Sağlık
  • 18.10.2008 15:21

DİKKAT! GRİP 65 YAŞ ÜSTÜNDE ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİR

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Serhat Ünal, kış
mevsiminde görülme sıklığı artan gribin yaşlılarda ciddi sağlık sorunlarına yol
açabileceğini, hatta ölümcül olabileceğini belirtti.
Prof. Dr. Ünal, TİHUD tarafından Antalya’da gerçekleştirilen ve yarın
sona erecek olan 10. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde değerlendirilen konulara
ilişkin bilgi verdi.
Havaların soğumasıyla birlikte kapalı yerlerde daha fazla zaman
geçirilmesine bağlı olarak solunum yoluyla bulaşan grip ve nezle gibi enfeksiyon
hastalıkları oranlarında da artış olduğuna dikkati çeken Ünal, her iki hastalığın
belirtilerinden söz etti.
Nezleye yol açan "rhino" virüsünün burun mukozasında çoğalarak
hapşırık, burun akıntısı, ateş, halsizlik ve bitkinlik yaptığını belirten Ünal,
bu hastalıkta ateşin fazla yükselmediğini ve kas ağrısının olmadığını kaydetti.
Gribe yol açan "influenza" virüsünün ise hem boğaz ve burun mukozasında
hem de akciğerde çoğaldığını anlatan Ünal, "Bu hastalıkta hapşırık, öksürük, 40
dereceyi bulan ateş, halsizlik, bitkinlik ve çok şiddetli kas ağrısı görülür.
Nezle ve gribi klinik olarak ayırt etmek biraz zor olabilir. Ancak influenza
virüsünü gösteren özel testlerle ayrım yapılabilir. Nezle, kendiliğinden 2-3 gün
içinde iyileşebilir. İstirahat, bol sıvı, dengeli beslenme ve ateş düşürücü ilaç
nezle için yeterlidir. Gribin ise daha ciddiye alınması gerekir" uyarısında
bulundu.
Ünal, kış mevsiminde görülme sıklığı artan gribin yaşlılar için ciddi
sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çekerek, "Akciğerde çoğalıp
zatürreye yol açması ve başka mikroplara zemin hazırlaması nedeniyle gribin
özellikle 65 yaş üstündekilerle, akciğer, kalp, böbrek, karaciğer ve şeker
hastalığı olanlarda ve kanser tedavisi görenlerde ölümcül bile seyredebilir"
diye konuştu.
Gripte yatak istirahati, ateş düşürücü ilaç, bol sıvı, doğru beslenme ve
virüsün çoğalmasını önleyen ilaçların alınmasının faydalı olduğunu dile getiren
Ünal, grip mevsimi geldiğinde toplu yerlerde az vakit geçirilmesi, el temizliğine
dikkat edilmesi, aksıran ve hapşıranlarla öpüşülmemesi, iyi beslenilmesi ve
hapşırmaya başlanıldığında maske takılması önerilerinde bulundu.

"AŞI YAPTIRILMALI"


Ünal, bu tür önlemlerin dışında gribe karşı en iyi korunma yönteminin aşı
olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Her yıl tekrarlanması gereken grip aşısı, çocukluk döneminde belirli
bir takvime göre yapılıp tamamlanan aşılardan farklıdır. Çünkü yıl içinde genetik
yapısında değişiklik meydana gelen grip mikrobu, geçen yıl için hazırlanan aşıda
bulunmayabilir. Her yıl hangi virüsün salgın yapacağı DSÖ tarafından belirlenir.
Bunun için de nisan veya mayıs aylarından itibaren sık görülen virüsler tespit
edilir. A grubu virüslerden 2’si, B grubu virüslerden de biri seçilerek aşı
üreten bütün firmalara bildirilir. Aşı firmaları da bu yıl için DSÖ’nün
bildirdiği veriler doğrultusunda yeni aşılar ürettiler. Bu yıl gribe karşı koruma
sağlanmak isteniyorsa bu yeni aşıdan yaptırılması gerekir.
Bu yıl içinde ilgili virüslerden biriyle karşılaşılması halinde aşı yüzde
yüz koruyuculuk sağlayabilir, bunlara benzer, yakın akrabalığı olanlarla
karşılaşılması halinde ise yüzde 50-90 arasında bir korumaya sahip olunabilir.
Her yıl grip aşısı olanlarda bağışıklık oranı artar. Çünkü farklı virüs tiplerine
karşı koruyuculuk sağlanmıştır. Aşı risk grubundakilerde hastalığı yüzde yüz
engellenmemişse bile, ölüm oranını azaltır ve hastalığın hafif geçmesini
sağlar."
Grip aşısının Ekim ayı sonuna kadar yaptırılabileceğini ifade eden Ünal,
"65 yaş üstündekiler, akciğer, kalp, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı
olanlar, kanser tedavisi görenler, kritik görevlerdekiler ve sağlık çalışanı gibi
hastalığı başkalarına bulaştırma riski olanların mutlaka grip aşısı olmaları
gerekir" dedi.
Ünal, grip aşısının yumurtada üretildiğini, yumurtadan geçen proteinlerin
tamamen arıtılamadığı için bu besine karşı alerjisi olanların grip aşısı
yaptırmaması gerektiğini vurgulayarak, "Bir süre önce hücre kültüründe
üretilmeye başlanan grip aşısı yumurtaya karşı alerjisi olanlara da
uygulanabilir. Ancak bu aşının daha toplu üretimine tam anlamıyla
başlanmamıştır" diye konuştu.

VİTAMİNLERİN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ


Kongrede sunum yapan hekimlerden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Gül Öz de yaptığı konuşmada,
vitamin ve minerallerin metabolizma için gerekli maddeler olduğunu belirterek,
sağlıklı olmak, vücut fonksiyonlarını devam ettirmek ve büyümeyi sürdürmek için
bu maddelerin küçük miktarlarda alınmasıyla mümkün olduğunu bildirdi.
Vitaminlerin, vücutta kimyasal reaksiyonların hızını ayarlamaya yardımcı
bir grup organik madde, minerallerin ise kemiklerin ve yumuşak dokuların önemli
bir elemanı olan doğal, organik olmayan bir madde olduğunu anlatan Öz, şu
bilgileri verdi:
"Vitaminler doğrudan enerji kaynağı değil günlük gıdalarla alınan besin
ögeleridir. Günümüzde, yetişkinlerin çoğu besleyici bir diyete rağmen gıdalardaki
vitamin ve minerallerin vücut tarafından yeterli emilemediği veya kullanılamadığı
düşüncesiyle vitamin desteği kullanmaktadır. Oysa normal yemek düzeninde, bu
destek ürünlerini yüksek dozlarda almak hem faydasız hem de tehlikelidir. Bir
hastalık veya eksiklik söz konusu değilse ’mega dozlarda’ vitamin alımına gerek
yoktur ve böyle bir kullanımı doktorlar da önermezler. Bir vitaminin aşırı yüksek
dozda alınması, başka bir vitaminin miktarı normal olsa bile kullanımını
engelleyebileceği için her vitaminin dengelenmiş düzeyleri izlenmelidir."
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Sain Güven de sigara ve alkol kullanımın zararlarına
ilişkin bilgi verdi.
Güven, genellikle alkoliklerin, alkolik olmayanlara göre daha çok sigara
içtiğini, sigara içenlerin de daha çok alkolik olduğunu belirterek, sigara
içilmesi ile alkol kullanımı arasında davranışsal bir ilişkinin söz konusu
olduğunu dile getirdi. Güven, "Ayrılmaları zor. Çünkü alkol, nikotinin neden
olduğu haz etkisini artırıyor bu da alkollü içkiler içerken daha çok sigara
içilmesine neden oluyor. Hem nikotin hem etanol beyinde, bağımlılığın altında
yatan pozitif güçlendirmede rol oynayan dopaminin konsantrasyonunun artmasına
neden oluyor" dedi.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, gebelik döneminde görülebilecek iç hastalıklarının
anne adayı ve bebek için çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati
çekerek, ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini söyledi.

İLGİLİ HABERLER