SENDİKALARDAN AK PARTİ'Yİ KAPATMA DAVASINA TEPKİ

19.3.2008 - 11:42

YUSUF ZİYA ERARSLAN
ANKARA - 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 47 oy alarak tek başına iktidara gelen AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davaya tepkiler sürüyor. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal, laik ve demokratik bir hukuk devleti olduğunu hatırlatarak, devletin niteliklerini zedeleyecek her türlü girişime şiddetle karşı olduklarını kaydetti. Demokrasinin kesintisiz olarak yaşatılması ve tüm demokratik hakların ülkemizde hakim kılınmasının en büyük arzuları
olduğunu ifade eden Akyıldız, "Nitekim 28 Şubat sürecinde tek başımıza ortaya koyduğumuz çerçeve tüm kamuoyunun bilgisi dahilindedir. AK Parti'nin kapatılma konusunu üzüntüyle karşılıyoruz. Ancak konu yargıya intikal etmiştir. Hukukun üstünlüğüne inanmış olan bizler, bu durumda ne demokrasinin ne de hukukun üstünlüğünün zarar görmesine razı olamayız. Temennimiz hukuk devleti ilkesinden sapmadan, demokrasi kuralları ihlal edilmeden bu sürecin bir an önce adil bir şekilde sonuçlanmasıdır" dedi.
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu ise, "Siyasi partilerimizi, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi'nin tehdidinden kurtarmak lazım" diye konuştu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın AK Parti'nin kapatılması istemiyle açtığı davayla ilgili değerlendirmelerde bulunan Başoğlu, AK Parti'nin son seçimlerde yüzde 47 rey aldığını ve devletin icra organını elinde bulunduran bir parti olduğunu söyledi. Belediyelerin çoğunun da AK Parti'ye ait olduğunu vurgulayan Başoğlu, "Cumhuriyet Başsavcısı'nın 'sen başörtüsü yasağını kaldırmak istiyorsun' diye laikliğe aykırı olduğu iddiasıyla kapatma davası açması, doğrusu demokrasimizin geleceği bakımından büyük bir
sakıntı ve tehlike doğuracaktır. Ben öteden beri savunduğumu bir daha tekrar ediyorum, evvela siyasi partilerin sicillerinin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutulmasını doğru bulmuyorum. İkinci olarak siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının da doğru olmadığı kanaatindeyim" dedi.
Hazır sivil Anayasa yapma çalışmaları varken, Anayasa Mahkemesi'ni bir uzmanlık kurumu haline getirmek ve siyasi partiler üzerinde mali denetim yapan ve kapatan bir kuruluş olmaktan çıkartmak gerektiğini savunan Başoğlu, "Bir yandan Cumhuriyet Başsavcılığı öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin siyasi partilerimizin üzerinde demokrasinin kılıcı gibi durmaları demokrasimizin gelişmesine engel olan en büyük unsurdur. Devleti idare eden bir partinin, 'sen nasıl başörtüsü yasağına karşı çıkarsın' diye iktidar
partisinin kapatılması Türkiye demokrasisini dışarıda tartışma konusu edebilecek bir noktaya götürür ki, bu yanlıştır. Bunun demokrasinin güçlenmesine hiçbir katkısı bulunmaz" şeklinde konuştu.
Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu da, "Biz parti kapatmaya karşı çıkıyoruz. Çünkü Türkiye'de artık parti kapatmak sona ersin. Demokrasi sonsuza kadar devam etsin. Biz de demokrasi içinde mücadele yaparız. Ve sonuna kadar devam ederiz" değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE'YE İYİLİK VE İSTİKRAR GETİRMEZ"
Hak-İş Sendikası Genel Başkanı Salim Uslu ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, geçmişte parti, sendika ve derneklerin kapatılmasının Türkiye'ye demokrasi, barış ve istikrar açılarından hiçbir yarar sağlamadığının herkes tarafından bilindiğini belirterek, "Türkiye gibi modernleşme yolunda önemli kazanımlar elde etmiş bir ülkede bırakın kapatmayı, kapatmayı düşünmek bile Türkiye'ye yakışmaz" dedi.
"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kapatma düşüncesi ve başvurusu, Türkiye'nin hala 'nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz' sorusunun cevabının verilmeyişinden kaynaklanmaktadır. Oysa bu sorunun cevabı, kendine güvenen ve gelişmiş ülkelerde verilmektedir. Cevap; modern, çağdaş, demokratik ve hukuk devletinin en güçlü bir şekilde yaşanması şeklindedir. Türkiye'de ise 'bugünün yarını' olmayan bir anlayış vardır" diyen Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye çağdaş demokrasi kriterlerinden uzaklaştırılıp üçüncü dünya ülkesi yapılmak istenmektedir. Dış politikada, Avrupa Birliği'nde, bölge politikasında, ekonomide, terörle mücadelede, güçlü ve cesur adımların başarıyla atıldığı ve dünyada Türkiye'nin güçlü bir kabul gördüğü bir dönemde, ülkenin ilerlemesine, değişim ve dönüşümüne aydınlık yürüyüşüne izin vermeyen statükocu anlayış Türkiye'nin kaderi gibi gösterilerek dayatılmak istenmektedir. Modern demokrasilerde halkın gücü ve rolünü öne çıkaran
sivil siyasetin belirleyiciliğinin kabul edildiği ve güçlendirildiği bir anlayışı hazmetmek gerekiyor. Türkiye'nin yeniden bir rejim tartışmasına sokulmak istendiği görülmektedir. Bu tartışma yargı kullanılarak bir iktidar yarışı haline getirilmiştir. Seçimle gelenler seçimle gider ilkesi başka enstrümanlar kullanılarak ortadan kaldırılmak istenmektedir. Yargının son yıllarda siyasi partileri sindirmeye yönelik girişimleriyle bu kadar çok siyasetin yetki alanına, sivil ve gündelik rutine müdahale eder hale
gelmesi yargıyı tartışılır hale getirmektedir. Çünkü yargının siyasete müdahalesi istisna olmaktan çıkmış, kural haline gelmiştir. Bu acayip durum, sivil ve demokratik bir yeni anayasada erkler arası sınırların yeniden belirlenmesi ve yargının tarafsızlığının sağlanması ihtiyacını ortaya koymuştur. Varlığını demokrasiye borçlu olan sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin cılız ve mecalsiz bir tavır yerine demokrasi ve halkın iradesine sahip çıkmaları ve ilkeli bir duruş göstermeleri kendi varoluşlarının
da gereğidir."
Uslu, Türkiye'nin böylesine ayıplı ve defolu bir demokrasi anlayışını çoktan terk etmiş olması gerektiğini söyleyerek, "Yeniden geçmiş yıllara dönülmüş olması üzüntü vericidir. Geçmişte parti, sendika ve derneklerin kapatılmasının Türkiye'ye demokrasi, barış ve istikrar açılarından hiçbir yarar sağlamadığını herkes bilmektedir. Türkiye gibi modernleşme yolunda önemli kazanımlar elde etmiş bir ülkede bırakın kapatmayı, kapatmayı düşünmek bile Türkiye'ye yakışmaz. Yaklaşımı sorun çözmekten çok ezmeye
yönelik olan bu iddianame, bir yargı ve demokrasi çatışmasına zemin hazırlamaktadır. Ancak, bir kısım etkili ve yetkili çevrelerin halkın seçtiklerini beğenip beğenmeme gibi bir imtiyazı bulunmamaktadır. Belirsiz kavramlar ve soyut ithamlarla dolu bir iddianame demokrasiyi tartışmalı hale getireceği gibi Türkiye'ye de iyilik ve istikrar getirmez" diye konuştu.

Yorumları Oku
Yorum Yaz
Gönderilen yorumlardan sadece yorum sahibi sorumludur. Yasal yaptırımlar nedeniyle yorum sahiplerinin IP adresleri kaydedilmektedir. Lütfen gönderdiğiniz yorumların içeriklerine dikkat ediniz.
    Daha Fazlasını Görmek için Tıklayınız
      Hakkımızda/Künye
      • Sahibi : İntervizyon Prodüksüyon Organizasyon San.Tic.Ltd.Şti.
      • Kuruluş : 21 Mart 2001
      • Genel Yayın Yönetmeni :Metin ÖZER
      • Editörler
      • Necmi Kurucu
      • Melek Baritoğlu
      ihlas haber ajansı
      2002’den Gümüze Kesintisiz Yayın.
      Haber Vitrini’nde yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.