Gündem
  • 30.6.2021 10:36

Cehennem Kapısı'nın gizemi sonunda çözüldü

Pamukkale'deki Hierapolis Antik Kenti'nde bulunan "Cehennem Kapısı"nın yüz yıllardır süregelen gizemi, modern bilim sayesinde çözüldü.

Pamukkale'deki travertenler, Türkiye'nin en gözde turizm noktaları arasında yer alıyor. Bu benzersiz yapı, 400 bin yıl boyunca zengin minerallere sahip doğal kaynak suyunun köpürmesi sonucu geride bıraktığı kireçtaşı kayalıkların yavaş yavaş birikmesiyle oluştu.

Bu doğal kaynak suyu yamaçtan aşağı akarken içindeki gazlardan da arınıyor. Böylece arkasında yaklaşık 3 kilometre uzunluğunda, 160 metre yüksekliğinde parlak beyaz kalsiyum karbonat tortusu bırakıyor.

Benzer bir yapı, Çin'de Huanglong ve ABD'deki Yellowstone Milli Parkı'nda da bulunuyor. Ancak ortak görüş, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Pamukkale'nin en muhteşem travertenlere ev sahipliği yaptığı yönünde.

Pamukkale, pandemi öncesinde yılda 2,5 milyon turist tarafından ziyaret ediliyordu. Ancak bu turistlerin büyük bir bölümü, çok daha büyük bir gizemin farkında olmadan bu büyüleyici manzarayı seyrediyordu.

Oysa, Pamukkale'nin beyaz kayalıklarının tepesinde yer alan, Hierapolis Antik Kenti'nin kalıntıları çok daha büyüleyici bir cazibeye sahip. M.Ö. 2'inci yüzyılın sonlarında Bergama'daki Attalos Hanedanlığı tarafından kurulan Hierapolis, M.S. 133 yılında Romalıların eline geçti.

Burası, antik Roma yönetimi altında giderek gelişen bir kaplıca kentine dönüştü. 3'üncü yüzyıla gelindiğinde, İmparatorluğun her yerinden ziyaretçiler bu büyüleyici manzarayı seyretmek ve şifalı olduğu söylenen sularda yıkanmak için buraya akın ediyordu.

Bu şehir, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, Anadolu'nun sıcak güneşi altında altın rengi parlayan travertenden inşa edilmiş olan etkileyici kemerli giriş kapısı, sütunlu ana caddesi ve güzel bir şekilde restore edilmiş amfitiyatrosuyla halen ziyaretçilerin gözdesi bir yer.

Güney California Üniversitesi'nden Roma İmparatorluğu uzmanı arkeolog Dr. Sarah Yeomans, "Termal sular muhtemelen şehrin kuruluşunun başlıca nedenlerinden biri" diyor:

"2'nci yüzyılın ortalarında Hierapolis, benim tahminime göre, farklı yerlerden gelen ziyaretçiler sayesinde diğer birçok yere kıyasla daha dinamik ve çeşitlilik içeren bir nüfusa sahip, güzel ve hareketli bir kaplıca merkeziydi."

Ancak Hierapolis, sunduğu tüm bu güzelliklere rağmen, Roma döneminde daha uğursuz bir nedenle de biliniyordu.

Rivayete göre, yeraltına açılan "Cehennem Kapısı" da burada bulunuyordu. Yine o dönemdeki bu rivayetlere göre, bu kapıdan geçilerek girilen yeraltında üç başlı cehennem köpeği Kerberos'un zehirli nefesi yerden akıyor ve tanrı olarak kabul ettiği Hades'e (Plüton) masumları kurban veriyordu.

Bu nedenle buraya, "Cehennem Kapısı" olarak adlandırılan Plütonyum'un yanına Apollon Tapınağı inşa edildi. Artık buraya gelenler, tapınaktaki din adamlarına kendileri adına tanrılara kurban vermeleri için ödeme yapmaya başladılar.

Antik Roma döneminin ünlü tarihçilerinden Yaşlı Plinius ve Yunan coğrafyacı Strabon gibi dönemin önde gelen yazarları, bu kurban verme ayinlerini "tüyler ürpertici bir gösteri" olarak tanımlıyordu. Bir din adamı, kuzu ya da boğa gibi bir hayvanı tapınağın içine götürüyor ve sanki bir ilahi müdahale olmuş gibi hayvan oracıkta ölüyor, din adamı da canlı olarak dışarı çıkıyordu.

Strabon, 17 ciltlik Coğrafya ansiklopedisinin 13'üncü cildinde tanık olduğu bu ayin karşısında şaşkınlık duyduğunu gizlemeyerek, "İçeriye serçeleri attım, hemen oracıkta son nefeslerini verip yere düştüler" diye yazıyordu.

Bugün Apollon Tapınağı'nı ziyaret ettiğinizde bu dramatik sahnelerin gerçek olduğunu tahayyül etmek oldukça güç. Bugün burası etrafı, üzerinde mineral köpüklerin dolaştığı, yaklaşık 25 santimetre derinliğindeki berrak suyla dolu dikdörtgen bir mahfaza ve bir yanında da kemerli bir giriş bulunan huzurlu bir mekan.

Buranın üzerinde etrafı seyretmek isteyenlerin oturabileceği basamaklar ve Hades'in (Plüton) heykelinin kopyası bulunuyor. Burayı ziyaret ettiğimde, buranın yüzyıllarca önce ölümlerle anılan bir yer olabileceğini hiç düşünememiştim. Aksine, bunların rivayet ve efsane olduğuna inanmıştım. Aynı yere giren hayvanlar ölürken, yanlarındaki din adamları nasıl sağ kalabilirdi ki?

İLGİLİ HABERLER