Gündem
  • 12.7.2020 13:36

Erdoğan : Darbeci Hafter ve onun paralı lejyonerleri Libya'dan sökülüp atılacaktır

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) bünyesinde hazırlanan Kriter dergisine konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere dış politika, iç siyaset ve ekonomi konularında önemli açıklamalarda bulundu.

SORU: 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptığınız bir konuşmada "Artık sadece ülkemiz üzerine oynanan oyunları değil bölgemizde kurulan tuzakları da bozacağız" demiştiniz. Nitekim bunun ilk örneği Ağustos 2016'da Fırat Kalkanı Operasyonu ile ortaya konuldu. Arkasından diğer operasyonlar geldi. Türkiye bu alanda nasıl bir strateji izliyor?

Bölgemizle ilgili konularda taraflı, fırsatçı ve diğer tarafı yok sayan bir yaklaşım içinde asla olmadık. Barışın inşa edilmesi, akan kanın durması için çaba harcıyoruz. Çatışmalar sebebiyle insanların mülteci durumuna düşmesini, evini, barkını, hayatını kaybetmesini istemiyoruz.

Türkiye'nin bu konudaki duruşu nettir; bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Kendi güvenliğimizin üzerine ne kadar titriyorsak, komşularımızdan başlayarak dost ve kardeş ülkelerin güvenliğine de aynı şekilde hassasiyet gösteriyoruz.

Fransa ve Abu Dabi yönetimi başta olmak üzere kimi ülkelerce yürütülen propagandanın arkasında, Türkiye'nin hukuk, demokrasi ve adalet eksenli mücadelesine yönelik tahammülsüzlük vardır. Türkiye, sahada ve masada verdiği başarılı mücadelelerle kan ve kaostan beslenenlerin hesaplarını bozmuştur. Bugün yüz milyonlarca mazlum ve mağdurun nazarında Türkiye; umutla, adaletle, merhametle özdeş hale gelmiştir. Ülkemize yönelik bu teveccühü korumakta kararlıyız.

LİBYA'DA ATILAN ADIMLAR BARIŞIN MÜJDECİSİ OLACAK

SORU: Türkiye, Libya'da oyun kurucu bir aktör olarak sahada yerini aldıktan sonra, süreç BM nezdinde Libya'nın meşru hükümeti olan UMH lehine işliyor. Barış ve istikrarın sağlanabilmesi için uluslararası toplumdan bu konuda beklentileriniz nelerdir?

Türkiye'nin kararlı tavrı sayesinde darbeci Hafter ile destekçilerinin Trablus'u işgal planı tutmadı. Uluslararası meşruiyeti haiz Milli Mutabakat Hükümeti, çok kısa sürede darbecileri Trablus'tan söküp atmayı başardı. Sahada elde edilen bu kazanımlar, inşallah Libya'nın tamamında barış ve huzurun müjdecisi olacaktır.

Türkiye ile Libya arasında imzalanan "Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası" ile "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" son derece önemlidir. Bu iki muhtıra ile ülkemiz, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almış, aynı zamanda da Libyalı kardeşlerine sahip çıkmıştır. Ayrıca Libya'ya sağlıktan ulaşım altyapısında kadar her alanda destek oluyoruz.

''LİBYA'YI KAN GÖLÜNE ÇEVİREN LEJYONERLER BİR AN ÖNCE BU ÜLKEDEN ÇIKARILMALIDIR''

Libya'nın bir an önce istikrara kavuşması sadece Libya halkının değil, tüm bölgenin çıkarınadır. Bu ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı rahatlatacaktır. Uluslararası toplum meşru hükümeti destekleyerek artık tercihini yapmalı, savaş suçu işleyen darbecileri durdurmalıdır. Libya'yı kan gölüne çeviren lejyonerler bir an önce bu ülkeden çıkarılmalıdır. Terhune ve daha birçok şehirde ortaya çıkan toplu mezarların hesabı, darbecilerden muhakkak sorulmalıdır.

AÇIK SÖYLÜYORUM! AKDENİZ'DE GERİLİM İSTEMİYORUZ

SORU: Türkiye, Libya ile birlikte Doğu Akdeniz'de de aktif bir strateji izliyor. Türkiye'nin buradaki gelişmelere bakış açısı nasıl?

Aralarında komşularımızın da olduğu bazı ülkeler, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de etkisizleştirmek için hatalı bir sürecin içine girdiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'nin Akdeniz'deki haklarını gasp etmek istediler. Defalarca bunun yanlış olduğunu, hukuka uygun olmadığını söyledik. Türkiye'nin hak ve hukukunu koruma noktasında kararlı olduğunu ifade ettik. Hedefleri, Akdeniz'e en uzun kıyıya sahip olan ülkemizi sadece oltayla balık tutacak bir kıyı şeridine mahkum etmekti. Ama attığımız adımlarla bu planı boşa çıkardık. İki sondaj gemimizi göndererek, ülkemize ait alanlarda sismik araştırmalar yapmaya başladık.

Açık ve net söylüyorum; biz tarih boyunca farklı medeniyetlere beşiklik etmiş Akdeniz'de gerilim istemiyoruz. Bilakis burada var olduğu düşünülen hidrokarbon kaynaklarının tüm bölge için bir fırsat teşkil ettiğine inanıyoruz. İş birliğini ve adil bir paylaşımı esas alan her türlü teklife kapımız açıktır. Bu prensipler temelinde herkesle çalışmaya hazırız.

CHP DOĞU AKDENİZ'DEKİ ÇIKARLARIMIZA BİLE MUHALEFET EDİYOR

SORU: Ülkemizde CHP'nin başını çektiği muhalefet yine bu konuda uygulanan yol haritasına karşı, sert eleştiriler getiriyorlar. Nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

Açıkçası muhalefet partilerinin, özellikle de CHP'nin bu tarz eleştirilerine ilk defa şahit olmuyoruz. 18 yıllık iktidarımız döneminde, ülkemizi, milletimizi ve demokrasimizi güçlendirmek için attığımız tüm adımlarda, CHP'nin saldırılarına ve ithamlarına muhatap olduk. Suriye'nin kuzeyinde kurulmaya çalışılan terör koridorunu, CHP'ye rağmen akamete uğrattık. Hendek ve çukur terörünü CHP'ye rağmen engelledik. İdlibli kardeşlerimize yine CHP'ye rağmen sahip çıktık. 15 Temmuz sonrasında FETÖ'ye karşı mücadelemizi yine CHP'ye rağmen sürdürdük. Aynı şekilde Libya ve Doğu Akdeniz'deki çıkarlarımızı CHP'nin muhalefetine rağmen savunduk ve savunuyoruz.

40 yıllık siyasi hayatımızda edindiğimiz tecrübe, bize CHP'nin millet ve memleket gibi bir derdinin olmadığını, Türkiye'nin çıkarları konusunda herhangi bir hassasiyetlerinin bulunmadığını göstermiştir. Şu an CHP eksenini kaybetmiş bir partidir. Rüzgar nerden eserse oraya yöneliyorlar. Sürekli bocalamalarının sebebi budur. Milli meselelerde CHP ve şürekâsının ne dediğine değil, milletimizin ne dediğine, neyi talep ettiğine bakıyoruz. Bizim için asıl olan Türkiye ve Türk Milleti'nin huzuru, emniyeti ve bekasıdır. Bunun dışındaki her şey lafügüzaftır.

DÜNYA İSRAİL'E DUR DEMELİDİR

SORU: Diğer taraftan Filistin'den yansıyan açıklamalara bakınca İsrail'in yayılmacı politikasının devam ettiği görülüyor. İsrail Başbakanı Netenyahu Batı Şeria'nın yüzde 30'unun daha ilhak edileceğini açıkladı. Temmuz ayı içinde harekete geçeceklerini kamuoyuyla paylaştılar. İsrail'in bu işgalci tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada adaletsizliğin zirveye çıktığı yerlerin başında İsrail işgali altında bulunan Filistin toprakları geliyor. Ancak İsrail güçlerinin acımasızca katlettiği Filistinler, artık küresel medyada haber olarak bile yer almıyor. İsrail'i gün geçtikçe pervasızlaştıran, daha da hukuk tanımaz hale getiren en önemli sebep, işte bu küresel sessizliktir.

İsrail'in, Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini ve Ürdün Vadisi'ni ilhak edeceğini açıklaması, işgal ve zulüm politikasının yeni bir adımıdır. Dünya bu gidişata dur demeli, İsrail'in hukuk tanımaz adımlarına engel olmalıdır.

Geçen yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmamda, İsrail'in Filistin topraklarında nasıl yayıldığını bir harita eşliğinde göstererek anlatmıştım. Dünyaya "Acaba İsrail neresidir, toprakları nereleri kapsıyor?" sorusunu yöneltmiştim. Gerçekten de İsrail 1947'de, 1949'da, 1967'de neresiydi, şu anda neresi diye baktığınızda sorunun kaynağı ortaya çıkıyor. 1947 haritasında o toprakların tamamı Filistin'e aitken, yıllar içinde Filistin küçülmüş, İsrail büyümüştür. 1967'de Kudüs'ün de işgaliyle yeni bir aşamaya geçildi. Günümüzde ise haritada maalesef artık Filistin diye bir yer kalmadı. Filistin'in neredeyse tamamına yakını İsrail tarafından yutuldu. İsrail şimdi de kalanını işgal etmenin peşinde… İlhak planları bunun bir parçasıdır.

Gazze'deki insanlık dışı abluka ile Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsüne yönelik saldırılar da devam ediyor. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bitişik ve bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulması bizim politikamızın ana eksenidir. Bunun dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma şansı yoktur.

İLGİLİ HABERLER