Gündem
  • 15.2.2020 18:25

Erdoğan fotoğraf gösterdi!.. Şu Putin'in yanındaki adam var ya, işte o adam

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye’de Türk askerine yönelik rejim saldırılarının ardından bölgede yaşanan gelişmelerle ilgili “Bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı var. Biz oraya Adana Mutabakatı çerçevesinde gittik. Hani ‘Siz oraya nasıl gidiyorsunuz, burası Suriye’nin topraklarıdır’ gibi yaklaşım gösterenlere bu bir cevaptır. Gözlem noktaları kuruldu. Burada Soçi mutabakatının teminatı var” çıkışını yaptı.

Erdoğan, iki gün süren Pakistan temaslarının ardından Türkiye’ye dönüş uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada gündemdeki kritik başlıklarla ilgili şu mesajları verdi:

“Bölgemizde ve dünyada kritik gelişmelerin yaşandığı bu günlerde, Pakistan ziyaretimizde 2009’da tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin altıncı toplantısını gerçekleştirdik. Savunma sanayii, ticaret, ulaştırma, turizm, basın yayın, diaspora ve helal akreditasyon alanlarında toplam 13 anlaşma imzaladık.

Pakistan Milli Meclisi ve Senato ortak oturumuna hitabımda ikili ilişkilerimizin yanı sıra İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu temel sorunlara da değindik. İş Forumunda iş dünyasının temsilcileriyle ekonomik ilişkilerimizi daha ileriye nasıl taşıyabileceğimizi ele aldık.

Hedefimiz ticaret hacmimizi 2023'te 5 milyar dolara çıkarmak. Bunun için Türkiye-Pakistan stratejik ekonomik çerçevesini oluşturduk. FETÖ ile mücadele konusunda Pakistan’da önemli mesafeler aldık. Maarif Vakfı 12.500 öğrenciye eğitim veriyor. FETÖ terör örgütüne karşı mücadelemiz kararlılıkla devam edecek. CHP’nin bu mücadeleyi sulandırma ve zayıflatma girişimlerine de prim vermeyeceğiz.

Temaslarımızda bölgesel konuları da ele aldık. Keşmir, Filistin, Suriye ve Libya gibi konular hepimizin ortak meselesidir. Her biri kendine özgü nitelikler arz etse de bu krizler çözülmeden bölgesel ve küresel barışı tesis etmek mümkün olmayacaktır. Bu yüzden ortak irade ile birlikte hareket etmemizin hayati önemi haizdir. Bu hususu, görüştüğüm bütün liderlere anlatıyorum. Biz dünya ile kavga etmeden kendi sorunlarımızı yine kendimiz çözmek zorundayız. Dış müdahalelerin, sorunları daha da çözümsüz hale getirdiğini görüyoruz. Bunlara karşı kendi iç bünyemizi güçlendirmek zorundayız. Halklarımız arasındaki güçlü gönül bağlarını ve ortak iradeyi siyasetimizin merkezine taşıyabilirsek pek çok sorunu çözmek mümkün hale gelecektir.

HAYALDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL

Kudüs konusuna oradaki Meclis konuşmanızda da bilhassa vurgu yaptınız. Diğer liderlerle de görüştünüz. Az önce ifade ettiniz; tek tek muhakkak destek veriyorlar. Fakat toplu ses çıkması için bundan sonraki süreçte özellikle sözde “yüzyılın anlaşması” denilen plan için tavır alınması noktasında İslam alemine yönelik bir girişiminiz oldu mu? Bu konuda bir gelişme var mı?

Öncelikle sözde “barış planı” ismiyle anılan bu planın, bölgede barış ve huzuru tehdit eden bir hayalden başka bir şey olmadığını bir kez daha ifade etmek isterim. İşgal, ilhak ve yıkımın meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz. İslam İşbirliği Teşkilatı bizim yönetimimizin olduğu dönemde bu konuda Birleşmiş Milletlerde çok farklı bir ses ortaya koyduk. Orada bir bütünlük vardı, bir birlik vardı ve bu birliği biz Birleşmiş Milletlere taşıyabildik. Fakat daha sonra maalesef İslam İşbirliği Teşkilatı böyle bir bütünlüğü Birleşmiş Milletlere taşıyacak iradeyi kaybetti. Biz bütün bunlara rağmen, istiyoruz ki İslam İşbirliği Teşkilatından bir ve bütün bir ses çıksın. Fakat son dönemlerde, özellikle bu sözde “asrın anlaşması” dedikleri paçavraya karşı İslam İşbirliği Teşkilatından yeni yeni istediğimiz istikamette ses gelmeye başladı. Hatta hiç ümidimiz olmadığı halde, Arap Liginden de bu noktada olumlu sesler çıkmaya başladı. Biliyorsunuz daha önce Arap Ligi de bu konuda çok duyarsızdı. Şimdi ise daha iyi konuma geldiler. Tabi bütün bunlara rağmen biz kararlı bir şekilde bu hakkı savunmaya devam edeceğiz. İslam İşbirliği Teşkilatının tüm İslam ülkelerini bu plan karşısında açıkça tavır almaya çağırmasını bekliyoruz. Bu plan bir barış planı değildir. Bu plan Filistin halkının haklarını gasp etmektedir. Bu plan Birleşmiş Milletler kararlarına da aykırıdır. Şu an itibarıyla bu süreç bizim beklediğimiz istikamette gidiyor diyebilirim. Bu planı Batı da Avrupa Birliği de kabul etmiyor. Afrika hakeza bu işin karşısında. Onlar da kabul etmiyor. Bu duruş karşısında da Birleşmiş Milletler’de istediğimiz neticeyi alacağımıza inanıyorum. Ama duramayız. Çalışacağız. Bu işin peşini kovalamamız lazım ki neticeyi de alalım.

KAPI GİBİ ADANA MUTABAKATI VAR

Grup toplantısında İdlib’den bahsederken rejim güçleri ile ilgili “Şubat ayı sonuna kadar eğer gözlem noktalarının gerisine çekilmezlerse o zaman biz her yerde rejim güçlerini vuracağız. Gerekirse Soçi mutabakatına bağlı kalmadan bunu yapacağız” dediniz. Eğer şubat ayı sonu geldiğinde rejim güçleri hedeflenen noktaya çekilmezse o zaman nasıl adımlar atılacak? Tüm Suriye mi bu anlamda hedeflenecek? Mutabakata bağlı kalmayan radikal güçler dahi hedef olacak mı?

Şunu çok açık, samimi konuşmamız lazım; bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı var. Biz oraya Adana Mutabakatı çerçevesinde gittik. Hani “Siz oraya nasıl gidiyorsunuz, burası Suriye’nin topraklarıdır” gibi yaklaşım gösterenlere bu bir cevaptır. Bu işin birinci boyutu. Girdik. Girdikten sonra orada bir düzenleme yapıldı. Neydi bu düzenleme? Gözlem noktaları kuruldu. Burada Soçi mutabakatının teminatı var. Hele hele Soçi mutabakatının 2. ve 3. maddeleri ki 2. madde burada çok çok önemli. İşte biz bu adımları 2. ve 3. maddelere dayalı olarak attık.

Rejim güçlerinin bizim bu gözlem noktalarını kuşatmaya başladığını görüyoruz. Onların kuşatması karşısında sessiz kalmamız mümkün değil. Onlara karşı da biz gereğini yapıyoruz. Son dönemde özellikle İdlib’deki çatışmalar ciddi manada kendisini göstermeye başladı. İşte bugün de yine Halep’in batı tarafında bir helikopter düşürüldü. Bunlar tabi rejimi rahatsız ettiği gibi Rusya’yı da rahatsız ediyor. Bunun dışında yine ciddi bir zayiat verdiler. Fakat aslolan şey, 1 milyona yakın İdlib halkının bugün bizim sınırlarımıza doğru hareket halinde olması. Biz zaten 3,5-4 milyon insana ev sahipliği yapıyoruz. Bu 1 milyonu da kabul etme durumuz maalesef yok.

Öyleyse ne yapmamız lazım? Biz dedik ki; sınırımızdan 30-32 km. içeride sınır boyunca briket barınaklar yapalım. Şu anda yoğun bir şekilde orada barakalar yapılıyor. Hatta ben bunu Merkel’e de açtım. “25 milyon avro gönderirseniz bunun bir kısmını da siz üstlenmiş olursunuz. Zaten büyük bir kısmını biz üstleneceğiz. Ama bu arada siz Fransa, İngiltere gibi diğer dostlara da söylerseniz, bir destek gelirse biz yoğun bir şekilde bu barakaları daha insani hale getiririz.” dedim. Şu anda 25 milyon avroyu Kızılhaç vasıtasıyla Kızılayımıza gönderiyorlar. Biz onları beklemeden bu briket barakaları yapmaya başladık.

SADECE ALMANYA’DAN SÖZ GELDİ

Sadece Almanya mı gönderdi?

Şu an itibarıyla sadece onlardan söz geldi. Ama daha henüz elimize geçmiş değil. Kızılhaç vasıtasıyla Kızılay'a ulaştırdıklarına dair bir haber geldi. Fakat olsa da olmasa evelallah bunun altından kalkarız.

Asıl önemli olan şey, sürekli “oradaki teröristler” diye dile getiriliyor. Tamam da bu teröristler kim? Bunlar bir PYD, bir YPG değil. Bunlar tam aksine Suriye’nin kendi insanları ve Suriye’nin yerleşik halkı. Bu insanlar kendi topraklarını kendi evlerini korumanın mücadelesini veriyor. Bunların içerisinde teröristler varsa, nasıl PYD/YPG’ye karşı bu mücadeleyi veriyorsak, o teröristlere karşı da bu mücadeleyi verelim. Ama orada sivil halk uçaklarla, helikopterlerle bombalanıyor. Bunlara karşı en ufak bir ses yok. Tutturdukları bir şey var “Hmeymim, Hmeymim…” Burayı bombaladılar ve gerekçeleri yine aynı. Gerek Adana gerek Soçi mutabakatları gereği burada kardeşlerimizin yanında yer alırken bir yandan sınırlarımıza göç var. Briket barınakları o göçü engellemek için yapıyoruz.

Gelişmeler nedeniyle Libya meselesi kamuoyunun dikkatinden uzaklaştı. Ama orada da önemli gelişmeler oluyor. BM Güvenlik Konseyi ateşkes çağrısı yaptı ama bazı ülkeler Hafter güçlerine onlarca uçak dolusu askeri yardım göndermeye devam ediyor. Batı medyası bir süredir Libya’da Hafter güçlerinin Trablus’a yönelik bir saldırı başlatacağına dair haberler yazıyor. Böyle bir harekat olması durumunda Türkiye’nin meşru yönetime sahadaki desteği ne olacak?

Tabi kamuoyunun dikkati buradan uzaklaşsa da biz Sayın Serrac ile bir anlaşma yaptık. Bu bir askeri eğitim güvenlik anlaşmasıdır. Bu anlaşmamızın gereği olarak da biz oradaki meşru hükümetin yanında olacağımızı yazılı kayda girmiş durumdayız. Şu anda burada bizim eğitici, öğretici ve yönetici bir kadromuz var. Hafter’in tarafında 2 bin 500 civarında Rusya’nın Wagner’i var. Wagner’in Rusya Savunma Bakanı Şoygu ve diğerleriyle toplantı halinde fotoğrafı var.

Wagner ve Rus devlet heyetinin toplantı fotoğrafını göstererek

Öndeki Hafter. Şu daire içinde olan Sayın Putin’in çok samimi adamıdır. Bu adam Wagner'in başıdır. Yöneten budur. Şuradaki de Rusya Savunma Bakanı Şoygu'dur. Hemen onun yanında da Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’u görüyorsunuz. Bunlar şu anda Rusya’nın en üst düzey askeri noktadaki güvenlik kadrosudur.

putin utkin ile ilgili görsel sonucu

putin utkin ile ilgili görsel sonucu

Şu anda Wagner'i de orada bunlar yönetiyor. Bunlarla iş yürüyor. Hala kalkıp diyorlar ki bizim orayla bu noktada ilişkimiz yok. Şu anda bizzat Rusya en üst düzeyde oradaki bu savaşı yönetiyor. Bir de Sudan’dan 5 bin civarında savaşçı var. Çad’dan gelenler var. Derken nereden bakarsanız bakın 10 bini aşkın şu anda dışarıdan gelmiş asker var.

Sayın Serrac ile yaptığımız bu eğitim ve güvenlik anlaşmasının gereğini sonuna kadar yerine getirmeye devam edeceğiz. Hafter’in yanında olanlar belli. Mısır, Abu Dabi yönetimi, aynı şekilde Suud ve Fransa Hafter’in yanında. Fransa daha yeni Hafter’i davet etti. Berlin Konferansı’na gittik. Berlin Konferansında adam toplantıya katılmadı, otelde bekledi. Moskova’da da aynı şeyi yaptı, kaçtı. Bizim heyetimiz oradayken o toplantının bitimini beklemeden oradan ayrıldı. Bütün bunlara rağmen Batı hala bu adama destek veriyor. Silah, mühimmat ve para desteği veriliyor. Biz barışın tesisinden yana olduğumuzu zaten ortaya koyduk. Ama şunun bilinmesini istiyoruz; Akdeniz’deki bu hak ve menfaatler konusunda, gerek Türkiye’nin gerek Libya’nın hakkını hukukunu koruma noktasında mücadelemizi sonuna kadar inşallah sürdüreceğiz. Zaman zaman bazı imkanlar elde ettiler ama Serrac’dan yana olan ekipler orada onları derdest ettiler.

BUNLAR BİZE GÜVEN VERMİYOR

(James Jeffrey’nin açıklamaları vardı; “şehidimiz” dedi. Biz bu meseleye nasıl bakıyoruz. Amerika’yı Suriye’de rejimi etkisiz hale getirecek bir opsiyon olarak mı görüyoruz yoksa PKK’ya destek veren bir Amerika yine bize bir numara mı çeviriyor? Nasıl görüyorsunuz Amerika’nın yaklaşımını?)
İfade ettiğiniz bu endişeler aynı şekilde biz de taşıyoruz. Yani bunlar bize güven vermiyor. Bir bakıyorsunuz farklı… Başka bir gün yaptıkları açıklamalara bakıyorsunuz daha farklı. Bundan dolayı da bunların hangisine nasıl inanacağız! Şimdi ben 3-4 gün önce Sayın Putin ile görüştüm. Gayet güzel bir görüşme oldu. Ertesi gün baktık bir açıklama; o açıklamada da Türkiye’ye ciddi manada suçlamalar yapıyorlar. Biz Sayın Putin ile yaptığımız görüşmede aramızda böyle bir şey geçmedi. Size ne oluyor? Demek ki tepe başka, alt başka.

James Jeffrey ile ilgili olarak burada “şehidimiz” demesi bizim için inandırıcı şeyler değil. İnandırıcı olmadığı gibi, güya bizim hakkımızı teslim ediyor. Tamam da Jeffrey’nin hakkımızı teslim etmesinden öte, burada bizim Sayın Trump’ın hakkımızı teslim etmesi çok önemli. Yani Sayın Trump da eğer bizim hakkımızı teslim edecekse, bu konuda hakikaten kararlı bir duruş ortaya koyacaksa, onun bir anlamı olur. Bunun tabi bir de görüşmenin ardından yapılan basın açıklamasında özellikle uluslararası medyaya girmesi büyük önem taşıyor. Eğer bu sağlanırsa o zaman deriz ki bu işin kıymeti harbiyesi var.

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER