikleri gelirle kendi özerk idarelerini kuran Kürtler, Irak'ta kurulacak bir federal yönetimle Kuzey Irak'ta belki bağımsız değil ama özerk yönetimlerini sürdürmek istiyorlar. Ancak bu, kendi topraklarındaki Kürtlerin de benzer haklar isteyeceklerinden endişelenen Türkiye için kabul edilemez bir istek'' dedi. Bu iki hareketin dışında laik Şiilerin ve Kürt olmayan Sünnilerin, Türkmenlerin, Asurilerin ve farklı aşiret liderlerinin bulunduğuna dikkat çeken Daily Telegraph, Irak'ta oluşturulması gereken yönetimi, ''Ülkede bu kadar farklı gruplar olması, federal bir yönetimi gerektiriyor. 18 eyalet kendi yerel yöneticilerini seçecek ve parlamentoya gönderecek. Irak'ın başlıca zenginliği olan petrolün Kerkük ve Basra çevresinde bulunduğu dikkate alınırsa, bunun farklı gruplar tarafından suistimal edilmemesi için bu bölgeler merkezi yönetime bağlı olmalı. Nasıl bir yönetim istediklerini Iraklılar belirleyecek olsa da Amerika, bu yönetimin, farklı grupları gerektiği şekilde temsil etmesini sağlamak durumunda'' sözleri ile anlattı. ''GISCARD DEMOKRASİ İLE OYUN OYNUYOR'' Financial Times gazetesi ise, Irak'ta olduğu gibi, nasıl yönetilmesi gerektiği tartışılan Avrupa Birliği'ni, editörlerinden Quentin Peel'in değerlendirmesiyle okurlarına aktardı. Peel, ''Giscard demokrasiyle oyun oynuyor'' başlıklı yazısına ''Bir iyi bir de kötü haber var'' diyerek başladı. Peel, ''İyi haber, Avrupa Konvansiyonu çalışmalarına başladıktan 14 ay sonra, Avrupa Birliği'nin geleceğinde yönetim gücünün nerede olacağı şekillenmeye başladı. Kötü haber ise, politikacılar, 'tarih öncesi' ve modern bakanlar, şiddetle federal yönetimi savunanlar ve katı milliyetçilerden oluşan 105 Konvansiyon üyesine mantıklı bir anlaşma sağlayabilmeleri için iki aydan az zaman tanındı. Bu delegeler, anlaşmaları, 25 üyeli bir Avrupa Birliği'ne uyarlamakla görevli. Ancak bu konudaki endişe, sonuçta ortaya, eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'in ve büyük ülkelerin isteği doğrultusunda bir anlaşma çıkması. Ancak Konvansiyon'da izlenen poitikalar oldukça karmaşık. Parlamenterlerle hükümet temsilcileri arasında gerginlik yaşanıyor. Diğer sorun da 'büyük altılıyla', yani İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya ve İspanya'yla diğer küçük 19 üye arasında yaşanıyor'' dedi. Peel, özellikle İngiltere ve Fransa'nın güçlü Avrupa Birliği kurumlarını kendi egemenliklerine tehdit olarak gördüklerini belirterek, ''İngiltere ve Fransa, güçlü bir Avrupa'dan bahsederken bunda samimi değiller. Asıl kastettikleri, kararları kendilerinin verdiği bir Avrupa. Konvansiyon üyelerinin yapabilecekleri en büyük reform, hükümetlerin ve bürokratların kararlarını izlemek üzere Avrupa Parlamentosu ve ulusal parlamentolara daha fazla güç verilmesini önermek olacaktır. Seçmenler şeffaflık istiyorlar. Görünen o ki, bu konuda Giscard d'Estaing önceliklerini doğru belirleyememiş'' dedi. Avrupa Birliği içindeki sorunlar kıta Avrupası gazetelerinde de değerlendirildi. Bu kez konu Konvansiyon değil, bugün Brüksel'de Fransa, Almanya, Belçika ve Lüksemburg'un katılımıyla düzenlenen mini savunma zirvesi ele alındı. ''YARI KOMİK YARI TRAJİK ZİRVE'' Almanya'nın Die Welt gazetesi bu toplantıyı ''yarı komik yarı trajik'' diye tanımladı ve ''Almanya bu zirvenin önemli bir parçası çünkü Berlin'in desteği olmadan bu megalomani sadece 'komik' olurdu ancak şimdi Avrupa'nın geri kalanı gülüp geçemeyecek'' yorumunu yaptı. Avrupa'nın savunma politikası için biraraya gelen bu ülkelerin NATO'yu görmezden geldiklerini yazan Die Welt, ''Lüksemburg'un Avrupa ordusuna asker katkısı üç haneli sayıları geçmeyecek, Belçika'nın caydırıcılık gücü ise ürettiği çikolataların kalorisine bağlı'' dedi. Avusturya'nın Der Standart gazetesi mini zirve konusunda daha umutlu ve bunun savunma politikası tartışmalarına hız kazandıracağını belirtti. Gazete, ''dörtlü çete'' olarak tanımladığı bu ülkelerin Avrupa Birliği'ne çok büyük bir zarar vermeyecekleri görüşünü savundu. Fransa'nın Le Figaro gazetesi, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in dün Financial Times gazetesinde yayımlanan röportajına manşetten yanıt verdi. ''Blair, Chirac'ın Avrupası'nı reddediyor'' başlığının altında gazete, Blair'in Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın görüşlerine açıkça saldırdığını yazdı. İngiltere, Avrupa Birliği içindeki sorunların yanısıra, Kuzey İrlanda sorununda da sıkıntılı günler yaşıyor. Barış görüşmeleri kesildi, karşılıklı suçlamalar devam ediyor. Son olarak İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA'nın siyasi kanadı olarak görülen Sinn Fein partisinin lideri Gerry Adams, örgütün tamamen silahsızlanmaya hazır olduğu mesajını vermişti. Guardian gazetesi, Sinn Fein'in eski tanıtım sorumlusu Danny Morrison'ın bir makalesini yayınladı. Morrison, birlik yanlılarını, barış sürecini, ''teslim olma'' sürecine çevirmekle suçladı ve ''IRA aşağılanamayacak'' dedi. Morrison, ''Gençlik yıllarında IRA'ya katılan bir İrlanda Cumhuriyetçisi olarak yorumcuların söyleminin neden 'İngiltere için karar zamanı' değil de 'IRA için final' şekline döndüğünü anlamıyorum. Bu, 5 yıl önce verdiği sözleri tutması için İngiltere'nin son şans. İngiliz hükümetinin İrlanda'da olmaya zaten hakkı yok. IRA'yı suçlamak çok kolay. Ancak asıl sorun birlik yanlılarının milliyetçilerle yönetimi paylaşmayı istememesi. Bunun sonucunda da barış sürecini IRA'nın teslim olması sürecine çevirmeye çalışıyorlar. İngiltere en büyük hatayı, 50 yıldır milliyetçilere ayrımcılık uygulayan Ulster Birlik Partisi'ni yönetime getirmekle yaptı'' dedi.

İLGİLİ HABERLER