Gündem
  • 14.1.2014 01:09

Destici'den Uludere açıklaması

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Uludere olaylarıyla ilgili herşeyden önce hayatını kaybedenlerin terörist mi, kaçakçı mı yoksa suçsuz mu olduklarının aydınlatılması gerektiğini, bunun da hukuk yoluyla olacağını söyledi.
Destici, “Burada eğer bir istihbarat zaafiyeti varsa, bir hata, ihmal, kusursa devlet çıkıp demesi lazım ki 'Biz yanlış yaptık, özür diliyoruz'. Terörle mücadelede bu tür yanlışlar yapılamaz mı yapılabilir. Yani çünkü 30 yıllık bir mücadeleniz var“ dedi.
BBP olarak 30 yıldır Türkiye’nin terörle mücadelesinde iki şeyi birbirine karıştırmadıklarını belirten Destici, “Kürt kardeşlerimizle PKK hiçbir zaman aynı kabın içerisine koymadık. Ana sloganımız şuydu: Kürtler kardeşimiz, PKK düşmanız. Şimdi bu çerçeveden baktığımızda 30 yıl terörle gerçek anlamda mücadele edilmediğini de söyledik. Başta Abdullah Öcalan olmak üzere PKK’lı teröristlerle ilgili idam cezasının geri getirilmesiyle ilgili imza kampanyaları yaptık, referandumlar düzenledik. Dokunulmazlıkların kaldırılmasını istedik. Bütün bunlarla ilgili görüşlerimiz aynen devam ediyor. Biz durduğumuz yerdeyiz” diye konuştu.
BUNDAN ETKİLENMEMEK MÜMKÜN DEĞİL, İNSANİ VE İSLAMİ OLARAK BAKTIĞINIZ ZAMAN HERKES BUNDAN ETKİLENİR”
Terörle 30 yıllık mücadelede mücadele ediliyormuş gibi yapıldığını, eğitimli birliklerin oluşturulmadığını, istihbarat zaafiyeti yaşandığını, bölgenin hala Türkiye’nin en eğitimsiz, en yoksul, gelir dağılımından en az pay alan bölgesi olduğunu söylediklerini hatırlatan Destici, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bununla birlikte PKK’nın gelirinin büyük bir bölümünün kaçakçılıktan, bölge halkından, işadamlarından zorla toplanan paralar olduğunu da söyledik ama bir şey daha söyledik. Hukukla ilgili düzenlemelerde yapılması gerekir dedik. İdam cezası geri getirilsin derken, öbür taraftan teröristlerle mücadele eden güvenlik güçlerinin eli hukuki yönden güçlendirilsin derken, öbür taraftan da bu 30 yıllık zaman dilimi içerisinde teröristle mücadele ediyoruz adı altında hukuk dışı uygulamalar yapıldı. Geri planda derin işbirlikleri oluşturuldu PKK ile. Bunların da gün yüzüne çıkartılmasını ve bir daha tekrar etmemesini istedik. Şimdi geldiğimiz noktada Uludere’de buna benzer bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Önce ne dendi? Sınırdan Türkiye’ye geçmek isteyen karakolu basmak isteyen bir terörist grup dendi ve dolayısıyla kamuoyunda bu algı oluştu ve tepki gelmedi. Daha sonra bunların kaçakçı olduğu fakat içlerinde PKK’lı olan birkaç kişinin olduğu söylendi. Buda toplumdaki algıyı değiştirmedi. Nihayetinde bugün Türkiye’de ki kanaat nedir? Bunlar kaçakçıydı ve yanlış istihbarat neticesinde öldürüldüler. Yani havadan bombardımanla öldürüldüler. Şimdi Türkiye’de ki kanaat bu. Mahkemeye taşındı ve sivil mahkeme yetkisizlik kararı verdi. Askeri mahkemeye gitti. Askeri mahkeme bundan önce Meclis’te komisyon kuruldu biliyorsunuz, ‘Araştırma Komisyonu’ kuruldu. Oradan da istenilen netice çıkmadı ve Askeri Mahkeme’de bunu takipsizlikle neticelendirdi. Biz şunu istiyoruz her şeyden önce, burada bu konu aydınlatılması lazım. Yani gerçekten bunlar terörist miydi, gerçekten kaçakçı mıydı yoksa suçsuz insanlar mıydı? Bunların ortaya çıkarılması lazım, bunu kim ortaya çıkaracak, hukuk ortaya çıkaracak. İkincisi, buradaki insanların ailelerinin feryatlarını dinliyorsunuz ve olayın çözülmesini istiyorlar, sorumluların bulunmasını istiyorlar. Bu bir hak talebidir. Yani bunu görmezden gelmek mümkün değil ki. Şimdi biz kardeşiz, yani PKK dışındakiler için söylüyorum bunu. Biz Allah’ın emriyle birbirimize bağlanmışız. Müslümanız hepimiz. Dolayısıyla da o anneler ellerini açıp Allah’a yalvardıklarında, yakardıklarında ve hesabı ahiret hayatında mutlaka sorulmasını talep ettiklerinde ben bundan etkilendim. Bundan etkilenmemek mümkün değil, insani ve İslami olarak baktığınız zaman herkes bundan etkilenir.”
Bu işin ise PKK’ya yaradığını ve kırsal kesimde neredeyse yok alma noktasına gelen PKK’nın Uludere hadisesinden sonra moral üstünlüğü yaşadığını ve karşı saldırıya geçtiğini anlatan Destici, burada kazananın terör örgütü olduğunu vurguladı. Destici, “Türk toplumunun büyük bir kısmının bu hadiseye uzak durması, sahiplenmemesinin temel nedenlerinden bir tanesi PKK’nın ve onun uzantılarının bu süreci sahiplenmiş olmasıydı. Biz adaletli davranmaya çalışıyoruz, hakkaniyetli davranmaya çalışıyoruz. Burada PKK ile Uludere’deki aileleri ayırmak lazım. nasıl Kürt kardeşlerimizi ayırıyoruz, Uludere’deki aileleri de ayırmamız lazım ve gerçekten insani, İslami ve milli bir bakış açısı ortaya koyduğumuzda ben o ailelerin feryatlarına kulak verilmesi gerektiğini ve bu olayın aydınlatılması gerektiğini düşünüyorum. Uludere evet orada 34 tane insan hayatını kaybetmiştir ama bence Türk devletine yapılmış büyük bir saldırıydı. Türk Silahlı Kuvvetlerine büyük bir operasyon gerçekleştirilmiş oldu ve PKK ile mücadelede maalesef ağır bir yara aldık. Psikolojik üstünlüğünü kaybetti TSK, bu hadiseden sonra, PKK psikolojik bir üstünlük kazandı. Onun için olaya böyle bakmak lazım ve burada eğer bir istihbarat zaafiyeti varsa, bir hata, ihmal, kusursa devlet çıkıp demesi lazım ki: Biz yanlış yaptık, özür diliyoruz. Terörle mücadelede bu tür yanlışlar yapılamaz mı yapılabilir. Yani çünkü 30 yıllık bir mücadeleniz var. Özür dilemeli ama eğer birileri de eğer bir istihbarat zokasıysa burada TSK, hükümet, devlet açığa düşürülmüşse bu açığa düşürülenleri de bulup hak ettiği cezayı vermek gerekir diye düşünüyorum” değerlendirmesini yaptı.
“PKK VE ONUN SİYASİ UZANTILARIYLA ARALARINA BİR MESAFE KOYABİLİRLERSE O ZAMAN TOPLUMUMUZUN HER KESİMİNDEN DESTEK GÖREBİLİRLER”
Uludere’de yakınlarını kaybeden ailelere ise Destici, şu mesajı verdi:
“PKK ve onun siyasi uzantılarıyla aralarına bir mesafe koyabilirlerse o zaman toplumumuzun her kesiminden destek görebilirler. PKK’nın ve onun siyasi uzantılarının önlerine koyduğu yol haritalarıyla giderlerse, o zaman toplumun diğer kesimlerini yanında bulmaları güç olur çünkü PKK ile özdeşleşiyorlar. Mesela Uludere veya Gülyazı denilmiyor başka isimler kullanılıyor, itici geliyor toplumun bazı kesimlerine. Onun için bu iticiliklerin ortadan kaldırılması için ve toplumun tamamının herkesin meselesi olması adına bence PKK ve onun uzantılarıyla, KCK ile aralarına mesafe koyarlarsa Türk toplumunun her kesimden destek bulurlar diye düşünüyorum”.
HSYK ile ilgili düzenlemelere ilişkin değerlendirme de bulunan Destici, “Türkiye’de her iktidar yargıyı kontrol altına almaya çalışmıştır. Aslında Türkiye’deki kuvvetler ayrılığı prensibi sözdedir, kağıt üzerindedir. Uygulamada ne yasamanın, ne de yargının tam bağımsızlığından söz etmemiz mümkün değildir. Hem bu iktidar döneminde hem de önceki iktidarlar döneminde. Siz milletvekillerinizi tercihli sistemle millete seçtirmezseniz, barajsız seçimlerle, hazine yardımının adil yapıldığı seçimler yapmazsınız, liderlerin iki dudağı arasında bunları belirlerseniz bu yasamadan, yasama dediğimiz TBMM’nin bağımsızlığına kimse söz edemez” şeklinde konuştu.
“BU DÜPEDÜZ YARGININ BAĞIMSIZLIĞINI SONA ERDİRMEKTİR”
TBMM’nin diyet ödeme mecburiyeti olmayan vekillerden oluşması gerektiğini kaydeden Destici, yasamanın tam bağımsızlığına kavuşması gerektiğini vurgulayarak, 2010 yılıdaki 12 Eylül referandumunda hep beraber yargıyı bağımsızlaştırıyoruz diye, daha da demokratikleştiriyoruz diye bir referandum yapıldığını ve 26 maddeden uzlaşılmayan 2 maddesi olduğunu hatırlattı. Destici, “Şimdi ne oldu da tekrar hararetle savunduğunuz yapıyı bugün değiştirme gereği hissediyorsunuz. HSYK’nın elindeki tüm yetkileri alıp Adalet Bakanı’na bağlıyorsunuz. Bu ne demektir, bu düpedüz yargının bağımsızlığını sona erdirmektir. Yargının bağımsızlığına bir balyoz indirmektir ve tamamen bağımsızlığı yok etmektir. Bundan Hükümetin vazgeçmesi lazım” dedi.
Buradaki algının 17 Aralık operasyonundan sonra tamamen yargıyı ele geçirmek istediği bir görüntü oluştuğunu kaydetti.
“BU HAK KAYBININ SONA ERDİRİLMESİ İÇİN AYM’YE BAŞVURACAĞIZ”
Hazine yardımıyla ilgili Maliye Bakanlığı’na başvurduktan sonra red cevabı aldıklarını anlatan Destici, “Milletimizin şunu iyi bilmesi lazım. Anayasımızın 68. Maddesi der ki: ‘Siyasi partilere yeteri miktarda ve hakça yardım yapılır’ der ama buna rağmen, Türkiye’de yardımı 3 siyasi parti alır. AK Parti, CHP ve MHP. Seçime 15 partide de girse, 20 partide girse seçim yardımını da bu 3 parti alır. Hazine yardımı başka bir şeydir, seçim yardımı başka bir şeydir ama aynen hazine yardımı alanlar seçim yardımından da onlar faydalanırlar. Şuanda bu seçimle ilgili AK Parti’nin kasasına 180 milyon, CHP 90 milyon ve MHP’nin kasasına 45 milyon para girdi. Bize de 1 kuruş yok. Biz kimiz Türkiye’nin 5’inci siyasi partisiyiz. Ankara’nın 4’üncü partisiyiz. Hem yerel hem genel seçimlerde. Onun için biz Maliye Bakanlığı’na başvurduk bu bir haksızlıktır, biz payımıza düşen parayı istiyoruz. Bize red cevabı verdi Maliye Bakanlığı. Bunun üzerine biz Maliye Bakanlığı’nın red cevabına karşı Danıştay’a dava açtık. Bizim Danıştay’dan beklentimiz şu: Bir anönce bu konunun sonuçlandırılmasını istiyoruz çünkü neden seçimlerden önce yani bu ay içerisinde bunun neticelendirilmesi lazım. Danıştay’ın cevabına göre biz Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacağız. Bireysel başvuru hakkımızı kullanacağız. Tutuklu milletvekilleri hüküm giymiş olmalarına rağmen tutuklulukları devam ediyorken AYM’ye başvurdular. Hak kaybı olduğu kararına vardı AYM. Bakalım aynı AYM’nin kararı siyasi midir, değil midir buradan sonra ortaya çıkacak. Bu hak kaybının sona erdirilmesi için AYM’ye başvuracağız. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması lazım” ifadelerini kullandı.

İLGİLİ HABERLER