Dünya
  • 8.12.2019 17:30

Avrupa’da nüfus felaketi: Aile kurumu yok oluyor

Avrupa’da Nüfus Felaketi: Aile Kurumunun Yok Oluyor

Alman yazarı Wolfgang Borchert batıda aile kurumunun günümüzdeki halini Alman bir papaz şu kelimelerle yerinde bir ifade ile tarif ediyor: “Ne tanrının kuralları nede kilisenin uyarıları, ne insanlık tarihinin tecrübeleri nede saf mantık biz Avrupalıların aile ve evlilik kurumlarını yıkmamızı engelleyebildi”. Konuya girmeden önce 1. bölümde gibi tekrar bütün Avrupa’yı temsilen Almanya ki ailelerden ilgili bir kaç rakamlarla başlamak istiyorum:

Her yapılan evliliğin 50%’si boşanma ile sonuçlanıyor (60’lı yıllarda bu rakam 15%’di ve bizim yıllardır rekor kıran en “çağdaş” kentimiz İzmir’de son verilere göre 33% gibi rakamla Avrupa’ya yaklaşmış)

Boşanma davaları 80% kadınlardan geliyor, çocuk velayeti 90% annelere veriliyor.

Bu boşanmalardan her yıl 160,000 çocuk etkileniyor.

Her gün 500 çocuk boşanma kararlarından genellikle babasından zorlan ayrılıyor.

Her 4 aileden biri tek ebeveynli (genelde anneli) yetişiyor – 1,6 milyon aile

2007 yılında devamlı babasıyla irtibatı kesilen çocuk sayısı 2,2 milyona ulaştı

Aile mahkemelerin kadınlardan yana karar verme eğiliminden dolayı babaların çocuklarını görme hakkından bile mahrum bırakılıp babasız nesiller yetişiyor.

Nafaka ödeme şartı olmasına rağmen annelerinin intikam alarak ve feminist düşüncesi etkisinde her erkeğe nefretle yaklaşan aile mahkemeleri  bu yaygın babalarından yabancılaştırma eylemleri hem çocuklarda hem de evladından ayrılan babalarda büyük psikolojik yaralar acıyor.

Bilinen çocuklarda yaratılan büyük psikolojik sorunların yanında  bu şekilde ailelerinden ve evlatlarından dışlanmış ve yasalarda hakkını alamayan babalarda depresyon, iş yerinde verimlilik düşüşü ve intihara kadar giden sonuçlara yol acıyor. Dolayısıyla erkeklerin 50% böyle bir sömürülmekten çekindikleri için hiç çocuk sahibi olmamayı tercih ediyorlar.

Her doğan çocuğun 33% evlilik dışı doğuyor (bu oran AB genelinde 38% ve 20 yıl önce sadece 15%’di)

Aile fertlerinde iki tarafta da aldatma olayları o kadar olağan olduğundan dolayı tahminlere göre evliliklerde doğan çocukların 26%’nın babası başkası olduğuna inanılıyor. İlginçtir bundan dolayı zaten boşanmalarda perişan olan çocukları korumak için 2006’da Almanya’da anneden onaysız gizli babalık DNA testi yapmak kanunen yasaklanmıştır (Kuckkuckskindurteil).

Çoğu büyük şehirlerde hanelerin ancak 15 – 20 %’inde çocuk yaşıyor

Her Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye giden ilk fark ettiği olaylardan biri mutlaka sokaklarda oynayan çocukların fazlalığı olmuştur. Federal Almanya’daki yukarıdaki aile tablosu bazı duyarlı sosyologlar tarafından ülkenin 2. Dünya harbinden sonraki en büyük psikolojik ve sosyal kitle faciası olarak tanımlıyor. Fakat aile kurumunun asıl yıkılmasının arkasındaki nedenlere bakmamız gerekir. Bu yıl yapılan geniş çaplı bir araştırma Almanya’da ailelerin yok olmasının ana sorumlularını şöyle sıralıyor:

1. Devlet kurumları ve yasalar

Devlet aile kurumunu koruması bir kenara yasalar ve cinsiyet eşitliği politikaları çerçevesinde ailelerin parçalanmasında başrol oynuyor. Anayasada aileyi koruma maddesi olmasına rağmen aile hukuku ile ve yasal düzenlemeler ile devlet politikası haline gelen feminist fikirler bizzat uygulanıyor. Devlet bir nevi bundan çıkar umarak otoritesini özel hayata kadar genişleterek bireyleri daha fazla kontrol ve etkileme imkanına kavuşuyor.

Bunun yasalara yansımasının en iyi örneği 1977’da yapılan boşanma yasası reformundaki ilkesel değişiklikten sonra evliliklerin hiç bir neden ve suçlu gerektirmeden boşanmalarını mümkün olması. Yeni yasaya göre kadının boşanmada suçlu da olsa (zina/aldatma) hiç bir yasal hakkını kaybetmiyor (nafaka, velayet vs.).

Gündelik hayatta sık görünen senaryo bu: Kadın kocasını aldatsa da boşanma kararını kendisi verip hiç bir risksiz evlilikten kendisi çıkarak hem 94% bir ihtimalle çocukların vekaletini elde ediyor hem de nafaka hakkına sahip oluyor. Sonra sevgilisiyle (evlenmeden) beraber yaşayarak hem maddi durumunu yükseltiyor hem de çocukların babalarıyla bağlarını (nafaka hariç) kesiyor. Böylece çocukların babası iki kez kaybederek hem hiç bir sucu olmadan çocuklarından ayırtılıyor hem de uzun bir süre nafaka ödemeye mahkum oluyor.

Bu şekilde bir hukuki düzenleme kadının cinsel özgürlükle doyumsuzlaşıp ve canavarlaşan ve evliliği bir istismar aracı ve maddi kaynak olarak görme ve erkeği sömürme imkanını veriyor. Yasaları arkasına alarak kocasını tamamen dize getiriyor. Ailelerin böyle kolay parçalanmasını sağlayan yasalar yuvaların huzur ve güven veren ortam olacağına savaş alanına çevirip bilhassa her boşanmada zararlı çıkan ve her şeyini kaybedebilen erkekleri evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan tamamen ürkütüyor.

2. Feminizm

Batı dünyasında toplumsal hayatın her köşesine mutlak hakim olan özü cinsiyet çatışmasına ve aile ve çocuk düşmanlığına dayanan sözde kadına özgürlük vaat eden bu totaliter ideolojiyi 3. bölümde geniş çaplı ele alacağım.

3. Yardımcı sektörü

Almanya’da yardımcı sektörü (bütün boşanma aşamasına katılan aile danışmaları, kadın evleri, psikiyatrisiler ve tabii ki boşanma avukatları vs.) boşanma, nafaka, velayet ve mal varlığı dağıtımı gibi davalardan yılda tahminen EUR 20 milyar ticari gelir elde ediyor. Bu devasa piyasa yılda 600’000 aile/boşanma davaları ile 215’000 boşanma kararları veriyor.

Büyük bir rantı ele geçiren bu “boşanma mafyası” ailelerin/çocukların çıkarından ziyade bu çarkın dönmesi ve sistem mütemadiyen yeni boşanma kurbanları üretmesini sağlıyorlar. Üstelik bilimsel sonuçlar şunu gösteriyor ki bugünün ebeveynlerinin boşanmalarından ruhsal yara almış çocuklar geleceğin boşananlarını temsil ediyorlar çünkü sağlıklı ilişki kurmaları ve bir insana bağlanma yeteneklerini etkilendikleri ayrılma olaylarından kesin şekilde kaybetmiş oluyorlar. Böylece gelecekte de “ilişki özürlüleri” yetiştirilerek yardımcı sektörün kurbanları hiç eksilmiyor.

4. Genel olarak toplum ve medya

Bugünkü medyada yüceltilen hedonist ve egoist maddiyatçı yaşam tarzı ve özendirilen ahlaki çöküş devamlı aile hayatını saldırılara maruz bırakıyor. Bütün basın organlarında feminist ideoloji çizgisinde kadının aileden uzaklaştırarak ve gayri meşru cinselliği yaşayarak özgürleşmesi idealini yaygınlaştırıyor. Medya yayınları ailevi sorunlara çare bulmaktan ziyade yüksek boşanma oranını kadının özgür iradesinin kanıtı ve üstün cesareti/gücü olarak göstererek adeta boşanma kararı almaya teşvik ediyor. Aynı zamanda devamlı eğitim kurumlarında çocuklara erken yaşta eşcinsel beraberliklerin ve babasız ya da değişen erkekli ailelerin doğal olduğunu aşılayarak nikah ve geleneksel ailenin modası geçmiş ve toplumda değeri kalmayan müesseseler olduğunu yayarak ailelerin bilinçli şekilde ahlaki temellerini yok ediliyor. Bu yetmezmiş gibi ders kitaplarında geleneksel aile hayatından bahseden bölümleri aldırtarak tamamen hafızalarından silinmesini sağlanıyor.

Sonuç olarak değişik kollardan yürütülen politik, yasal ve fikri gayretler sonucu batı dünyasında aile kavramını yok etmeye odaklanmış girişimler insanlık tarihinde geçerliliğini koruyan aileyi bir nesilden daha az bir sürede parçalayarak amacına ulaştı.

Bütün ideolojilerin tükendiği cağda batı dünyasında hic hız kaybetmeden ve etkisini 70’li yıllardan sonra toplumda giderek artıran cinsiyet eşitliği maskesinde yürütülen  feminizm ya da yeni adı ile “gender mainstreaming” (cinsiyetleri yaklaştırmak) politikaları birçok düşünür için aile kurumunu yıkan ana unsur olarak görünüyor. 3. bölümde feminizmin topluma ve aileye etkisini inceleyeceğiz. Devamı: Avrupa’da Nüfus Felaketi: 3. Bölüm: Totaliter Feminizm Düşüncesi ve Aile isimli makalede.

Yazar Hakkında: Necmettin Kadı

1977 doğumlu ve Karadeniz’in hırcın dalgalarından sisli dağları ve yeşil yaylalarından okyanus ötelerine açıldım. Memleket ve yurt arayışı ile hayatımın çoğunu yurt dışında eğitim alarak ve çalışarak geçirdim. Son 7 yıldır İsviçre’de finans sektöründe çalışıyorum. Evli ve Cem isminde bir aslan parçası oğlum var. Dünyanın pek çok yerini gezmiş ve değişik ülkelerde ve medeniyetlerde yaşamış birisi olarak yaşadıklarımı ve birikimlerimi paylaşmayı çok seviyorum. İlgi alanlarım toplumsal ve iktisadi konular, dünya edebiyatı, evrensel sanat ve kültür, felsefe ve seyahat.


 

İLGİLİ HABERLER