Gündem
  • 18.5.2013 02:48

Erdoğan: "Interesting cevaplar veremedik galiba

     Başbakan Erdoğan, SETA tarafından Mayflower Otel'de düzenlenen konferansta "21'inci Yüzyılda Küresel Düzen ve Adalet" başlıklı sunum yaptı ve soruları yanıtladı.
     Erdoğan, İsrail-Filistin barış sürecine Türkiye'nin katkısı, Gazze ve Batı Şeria'ya ziyareti ile ilgili bir soru üzerine, Gazze'ye sözü olduğunu, herhangi olumsuz gelişmenin söz konusu olmadığını, Gazze'ye gideceğini söyledi.
     ABD'den döndükten sonra bu ziyaretle ilgili takvimi yapacaklarını bildiren Erdoğan, ziyaretin haziranda gerçekleşmesinin planlandığını, aynı zamanda Batı Şeria'ya da geçeceğini belirtti. Erdoğan, şunları kaydetti:
     "Bizim gönlümüzde Hamas da El Fetih de hepsi bizim kardeşlerimizdir. Bunları birini bir kenara birini bir diğer kenara koyamayız. Fakat İsrail-Filistin normalleşme süreci içerisinde bir defa şu gerçeği bilmemiz, kabul etmemiz gerekir. O da şudur; Önce uzlaşı süreci denilen El Fetih ile Hamas'ın uzlaşması, milli mutabakatı şart. Bu gerçekleşmeden bir defa İsrail ile görüşmeler bugüne kadar nasıl bir netice getirmediyse bundan sonra da netice getirmesi mümkün değildir. Yani Hamas'ın olmadığı bir masadan barış çıkmaz. Bunu bir defa böyle bilmek lazım. Bugüne kadar geçen süreler hep boşuna geçmiştir, netice alınamamıştır. Bunu malum bizim bir Davos maceramız olmuştu, o da Davos maceramızda da o zaman Quartet'ın başındaki İngiliz başbakanlığından sonra o göreve gelen Tony Blair'e açıklamıştım. Dedim ki 'Bak bu masadan eğer Hamas yoksa barış çıkmaz'. Sayın Blair ile anlaşmıştık, o da çıktı bir panelde dedi ki 'Hamas'ın olmadığı masadan barış çıkmaz.' Nitekim o günden bugüne bir netice alınamıyor."
    
     -"Bunun adı güdümlü demokrasidir"-
    
     Ortada bir vaka bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Filistin'de yapılan bir seçime dünya, ABD başta olmak üzere herkes olumlu baktı. Seçim yapıldı, neticesinde Hamas Filistin'deki seçimleri kazandı. Filistin'deki seçimleri kazandı ama Hamas'a hemen bariyerler konuldu ve o demokrasi sürecini işletmesi engellendi" şeklinde konuştu.
     Bunun adının "güdümlü demokrasi" olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Biz ileri demokrasiyi mi konuşuyoruz, gerçek manada bağımsız bir demokrasiyi mi konuşuyoruz, yoksa 'ben ne kadar istersem o kadar demokrasi' mantığını mı konuşuyoruz- 'Ben ne kadar istersem o kadar demokrasi' olmaz. 'Ben ne kadar verirsem o kadar yersin' olmaz" dedi.
     Başbakan Erdoğan, demokrasinin, halkın verdiği bir yetki olduğuna işaret ederek, bu yetkiyi iş başına gelen iktidarın yasalar içerisinde kullandığını belirtti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Fakat Hamas'a Filistin'de bu kullandırtılmamıştır. Verilmesi gereken vergiler vardır, bu vergiler verilmemiştir. Hemen ekonomik baskılar uygulanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla şu anda farklı bir süreç ortada var. Hemen milli uzlaşı, milli uzlaşıdan sonra yapılacak bir Filistin seçimi inanıyorum ki İsrail ile görüşmeleri kimin yapacağını göstermesi bakımından önemlidir. Bu konuda, bu süreçte üzerimize düşen ne olursa biz hepsini yaparız. Yardımcı da oluruz diye düşünüyorum. Biraz tesiri de olur."
    
     -"Allah'ın adaleti kesindir"-
    
     Başbakan Erdoğan, "Savaş karşıtı olduğunuz sonucunu çıkarabiliriz miyiz-" ve Sınır Tanımayan Din Adamları Derneği yetkilisinin, "Dini liderlerin adaleti ortaya çıkartma konusunda üzerine düşen görev var mı-" sorularını da yanıtladı.
     "Öncelikle şunda hiç tereddütümüz, şüphemiz yoktur, Allah'ın adaleti kesindir. Orada tereddüt söz konusu değildir. O er geç tecelli eder ama onu biz bilemeyiz" diyen Erdoğan, bunun nerede, nasıl ve ne zaman olacağının bilinemeyeceğini ama muhakkak tecelli ettiğini söyledi.
     Hatta hepsinin de bu dünyada tecelli etmeyebileceğini ifade eden Erdoğan, Allah'ın iki önemli isminin "Rahman" ve "Rahim" olduğunu anımsattı. Erdoğan, şunları söyledi:
     "Rahman tüm insanlığadır. Tüm insanlığa Allah merhamet eder. Yani kendine inanana da inanmayana da hepsine merhamet eder. Çünkü en büyük merhamet sahibi odur. Asla ayrım yapmaz. Rahim ise o ebedi aleme, ölüm ötesine aittir. Ölüm ötesinde ise kendisine inanan, kendi emirlerini yerine getiren, nehiylerinden kaçanlara olan oradaki tecellisidir. Şimdi biz bu dünyada Rahman ismi şerifi ile onun merhametine yaslanmışız ama ebedi alemde de Rahim ismi şerifinden kimler nasibini alacak onu da tabi burada belirlemek, onun yol haritasını çizmek mümkün değil. Ancak din adamlarına düşen bir şey var, din adamları önce kendileri bir araya gelmelidir, toplanmalıdır. İslam dünyasının temsilcileri, Hristiyan dünyasının temsilcileri, Musevilerin temsilcileri bir araya gelmelidir. Tüm insanlığa ortak mesajlarını vermelidirler. Bu Suriye'deki katliama karşı nasıl tavır alınması gerekir. Ben savaşa karşıyım, savaşa duyarlılığı olan hiçbir insan tabi ki kabullenemez, kabul edemez. Ama öyle bir an vardır ki o işte son kelimenin, cümlenin demiyorum, kelimenin yapılacağı andır ki işte orada savaş ve adalet ikisi adeta eş anlamlıdır. İşte onun karar anı çok önemlidir. Bu konuda da buraya gelmeden din adamları eğer bu işi müşterek olarak büyütür de sınır aşan din adamları burada hakikaten ortaya çıkarlarsa inanıyorum ki orada farklı bir netice oluşabilir, ona göre de bunun adımları atılabilir. Siyasiler bana göre onlardan sonradır. Onlar yeter ki o zemini hazırlamış olsunlar."
    
     -"Interesting cevaplar veremedik galiba"-
    
     Sürenin dolduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan'ın, "Interesting cevaplar veremedik galiba" diye espri yapması salonda gülüşmelere yol açtı.
     Erdoğan, Avrupa Birliği konusundaki serbest ticaret anlaşması ve Uygur Türkleri ile ilgili soruları da yanıtladı.
     Başbakan Erdoğan, "ABD ile Avrupa Birliği arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasına yönelik atılan adım, tabii bu hemen şu anda olabilecek bir adım değil. 2, 3, 5 senede mi olur- Bu önümüzdeki geniş bir süreç. Ancak AB noktasında Türkiye Gümrük Birliğinin üyesidir. Dolayısıyla bu sürecin içerisinde Türkiyesiz bir süreç zaten olamaz, olmamalı. Bu süreci değerlendirirken AB üyesi ülkeler de ABD de bu şekilde değerlendirmeli" diye konuştu.
     ABD Başkanı Obama ile bu konuda olumlu görüşmeler gerçekleştirdiklerini bildiren Erdoğan, "Ekonomi Bakanlarımız karşılıklı olarak süreci takip edecek. Çalışmaları birlikte yüksek düzeyli konsey olarak sürdürecekler. Temennim odur ki burada da başarılı bir neticeyi inşallah alalım diyoruz" dedi.
     Urumçi konusunda da olumlu gelişmeler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, yeni Çin yönetimiyle bu konuları da olgunlaştırıp geliştirme umudunu dile getirdi. Urumçi'deki yapının kabul edilebilir bir yapı olmadığını kaydeden Erdoğan, Çin'in insan hak ve özgürlükleri noktasında Urumçi'de yaşayanlara karşı daha farklı, olumlu adımlar attığını, yatırımlar yapıldığını belirtti. Erdoğan, "Ama kendileriyle bu konuları da görüşmek suretiyle temenni ederim ki yeni bir süreç inşallah Urumçi için de başlar" dedi. 

"Biz, tabi Suriye'de rejimin karşısındayız"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz, tabi Suriye'de rejimin karşısındayız, Suriye halkının bizler yanındayız, onlarla bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Bu mücadelede destek veren ülkeler var, bu destek bundan sonraki süreçte daha da fazlasıyla artacaktır. Dün akşam yaptığımız görüşmelerde de bu işin olumlu yaklaşımlarını Sayın Başkan'dan da aldım" dedi.
     Başbakan Erdoğan, SETA tarafından Washington'da Mayflower Otel'de düzenlenen konferansta "21. Yüzyılda Küresel Düzen ve Adalet" başlıklı sunum yaptı.
     Suriye'de yaşanan olaylar karşısında uluslararası kurum ve kuruluşların acziyetinin insanlık adına utanç verici bir durum olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, "Ben buna 'acziyet' demiyorum, 'duyarsızlık' diyorum. Bazıları buna çok farklı nedenlerle yaklaşıyor, bazıları ne yazık ki 'neme lazım' diyor ama birkaç ülke ise bu işte hassasiyetini ortaya koyuyor. Ülkeler bölgesel güç hesapları yaparken Suriye'de insanlık ölüyor, bu katliama 'dur' diyemeyen küresel sistem adil ve insancıl olduğunu iddia edemez" diye konuştu.
     Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin Suriye'de yaşananlara sessiz kaldığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
     "Güvenlik Konseyi ne yapıyor- Ne zaman BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri bu konuda bir birliktelik sağlamak suretiyle adımını atabilecek- Atamaz. Niye- Sistem bozuk. BM Güvenlik Konseyi'nin sistem olarak kuruluşu bozuk. Belki kuruluşunda böyle bir gereklilik olduğu için bu şekilde kurulmuş olabilir ama şu anda bu sistemin reforme edilmesi gerekmektedir. Bir ülkenin, iki ülkenin dudakları arasına insanlık mahkum edilemez. Şu anda bir ülkenin, iki ülkenin dudakları arasına insanlık mahkum edilmiş durumdadır. BM Genel Kurulu'nda 102 ülke olumlu istikamette düşünce sergilerken, 12 ülke karşı duruyor. Öbür tarafta bakıyorsunuz ki daimi üyelerden 2 tanesi bu işe olumsuz baktığı için bir adım atılamıyor. Böyle bir sistem olabilir mi- Böyle bir yaklaşım tarzı olabilir mi- Azınlığın çoğunluğa tahakkümü olabilir mi- Bunun adı demokrasi, insan hak ve hürriyeti, temel hak ve özgürlükleri olabilir mi- Mümkün değil, onun için bu sistemin reforme edilmesi şarttır diye düşünüyorum.
     1990'lı yıllarda Bosna'da ve Ruanda'da yaşanan trajedinin bir benzeri bugün Suriye'de yaşanıyor. Ruanda'da bu yaşandı, Ruanda'da yaşandığı zaman ses çıktı mı- Kimse kalkıp bir şey söyleyebildi mi- Söyleyemedi, niye- Çünkü daimi üyelerden bir tanesiydi, nasıl söylersin. Bu sıkıntıları aşmadığımız sürece insanlığın barışını, insanlığın huzurunu bulmamız, yakalamamız çok güç, adeta mümkün değil. O gün olduğu gibi bugün de dünya sadece izlemekle yetiniyor."
    
     -"Herkes 'haklısın' diyor ama eller cesur kalkmıyor"-
    
     Başbakan Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nin Suriye halkının acısını hafifletecek tek bir karar alamadığını, mevcut üye yapısı ve veto sistemiyle de Suriye veyahut başka bir trajediye 'dur' demesinin mümkün görünmediğini anlatarak, bu düşüncelerini dünyanın değişik yerlerinde gündeme getirdiğini ve getirmeye devam edeceğini söyledi.
     "Siyasi kanaatlerimi devam edebilme gücünü elimde tuttuğum sürece devam ettireceğim, her gittiğim ülkede devam ettireceğim" diyen Başbakan Erdoğan, "Herkes 'haklısın' diyor ama ne kadar haklısın dersen de bakıyorsunuz ki eller cesur kalkmıyor, sıkıntı burada. 5 tane daimi üye her şeyi belirlemeye yine devam ediyor. Şunun altını özellikle çiziyorum; BM adalet üreten bir sisteme sahip olmadıkça insanlığın barış ve huzuruna katkı sunamaz" değerlendirmesinde bulundu.
     Erdoğan, "Birleşmiş Milletler'in bir itibarı ve ciddiyeti olacaksa mutlaka yeniden yapılandırılması ve dünyanın sorunlarına çözüm üreten bir kurum haline getirilmesi gerektiğini" dile getirerek, burada SETA gibi düşünce kuruluşlarına büyük görev düştüğünün altını çizdi.
     Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
     "Bebeklerin katledildiği bir dünya masum bir dünya değildir, bebeklerin dini mensubiyetinden, milli mensubiyetinden, etnik mensubiyetinden bahsedilemez, o bebektir. Savaşın bile kendi içinde bir ahlakı vardır, bu ahlak sivilleri, özellikle de bebekleri savaşın dışında tutmayı, onları her ne pahasına olursa olsun korumayı gerektirir. Bebekleri hedef alan insanın onuru olmadığı gibi, o mücadelenin de asla onuru yoktur. Bebeklerin katledilmesinden inanın daha da vahim olan bu katliama seyirci kalmaktır. Örneğin işte 10 gün önce Banyas'taki o yavruların böyle kucak kucak üstüne öldürüldüğünü gördüğüm an adeta çılgına döndüğüm an olmuştur, annelerinin koynunda öldürüldükleri an çılgına döndüğümüz an olmuştur. Sesimiz yükseldiği için rahatsız olanlar var adeta. Evet sesimiz de yükselecek, yapabileceğimiz ne varsa onu da yapmaya devam edeceğiz. Öyle manzaralar vardır ki insana gördüğü anda sorumluluk yükler, bu sorumluluğun adını ne koyarsanız koyun, 'insanı sorumluluk' deyin, 'vicdani' deyin, 'hukuki' deyin."
    
     -"Yavruların, o insanların o ördek kadar değeri yok"-

    
     Başbakan Erdoğan, Körfez Savaşları sırasında petrole bulanmış bir ördeğin çırpınırken çekilen görüntüsünün dünya televizyonları tarafından sürekli yayınlandığını ancak dünyanın Suriye'de yaşananlara duyarsız kaldığını dile getirerek, "Peki bu dünya televizyonları acaba Banyas'taki katliamı ne kadar yayınladılar, ne kadar gösterdiler- Ben, pek göremedim, es geçtiler. Demek ki o yavruların, o insanların o ördek kadar değeri yok" yorumunda bulundu.
     Katledilmiş bir bebek fotoğrafını gören kişinin o katliamı durdurmak için üzerine sorumluluk aldığını bildiren Başbakan Erdoğan, "O manzarayı gördükten sonra sesiz olunamaz, tepkisiz olunamaz ama biz şu anda Somali'de bebekler ölürken, Myanmar'da bebekler ölürken, Suriye'de, Gazze'de bebekler ölürken seyirci kalan, tepkisiz kalan bir dünyada yaşıyoruz" ifadesini kullandı.
     "Bizim kültürümüzde, medeniyetimizde sadece kötüler değil, o kötülerin barındığı barınak bulabildiği toplumlar da o kötülüğün sorumluğunu taşırlar" diyen Başbakan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
     "İncil'e bakın bunu görürsünüz, Tevrat'a bakın bunu görürsünüz. Kur'an-ı Kerim'e bakın orada da bunu görürsünüz. Bir toplum kendisini değiştirmezse bedelini de topyekun öder. Ölen bebekler anne ve babalarının olduğu kadar bizim de bebeklerimizdir. Buna 'dur' demek bizim de sorumluluğumuzdur, bu sorumluluk yerine getirilmezse ödenecek bedel hiç kuşkusuz küresel bir bedel olacaktır. Biz, Türkiye olarak üzerimizdeki sorumluluğun farkındayız ve bu sorumluğun gereğini de hakkıyla yerine getirmenin mücadelesi içindeyiz. Türkiye olarak dünyayı yaklaşan bu tehlike konusunda her zaman uyardık, uyarmaya da devam edeceğiz. Yoksulun tıka basa doyanı seyrettiği, engellinin engelsiz tarafından ezildiği, zenginin fakire zulmettiği, güçlünün zayıfı ezdiği bir dünya hiç kimse için yaşanabilir bir dünya olamaz.
     Dünya savaşları, küresel ekonomik krizler istikbalimiz adına bize çok pahalı dersler verdi, insanlık bu acılardan ders çıkarmalı. Küresel vicdanı, küresel adaleti mutlaka artık devreye sokmalıdır. Biz, Türkiye olarak buradaki kararlılığımızı sürdüreceğiz, sorumluluğumuzun farkındayız ve bu sorumluluğu da hakkıyla yerine getirmenin mücadelesi içindeyiz. Yalnız da kalsak gür bir sesle bebeklerin, çocukların, masum sivillerin ölümüne karşı çıkacağız."
    
     -"Dünyayı herkesin ortak evi olarak görmek gerekir"-

    
     Başbakan Erdoğan, insanlık olarak zihniyet değişimine ihtiyaç bulunduğunu, insanları bir araya getiren unsurların, farklı kılanlardan daha fazla olduğunun farkına varılması gerektiğini vurgulayarak, ırkçı ve dışlayıcı yaklaşımlara son verilmesi, zayıf olana yardım edilmesi ve dünyayı herkesin ortak evi olarak görmesinin önemli olduğunu ifade etti.
     Başkalarının omuzlarına basılarak yükselinen yerden yalnızca keder ve acının görüldüğünü, bu şekilde insanın bastığı yerin bir süre sonra bataklığa dönüşeceğini anlatan Erdoğan, "Herkesin yükselebilmek için başkasını aşağıya çekmeye çalıştığı, düşeni ezdiği bir dünyayı istemek, bunu kabullenmek için hiçbir sebebimiz yok. Yaşamak için yaşatmalı, birbirimize, ideallerimize ve inançlarımıza sıkı sıkıya bağlı kalmalıyız. Bu itibarla geleceğimizi kurgularken adalet ve vicdan kavramlarını merkeze yerleştirmeliyiz" diye konuştu.
     İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde "kenardan merkeze insanı çekmek" gibi bir hedefi olduğunu bildiren Erdoğan, "Bu fiziki anlamda bir çekim alanı oluşturmak değildi, zihinsen bir çekimi, sosyolojik bir analizin gereği olarak çekmeyi gerçekleştirmekti. Bunu başarırken de farklı neticelerini aldık. Toplumun merkezde oturanıyla kırsaldan geleni, kenardan geleni birbiriyle kaynaştı ve aradığımız medeni toplum oluşmaya başladı. Yani modernite denilirken bu lafla olmuyor, uygulamayla oluyor işte bu uygulama hayata geçtiği her yerde eserini verdi. Türkiye bu yolda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye her şart altında devam edecektir" ifadesini kullandı.
    
     -"Suriye'de şu anda hakimiyet muhalif güçlerdedir"-
    
     Başbakan Erdoğan, sunumunun ardından, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.
     Suriye meselesine yaklaşım tarzı olarak Türkiye'nin yalnız olmadığını, bazı ülkelerin bu konuda destek verdiklerini dile getiren Başbakan Erdoğan, "Arzumuz çok daha geniş kapsamlı olarak çok daha fazla sayıda ülkenin bu iş içinde yer almasıdır" dedi.
     Türkiye'nin, Suriye'den gelen 300 bine yakın insana gıda, ilaç, barına gibi hizmetler verdiğini ve vermeye devam edeceğini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
     "Suriye'de aslında rejim hakim değil. Şu anda hakimiyet muhalif güçlerdedir. Rejimin hakimiyeti şuradan geliyor, elinde kullanmış olduğu füzeleri var, uçaklarla bombardıman yapıyor, tanklarla, toplarla halkının üzerine gidiyor. Artık 100 bine doğru ölüm sayısı gidiyor ama kara hakimiyetindeki muhaliflerin durumu farklı. Şu ana kadar 283 füze attılar, bu NATO kayıtlarında mevcut. Ayrıca 'sarin' denilen bir kimyasal silahı da kullanıyorlar ve bütün bunların yanında, bunlara rağmen fedaican eden bir Suriye halkı var. Biz, tabi Suriye'de rejimin karşısındayız, Suriye halkının bizler yanındayız, onlarla bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Bu mücadelede destek veren ülkeler var, bu destek bundan sonraki süreçte daha da fazlasıyla artacaktır. Dün akşam yaptığımız görüşmelerde de bu işin olumlu yaklaşımlarını Sayın Başkan'dan da aldım. Askeri noktadaki müdahale ayrı bir konu. Burada 2. Cenevre Süreci diye ifade edebileceğimiz süreç var ki bu sürece Rusya ve Çin'i dahil edebilme sürecidir. Temennim o ki Rusya ve Çin sürece dahil edilebilirse o zaman daimi ülkelerin bütünü de burayla ilgili alınabilecek bir kararı çok daha rahat alabileceklerdir. Alınabilecek buradaki böyle bir karar süreci çok daha hızlandıracaktır, çünkü bu süreçte aslında hepsi de Esed'siz bir geçiş sürecinden bahsediyorlar."
     Başbakan Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İstanbul ziyareti sırasında düzenlenen basın toplantısında, "Ben Esed'in avukatı değilim, Suriye'nin avukatı değilim, olanlardan memnun de değilim" dediğini hatırlatarak, "Sayın Putin'den daha başka şeyler bekliyorum. Madem avukatı değilsek o müvekkili bırakmak lazım. Atılması gereken adım neyse bu adımın atılması gerekir" yorumunu yaptı.
     ABD seyahatinin ardından başta Rusya olmak üzere bölge ülkelerini ziyaret edeceğini bildiren Başbakan Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Körfez ülkelerinin tamamına gitmeyi öngördüğünü, sürece çok daha etkin bir şekilde devam edeceğini belirtti.
     Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile dün yaptığı görüşmelerin de olumlu bir hava içerisinde geçtiğini ifade etti. 

Henüz daha yolun başındayız.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye-İsrail arasında bir süreç yürütülüyor ama bu başlayan bir süreçtir. Henüz daha yolun başındayız. Daha ortasına, sonuna gelmedik. Biliyorsunuz bizim burada 3 önemli başlığımız vardır; bunun birincisi özürdü, bu halloldu. İkincisi tazminattı. Bu henüz görüşülüyor. Üçüncüsü ise Filistin'e uygulanan ablukanın kalkması olayıdır. Bunlar olmadıktan sonra bu adım atılmaz" dedi.
     Başbakan Erdoğan, SETA tarafından Washington'da Mayflower Otel'de düzenlenen konferansta "21. Yüzyılda Küresel Düzen ve Adalet" başlıklı sunum yaptı.
     Erdoğan, adalet arayışının insanlık tarihi kadar eski olduğunu, adaletin olmadığı yerde insanlığın da olmadığını belirterek, "Adaletin dışlandığı, adaletin ötelendiği bir yerde insanın kimliğinden söz etmek, insanın insanca bir hayat kurabileceğini iddia etmek mümkün değildir" diye konuştu.
     "Adalet aslında hakkı teslim etmektir. Adalet, aynen özgürlük gibi insan onurunun bir gereğidir" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:
     "Siyasetten ekonomiye, hukuktan küresel düzene kadar her alanda adalet ilkesini gözetmeyen bir dünyanın insanlığa barış, huzur, mutluluk getirmesi mümkün değildir. Bugün insanlık olarak elimizde muazzam ekonomik, bilimsel ve teknolojik imkanlar bulunuyor. Fakat bununla tezat şekilde küresel ölçekte adalet ilkesi, her gün ciddi saldırılara maruz kalıyor. Siyasi alandaki, ekonomik alandaki adaletsizlikler ve eşitsizlikler giderek artıyor. Adalet dağıtması gereken küresel düzen, bürokratik, ulusal çıkarların, sadece kendini ayakta tutmak isteyen adaleti sadece kendine reva gören politikaların kurbanı oluyor."
    
     -"En çok acıyı hayatımızın neşesi olması gereken çocuklar çekiyor"-
    
     Erdoğan, dünyada 1 milyardan fazla insanın günde 1 doların altında gelirle yaşadığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
     "Yani mutlak fakirlik sınırının altında bulunan 1 milyardan fazla insan var dünyamızda. Halbuki gelişmiş ülkeler kendini bir silkelese oradan ne dolarlar düşecek ne dolarlar düşecek. On milyonlarca insan, gıda, temiz su, sağlık hizmeti gibi en temel insani ihtiyaçlardan mahrum yaşıyor. Her yıl 100 binlerce insan açlık, kuraklık, doğal afetler, savaşlar ve salgın hastalıklardan dolayı hayatını yitiriyor. Bu durumdan en çok etkilenen maalesef en savunmasızlar, en masumlar, yani çocuklar oluyor. Evet adaletsizliğin en büyük kurbanı maalesef çocuklardır. En çok acıyı, hayatımızın neşesi olması gereken çocuklar çekiyor. Sadece Somali'de 2012 yılında 250 binden fazla çocuk, ne yazık ki açlık ve kuraklıktan dolayı hayatını kaybetti. Ölenlerin yarıya yakını 6 yaşın altındaki çocuklar.
     Çocukları arasında tercih yapmak zorunda bırakılan, bir çocuğunu yanına alırken diğerini geride bırakma zorunda kalan bir annenin acısını tarif etmek mümkün müdür- Bu acıya duyarsız kalan bir sistemin, insanlık vasfımızla uyuşması mümkün müdür- Ben bu trajediyi 2011 yılının Ağustos ayında Somali'de bizzat müşahede ettim, ziyaret ederek yerinde gördüm. Yüz binlerce kilometre öteden, yalın ayak, aç ve yorgun insanların başkent Mogadişu'ya nasıl akın ettiklerini bizzat gördüm. Oradaki kampları, hastaneleri ziyaret ettim. Gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Dünyanın bir tarafı büyük bolluk ve israf içinde yaşarken, diğer kesiminin açlığa, fakirliğe, yokluğa mahkum edilmesi insanlık adına kabul edilebilir bir durum değildir. Bu bir insanlık ayıbıdır. Bu insanlık adına bir utançtır."
    
     -"Bu sınavı insan olarak hep birlikte vermek zorundayız"
    
     Darfur'daki kampları da gezdiğini, kamplardaki kirli çadırlarda bir jiletle üç çocuğun sünnet edildiğini gördüğünü anlatan Erdoğan, "İnsanın orada adeta kanlar beynine hücum ediyor. Bu nasıl bir dramdır- Somali'de yaşanan, Darfur'da yaşanan tüm bu örneklerin yanında, dolaşın Afrika'nın birçok ülkesini aynı şeyi göreceksiniz ve insani değerlerin test edilmesini hep birlikte yaşamak, anlamak durumundayız. Bu sınavı insan olarak hep birlikte vermek zorundayız" diye konuştu.
     Erdoğan, Türkiye'nin çok yoğun çabaları neticesinde 2 yıl öncesine kıyasla Somali'nin çok daha iyi bir yerde bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:
     "Fakat hala yapmamız gereken çok şey var. Adalet sadece maddi refahın adil dağıtımıyla sınırlı değildir. Ön yargılara dayalı, ırkçı ayrımcılık da bir adaletsizlik ve haksızlık türüdür. Çünkü ırkçılık insanlığın onurunun ayaklar altına alınmasıdır, yani insanın hakkı olan en temel şeyden eşit ve adil muameleden mahrum edilmesidir. Sosyal adaletsizliğin temelinde farklı olana karşı haksız muamele yatmaktadır. Bu bazen karşımıza ırkçı bir saldırı olarak çıkıyor bazen de İslamafobia olarak çıkıyor."
     Suriye'den Filistin'e, Myanmar'dan Afrika'nın yoksullukla mücadele eden pek çok ülkesine kadar dünyanın acilen ve derhal yeni bir adalet düzenine ihtiyaç vardır. Soruyorum, son dönemlerde Myanmar'da yapılan zulümleri, Myanmar'da katledilen insanları o çocukları acaba katledenler hangi inancın hangi dinin mensuplarıydı. Peki bunlara karşı insanlığın verdiği bir refleks var mı- Sorduğu soru var mı- 'Nasıl öyle bir şey yapıyorsunuz' diyorlar mı- Hayır. Adaletin olmadığı yerde barış olmaz. Adil olmayan barış barış değildir. Kalıcı olmaz. Marten Luther King'in ifade ettiği gibi bir yerdeki adaletsizlik, diğer yerlerdeki adalete yönelmiş bir tehdittir. Bu yüzden adalet söz konusu olduğunda 'bana ne' tavrı içine giremezsiniz. Başkalarının acılarına duyarsız kalamazsınız."
    
     -Filistin sorunu-
    

     Filistin meselesinin bir dini, etnisite yahut toprak meselesi olmadığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
     "Olaya böyle bakıyoruz. Filistin meselesine adil ve kalıcı bir çözüm bulmadan Ortadoğu'da sadece sözden ibaret bir barış bulursunuz. Filistin topraklarındaki işgalin sona ermesi adaletin bir gereğidir. Filistin halkının özgür ve onurlu yaşam talebi adaletin bir şartıdır. Bu adalet ilkesini hayata geçirmeden barıştan, uzlaşıdan, refahtan bahsetmek mümkün değildir. Bunun için Filistin'de işgal ve ablukanın derhal sona ermesi ve 1967 sınırları üzerinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesi gerekmektedir. Biz Türkiye olarak bunu destekliyoruz. Fakat işgal devam ettiği sürece, yerleşimci işgalciler yayılmaya devam ettiği sürece iki devletli çözümü hayata geçirmek mümkün olmayacaktır. Burada şunu vurgulamak durumundayım; Filistin ittifakı süreci bütün Filistinli tarafları ve grupları kucaklamalıdır. Hamas dahil Filistinli bütün grupların bulunmadığı bir masadan barış çıkmaz. Bunu bir defa böyle bilmemiz lazım."
     Erdoğan, Filistin'de milli uzlaşı sağlandıktan sonra seçimlere gidilmesinin, oradaki demokratik süreci güçlendireceğine vurgu yaparak, "Önce gruplar arasındaki milli uzlaşı şart. İsrail zindanlarındaki 5 bine yakına Filistinli tutuklunun serbest bırakılması ayrıca önem arz eden husustur. Bu tutuklar arasında 10, 20 hatta 30 yıldır hapis yatan insanlar var. İsrail artık işgal, abluka, baskı, korku ve hapis politikalarına son vermelidir" değerlendirmesinde bulundu.
    
     -Türkiye-İsrail ilişkileri-
    
     Türkiye-İsrail arasında yürütülen sürece de değinen Başbakan Erdoğan, "Ama bu başlayan bir süreçtir. Henüz daha yolun başındayız. Daha ortasına, sonuna gelmedik. Biliyorsunuz bizim burada 3 önemli başlığımız vardır; bunun birincisi özürdü, bu halloldu. İkincisi tazminattı. Bu henüz görüşülüyor. Üçüncüsü ise Filistin'e uygulanan ablukanın kalkması olayıdır. Bunlar olmadıktan sonra bu adım atılmaz" diye konuştu.
     Filistin sorunun çözümüne yönelik Quartet'ın 4 tane ileri sürdüğü maddelerine değinen Erdoğan, "Bunların içinde en önemlisi, diğerleri halloldu, en önemlisi sınırlar meselesidir. Sınırlar meselesinde de 1967 sınırlarına bir defa İsrail'in çekilmesi gerekir. Bu hallolmadıktan sonra burada Quartet'ın başarılı olması mümkün değildir. Quartet'ın kuruluşundan bu yana henüz alabildiği mesafe yok" ifadesini kullandı.
    
     -"21. yüzyılı bir barış yüzyılı yapmak bizim elimizde"-
    
     Erdoğan, şöyle devam etti:
     "İsrail gerçekten barış istiyorsa önce Filistinlilere insanca muamele etmeyi bilmelidir. Burada şunun da altını bilhassa çizmek istiyorum. Başkalarının yaşadığı haksızlığa ve acılara kulak vermek, onlara gönlünüzü açmak bir cesaret ve olgunluk işidir. Gönlünde adalet duygusu olmayan bir insanın, başkalarının acılarına ortak olması asla mümkün değildir. Çok açık net bir şey daha söylüyorum; başkalarının acılarında kendi huzurunu arayanlar insan değildir. Aynı şey siyaset için de devletler için de uluslararası politikalar için de geçerlidir.
     İnsanlık 20. yüzyılda çok acı çekti. Savaşlar, işgaller, katliamlar, yıkımlar gördü. 21. yüzyılın da bir yıkım, göz yaşı ve zulüm çağı olmasına izin vermemeliyiz. Önümüzdeki yıl, yani 2014, 1. Dünya Savaşı'nın 100. yılı olacak. Bir asır sonra 21. yüzyılı bir barış yüzyılı yapmak bizim elimizde. Bunun için de adaleti, temel bir ilke olarak inşa etmek zorundayız. Sayın Bush, bana bir gün dedi ki, '21. yüzyılı barış yüzyılı olarak ilan edelim'. Dedim ki 'biz hazırız ama nasılı, niçini bunlar çok önemli. Bunu halledelim, bu adımları atalım'. Tabii arkadan Irak patladı. Tablo bu. Şimdi aynı şeyi hiç olmazsa, 1. Dünya Savaşı'nın 100. yıl dönümüne geliyoruz, burada kendimizi test ederek 'acaba bu adımı nasıl atacağız', bunu konuşalım."
    
     -"Futbol maçı seyreder gibi tribünde mi duracaktık-"-
    
     Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin dış politikasının merkezinde adalet ilkesi ve insanın bulunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
     "Biz bu yüzden Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da meşru taleplerini dile getiren halkların yanında durduk. Bu yüzden Esed rejiminin zulmüne baş kaldıran Suriye halkının yanında durduk. Suriye'de 100 bine yakın insan hayatını kaybetti. Zalim bir diktatör Suriye'de kendi halkına karşı hemen hemen her gün katliam üzerine katliam yapıyor. Ne yapacaktık futbol maçı seyreder gibi tribünde mi duracaktık, yani oradan bunu izleyerek bizler de tribünden alkış mı tutacaktık- Yanı başımızda 910 kilometre sınırı olan bir ülke olarak, akrabalık bağları, komşuluk bağları, tarihi ve kültürel bağları olan bir ülke olarak buna sessiz mi kalacaktık- Bu tabii ki mümkün değil." 

İLGİLİ HABERLER