Gündem
  • 28.2.2002 14:58

ERMENİ İDDİALARI VE GERÇEKLER...

KAYNAK : Haber Vitrini SEDAT YILMAZ İSTANBUL - Ermeni meselesinin başlangıç noktasının 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nı izleyen Ayastefanos Anlaşması ile Berlin Konferansı olduğu bildirildi. Konuyla ilgili çalışma yapan tarihçiler, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin çöküntü döneminde Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun teşvikiyle imparatorluğu oluşturan milletlerin birbiri ardına bağımsızlık mücadelesine girdiklerini ve bunda başarı sağladıklarını, söz konusu gelişmelerin Ermeniler için de örnek teşkil ettiğini ve onların da Osmanlı'yı parçalamak isteyenlerin maddi ve manevi desteğiyle ayaklanma başlattıklarını belirttiler. Söz konusu dönemde Çarlık Rusyası'nın Osmanlı Devleti üzerinde emelleri çerçevesinde sıcak denizlere inme stratejisine ilk sırayı verdiğini, diğer taraftan batının da aynı emellerle hedeflerine ulaşmak için Osmanlı içinde bulunan Hıristiyan azınlıkları kullanma yoluna gittiklerini ifade eden tarihçiler, "Rusya, Osmanlı yönetimi altındaki Hıristiyan toplumların hamisi rolünü oynamaktır. Diğer taraftan dönemin diğer iki başlıca gücü olan İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katoliklik'e kazandırmak amacındadır ve bu amaçlar bağlamında İstanbul'da, 1830'da Ermeni Katolik, 1847'de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuşlardır. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Ermenileri'ne ve diğer Hıristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas itibariyle azınlıkları himaye görüntüsü altında Osmanlı Devleti'nin içişlerine müdahale edebilmek ve imparatorluğu parçalamak amacı yatmaktadır" dediler. Ermenilere söz konusu güçler tarafından Doğu Anadolu'da bir Ermenistan devletinin kurulması vaadi yapıldığına dikkat çeken tarihçiler, "Dış güçler işi daha da azıtarak konuyu siyasi platformlara kadar taşıdılar. Ermeni sorunu için bir başlangıç noktası bulmak gerekirse bu, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nı izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Konferansı'dır" ifadelerini kullandılar. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması'nın Osmanlı Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesinde "Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması, oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder" denildiğini hatırlatan tarihçiler, anlaşmanın bu hükmünün, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmediğini, ancak Ermeni sorununun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz etmesi yönlerinden büyük önem taşıdığını kaydettiler. Tarihçiler, 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'ndaki 61. maddenin Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine, "Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkes ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir" maddesinin getirildiğine işaret ettiler ve Berlin Antlaşması'nın, bu hükmüyle Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkını tanıdığını kaydettiler. ERMENİLER SİLAHLANIYOR Berlin Antlaşması'yla birlikte batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerinde baskı ve müdahalelerini artırdığı, eş zamanlı olarak da Ermeniler'in başta Doğu Anadolu ve Kilikya'da olmak üzere Anadolu, Suriye ve Rumeli'de örgütlendiklerine ve silahlandıklarına dikkat çeken tarihçiler, "İlk kışkırtmalar Rusya'dan gelmeye başladı, Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları, Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiştir. Doğu Anadolu'daki İngiliz konsolosluklarının sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir. Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu Anadolu'da 1880'den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komitelerin varlıkları, Osmanlı yönetiminden şikayeti olmayan ve barış ve refah içinde hayatlarını sürdüren Ermeni halkının büyük çoğunluğunun ilgisini çekmekte başarılı olamadığından kısa bir süre sonra sona ermiştir. Osmanlı Ermenileri'ni içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermenileri'ne Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurtulması yoluna gidilmiştir. Böylece 1887'de Cenevre'de, sosyalist eğilimli, ılımlı militan Hınçak, 1890'da ise Tiflis'te aşırı terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenileri'nin kurtarılması hedef ve amaç olarak gösterilmiştir" dediler. AYAKLANMALAR VE SUİKASTLER İstanbul'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanlı Ermenileri'ni kışkırtmayı hedefleyen Hınçaklar'ın başlattığı ayaklanma girişimlerine Taşnaklar'ın da katıldığını belirten tarihçiler konuyu şöyle özetlediler: "Bu ayaklanma girişimlerinin ortak özelliklerini, Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ve örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısından yararlanmaları teşkil etmiştir. İlk isyan, 1890'daki Erzurum isyanıdır. Bunu yine Osmanlı Devleti Ermenileri'nin Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı. 1894'te Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Padişah Abdülhamid'e suikast girişimi, 1909'da Adana isyanı izlemiştir. İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna 'Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor' mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek daha geniş çapta bir uluslararası sorun niteliğine büründürülmüştür. Nitekim, döneme ait İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporları, Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanlılar'ın karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak olduğunu kaydetmektedir ve büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu'nun her köşesine dağılmış Hıristiyan misyonerler ile birlikte Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır." ÜNLÜ 24 NİSAN Osmanlı Devleti'nin Ermeni eylemleri üzerine bir dizi önlemler aldığına dikkat çeken tarihçiler, "Osmanlı hükümeti, bu durum karşısında önce Ermeni Patriği ile Ermeni toplumunun milletvekilleri ve diğer önde gelenlerine, Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını bildirmekle yetinmiş, bu sonuç vermeyince, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni komitelerini kapatarak yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklamıştır. Dışardaki Ermeniler'in her yıl Ermeni soykırımının yıldönümü diye andıkları 24 Nisan, işte bu 235 komitecinin tutuklandığı tarihtir" dediler. ERMENİ HALK, GÜVENLİK ALTINA ALINIYOR Doğu cephesinde Ermeni asıllı vatandaşlarının ihanetine uğrayan Osmanlı Hükümeti, ülke bütünlüğüne karşı yöneltilen bu faaliyetlerin engellenmesi amacıyla Ermeni komitelerini kapattıklarını ve liderlerini tutukladıklarını, ardından Doğu Anadolu'da savaş bölgesi hattı içinde kalan Ermenilerin 27 Mayıs 1915 tarihli bir kanun çerçevesinde imparatorluğun güneydeki savaş dışı kalan bölgelerine örneğin Suriye'ye sevk edildiğini belirten tarihçiler, "Ermeni tarihçi Leo'nun da belirttiği gibi, Osmanlı Hükümeti Rus kışkırtmalarına kapılarak ve Rus silahlarına güvenerek karışıklık ve isyanlar çıkaran Ermeni komiteleri karşısında kendi varlığını korumak hakkını kullanmıştır. Tehcir uygulaması Ermeni çevreleri ve hasım devletlerce 'Ermeni katliamı' olarak adlandırılmış ve Osmanlılar'a karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır. Oysa tehcir güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesi uygulamasından ibarettir" ifadelerini kullandılar. SEVR'LE YİNE UMUTLANDILAR Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasıyla imzalanan Sevr Antlaşması'nın Ermenileri bir kez daha umutlandırdığını belirten tarihçiler, "Bu antlaşmada Ermenistan'ın özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanınması öngörülmekteydi. Sınırın tesbiti ise ABD Cumhurbaşkanı Wilson'ın takdirine bırakılmaktaydı. Sevr Antlaşması'nı geçersiz kılan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Andlaşması'nda ise Ermeniler hakkında hiçbir hüküm yer almamaktadır. Esasen, Lozan Antlaşması'ndan önce 16 Mart 1921'de SSCB ile imzalanan Moskova Antlaşması, Türk-Rus sınırını çizmiş, bu sınır Kafkasya'da Erivan merkez olarak kurulan Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafından da 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlaşması ile kabul edilmiştir. Ermeni toprak talepleri böylece tarihe gömülmüştür" yorumunu yaptılar. ASALA Ermeni davasının ancak silahlı mücadeleyle çözümlenebileceği maksadıyla 20 Ocak 1975 tarihinde kurulan ASALA'nın Hınçak Partisi yanlısı, Marksist - Leninist bir doğrultuda Lübnan'da ortaya çıktığını, ASALA'nın, adını kuruluş tarihinde Beyrut'taki Dünya Kiliseler Birliği Bürosu'na yaptığı bombalı saldırı ile duyurduğunu belirten strateji uzmanları ise, "ASALA, kendisini Uluslararası Devrim Hareketi'nin bir parçası olarak kabul etmekte, Türkiye ile müttefiklerini can düşmanı saymakta ve Ermeni davasının ancak, silahlı mücadeleyle çözümlenebileceği görüşünü savunmaktadır" dediler. Uzmanlar, ASALA'nın gayelerini de, 1915 yılında Türkiye'de meydana geldiğini iddia ettikleri sözde Ermeni soykırımının Türk Devleti'nce itirafını sağlamak, Türkiye'yi bu sözde soykırım nedeni ile tazminat ödemeye zorlamak, Türkiye'nin işgal ettiğini iddia ettikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu yöresindeki toprakların sözde yasal sahiplerine yani Ermeniler'e iadesini sağlamak ve bu maksatla; bu topraklar üzerinde müstakil bir Ermeni devleti kurmak, bu toprakları Ermenistan Cumhuriyeti'ne bağlı bir cumhuriyet haline getirmek" şeklinde sıraladılar. ASALA KATLİAMI Sözde Ermeni soykırımı ve iddiaları için yurt dışında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden çok sayıda diplomat ve görevlinin Ermeni teröristlerce katledildiğine değinen uzmanlar, Ermeni teröristlerce öldürülen Türk diplomat ve görevlilerini tarihi sırayla şöyle sıraladılar: Tarih Şehir Görev Adı-Soyadı 27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos / Consul Mehmet BAYDAR Konsolos / General / Consul Bahadır DEMİR 22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi / Ambassador Daniş TUNALIGİL 24.10.1975 Paris / Büyükelçi / Ambassador İsmail EREZ Şoför/Driver Talip YENER 16.02.1976 Beyrut / Başkatip / First Secretary Oktar CİRİT 09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi / Ambassador Taha CARIM 02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi / Ambassador's Wife Necla KUNERALP/ Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU 12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu /Ambassador's Son Ahmet BENLER 22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN 31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe / Administrative Attache İdari Galip ÖZMEN Athens/ İdari Ataşe Kızı / Administrative Attache's daugter Neslihan ÖZMEN 26.09.1980 Paris Basın Müşaviri / Press Counsellor 26.08.1980 tarihinde yapılan saldırıdan yaralı olarak kurtulmuş ve kısmi felç olmuştur. Selçuk BAKKALBAŞI 17.12.1980 Sydney/ Başkonsolos / Consul Şarık ARIYAK Güvenlik Ataşesi / Security Attache Engin SEVER 04.03.1981 Paris / Çalışma Ataşesi / Counsellor for Labour Affairs Reşat MORALI Din Görevlisi / Counsellor for Religiotis Affairs Tecelli ARI 09.06.1981 Cenevre / Geneve / Sözleşmeli Sek. / Secreta. M.Savaş YERGÜZ 24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi / Security Attache CemaI ÖZEN 28.01.1982 Los Angeles/ Başkonsolos / Consul General Kemal ARIKAN 08.04.198? Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR 04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos/Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ 07.06.1982 Lizbon/Lisbon/ İdari Ataşe/Administrative Officer Erkut AKBAY 27.08.1982 Ottawa/ Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT 09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN 08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Administrative Officer's Wife Nadide AKBAY, eşi merhum Erkut AKBAY'ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY 09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Gali BALKAR 14.07.1983 BrükseI/Brussels/ İdari Ataşe/Administrative Attache Dursun AKSOY 27.07.1983 Lisbon/ Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU 28.04.1984 Tahran/ Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER 20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN 19.11.1981 Viyana / Uluslararası Memur Enver ERGUN 07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ 11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL 04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU PKK TERÖR ÖRGÜTÜ Diğer yandan PKK'nın, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini de içine alacak şekilde Suriye, İran ve Irak toprakları üzerinde Kürdistan olarak adlandırdıkları bölgede Marksist-Leninist ilkeler doğrultusunda Bağımsız Birleşik Demokratik bir Kürdistan devleti kurmak için teşkilatlandığını belirten strateji uzmanları, "Asıl amacı bu olmakla birlikte Türkiye'nin ezeli düşmanları olan dış devletlerin de desteğiyle Türkiye'nin gelişmesini engellemeye yönelik ekonomik anlamda amacı da bulunmaktadır. Bu amacını gerçekleştirmek için silahlı mücadeleyi esas almıştır. Bu mücadele için de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere silahsız ve masum bölge halkına karşı katliamlara giriştiği gibi, ekonomiyi zarara uğratmak, istismar noktası olarak gördükleri geri kalmışlığı kıracak yatırım ve hizmetleri engellemek için araç gereç, kuruluş ve tesislere sabotaj türü saldırılarda bulunmakta, turizm sektörünü baltalamak için de turistik tesis ve kuruluşlar ile turistlere saldırmakta, ülkeye turist gelmesini engellemek için yurt dışında propaganda faaliyetlerinde bulunmaktadır" dediler. PKK - ERMENİ İŞBİRLİĞİ PKK ile Ermeni işbirliğini vesikalarla ortaya koyan uzmanlar, söz konusu olayları şöyle belirttiler: "Terör örgütü PKK'nın 21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl hafta olarak ilan etmesi ile Ermenilerin 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anması ve toplantılar yapması. 08.04.1980 tarihinde Lübnan'ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütlerinin ortak basın toplantısı düzenleyerek toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlaması ile çevreden alınan tepki üzerine ilişkilerini illegal alanda gizli olarak sürdürmeleri kararlaştırılmıştır. Toplantı akabinde 09.11.1980 tarihinde Strazburg Başkonsolosluğuna, 19.11.1980 tarihinde Roma THY Bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldırıların PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmesi. Teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın Ermeni Yazarlar Birliği tarafından büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı onur üyeliğine seçilmesi. Ermeni Halk Hareketi'nin bünyesinde terör örgütü PKK'nın bir çok Avrupa ülkesinde yaptırdığı gibi Kürdistan Komitesi oluşturması. 04 Haziran 1993 tarihinde Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut'ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılması."

İLGİLİ HABERLER