Gündem
  • 24.4.2021 21:15

Halid Bin Velid Hazretleri'nin Rahiple söz düellosu

HALİD BİN VELİD HAZRETLERİ’NİN RAHİPLE SÖZ DÜELLOSU
Şeyh Ebu Hafs Amr Bin Ebi Hasan Nisaburi Rahmetullahi Aleyh, Revnak’ül Mecalis adlı kitabında ilginç bir olay anlattı.
Birazdan okuyacağınız olayın evliyanın büyüklerinden Bezayid-i Bestami Rahmetullahi Aleyh’e ait olduğuna dair de bilgiler vardır.
Biz Halid Bin Velid Radıyallahü anh Hazretlerine ait olanı nakledelim.
Resûlulllah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Rum gazasından dönerken bir mahalde konaklamışlardı.
Ashab-ı Kiramdan Halid Bin Velid, bir haceti için oradan ayrılmıştı.
Bir süre sonra Peygamber Efendimiz ve ashabı konaklamayı tamamlayıp oradan ayrıldı.
Halid Bin Velid (Radıyallahü anh) geldiği zaman asakir-i muvahhibini yerinde bulamadı.
Orası tehlikeli bir yerdi ve hangi tarafa gittiklerine dair iz de yoktu. Rüzgâr toprağın üzerini silmişti.
Ne tarafa doğru gittiklerini görebilmek için yüksekçe bir tepeye çıktı.
Mübarek etrafa bakınırken birden bire bir SAVMAA gördü. Savmaa, papazların tek başına kalıp münzevi oldukları yere verilen addır.
O savmaanın etrafında bir kalabalık toplanmıştı.
Mübarek bunu merak etti ve kalabalığın içerisine girdi.
Orada bulunanlardan birisine bu toplantının sebebini sordu.
O kimse şöyle cevap verdi;
- Bu savmaada bir rahip vardır. Yılda bir kez burada bize vaaz ve nasihat eder. Biz 70 bin kadar adamlarıyız. Hepimiz onu görmeye ve nasihatini dinleme buraya cem olduk. Az sonra yine vaaz edecek. Biz bütün yıl onun vaazını tutar ve o vaazına amel ederiz.

Halid Bin Velid Hazretleri duyduğundan sonra merakı daha da arttı ve rahibin vaazını dinlemeye karar verdi.
Bir süre sonra savamaadan genç bir rahip çıktı. Deriler giyinmiş ve boğazına kadar zincirler takmıştı.
O çıkınca herkes ayağa kalktı. Ziyadesiyle tazim ettiler. Tezellülen önünde eğildiler. Hülasa çok çok tevkir ve tekrim ettiler.
Rahip yere oturduktan sonra şöyle dedi;
- Dağılın, bugün size vaaz etmeyeceğim. Varın yurtlarınıza dağılın.
Bunu duyan cemaati ağlaşarak şöyle dedi;
Bir seneden beri senin vaazını bekliyoruz. Her birimiz şu kadar uzaklıktaki yollardan geldik. Nice zahmetler çektik.
Bize vaaz etmeyip de mahzun bırakmana sebep de nedir?

O topluluğun bu sorusuna rahip şöyle cevap verdi;
- Aranızda bir Muhammedi vardır. Muhammed’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabından birisi benim cemaatimin içerisine karışınca benim nutkum tutuldu.
Mademki içinizde bir Muhammedi kişi vardır. Siz onu bulup çıkarmadıkça ben size vaaz edemem.

Bütün cemaat ayaklandı ve Halid Bin Velid Hazretlerini aramaya başladı.
Bütün aramalarına rağmen bulamadılar.
Bulamamalarının sebebi ise; elbisesinin onların elbisesine benzemesiydi.
Mübarek savaşta giydiği harp esbap ve savaş aletlerini daha önce dağa saklamıştı. Onların dilini de bilirdi. Onlarla kendi dillerinde rahatlıkla konuşabiliyordu.
Onlar Resûlullah Efendimizin Mübarek ashabından Halid Bin Velid’i bir türlü bulamayınca hep birlikte mahzun oldular.
Onların halini gören rahip ayağa kalkarak seslendi;
- Hepiniz oturun. Onu ben bulurum.
Cemaat oturup sükût edince rahip şöyle seslendi;
- Ey Muhammedi; ben senin nerede olduğunu bilmem. Senin yerini ancak Allah bilir. Şimdi sen dini seversen, dinin ve Peygamberin Hazret-i Muhammed (Aleyhisselatü vesselam) hürmetine ayağa kalk.
Bunları duyunca şöyle düşündüm;
- Eğer ayağa kalkarsam, rahibin bu kadar cemaati arasında necat ve selamet bulma imkânım ve ihtimalim olmaz. O kadar ki beni parça parça ederler. Böyle düşününce ilm-i siyaseten kalkmadım.
O rahip tekrar kelam eyledi;
- Dinini ve Peygamberini seversen ayağa kalk.
Bunu duyunca şöyle dedim;
- Ne olursa olsun. Dinime ve Resûlullah’ın yoluna bin canım feda olsun.
Ayağa kalktım.

Rahibin cemaati beni öldürmek için üstüme hücum etti. Rahip onların önüne geçip şöyle dedi:
- Durun, ondan el çekin. Geri çekilin. Yetmiş bin kişinin bir kişiyi öldürmesi mürüvvet değildir.
Bunun üzerine o topluluk benden el çekip, geri durdular.
Rahip ‘Bana yaklaş” dedi ve beni yanına davet etti.
Yakınına vardım. Ta oturduğu basamağa çıkıp karşısında durdum.
Rahip bana şöyle sordu;
- Sen Resul’ün arkadaşlarının büyüklerinden misin yoksa küçüklerinden misin?
“Ne büyüklerinden ne de küçüklerinden orta mertebedenim”
dedim.
Tekrar sordu;
- Çok şey bilir misin?
Din işlerime yetecek kadarını bilirim.

Sonra tekrar sordu;
- Sana sual edecek olsam cevap verir misin?
Bilirsem veririm. Bilemez isem de dinde lazım olmayanları bilmek bizim dinimizde ayıp değildir. Her âlimden üstün bir âlim vardır. Bütün ilimlerin sahibi ise Şanı Yüce Allah’tır.

Rahip şöyle sordu;
- İşittim ki sizin Peygamberiniz şöyle demiş, “Yüce Hak, cennet-ı âliyatta ne yarattı ise onun bir benzerini de dünyada yarattı”
Başka bir haberinde ise Cenneti anlatırken, “Allahü Azimüşşan, Cennette Tuba ağacını yarattı. Onun kökü bir ama cennette her köşkün her sarayın her evin içerisinde Tuba ağacının dallarından bir dal vardır.”
Yukarıda haber verilen duruma göre altta anlatılanın dünyada misalini bulamadım. Onun için Peygamberine inanmadım. Dünyada bunun misali var mıdır? Bu misali sen bilir misin?
Bunun üzerine Halid Bin Velid (Radıyallahü anh) kalbine gelen ilim ile şöyle dedi.
-Evet, ben bunu bilirim. Yüce Hak güneşi yarattı. Güneş doğup gök ortasına geldiği vakit, yer ortasındaki dağ. Ova ve bunların üzerindeki ne varsa oraya güneş girer aydınlatır.
Rahip bana şöyle dedi;
- Çok güzel cevap verdin. Ben de anladım şimdi. Bu açıklaman Peygamberinin verdiği haberin ispatıdır.
Merak ettim; Senin ilmin mi çoktur, Ebu Bekir’in mi (Radıyallahü anh) ?

Şöyle dedim;
Eğer sen Ebu Bekir’i (radıyallahü anh) görmüş olsaydın. Onun ilim ve hazakat hazinesine muttali olurdun.
Sana yeni bir şey soracağım.
- Hazret-i Muhammed (Aleyhissalatü vesselam)şöyle dedi;
- Cennette 4 ırmak var. Birinden şerbet, birinden bal, birinden süt ve birinden de su akar.
Bu 4 ırmak arasında fasıla ve hicap yoktur. Dördü de aynı yerden akar. Ama birbirine karışmazlar.

Bunun misalini dünyada bulamadığım için tasdik etmem Bunun dünyada bir misali var mıdır?
Şöyle cevap verdim;
Bunun misali vardır. Allahü teala insanın dimağında birbirine muhalif 4 su yarattı.
Onlardan birisi kulağa gelir ve acıdır. Biri gözden gelir ve tuzludur. Birisi burundan gelir ve kokmuştur. Birisi ağızdan gelir ve tatlıdır.
Aynı dimağdan gelmelerine rağmen bu 4 su birbirine hiç karışmaz.

Hayretler içerisinde kalarak şöyle dedi;
- Çok güzel cevaplandırdın. Peygamberinin sözünü ve kavlini ispat ettin.
Merak ettim; Senin mi ilmin çoktur; Ömer ’ül Faruk’un (Radıyallahü anh)  ilmi çoktur?

Rahibin bu sorusuna da Hazret-i Ebî Bekr için verdiğim cevabı verdim.
Rahip tekrar sordu; Peygamberinin şu sözünü işittim;
- Cennette tahtlar vardır. Onların yüksekliği 500 yıllık yoldur. Sahibi onun üzerine çıkmayı murat ettiği vakit eğilir ve sahibini üzerine alır. Sonra kalkar.
Ben bu haber için dünyada çok misal aradım ama bulamadım. Senin bildiğin bir misal var mıdır? Söyle cevap verdim;
- Şu deveyi görmez misin? Ne kadar yüksektir. Ona binmek mümkün değildir. Bir çocuk yularından çektiği vakit boynunu aşağı eder. Çocuk boynuna bindiği vakit de başını kaldırıp arkasına bindirir.
Hazret-i Süleyman (Aleyhisselam) askerleriyle bir yere gitmek istediği vakit, rüzgâr bulundukları sarayın altına girip onları kaldırır ve bir günde iki aylık yol aldırır. Bu haber sizin kitabınızda yer almaz mı?

Rahip, “Çok güzel cevap verdin. Cevabını bulamadığım bir sorum daha var. “Cennet ehli cennette yiyip içerler. Peygamberin ‘onların yediklerini ne dışarı çıkartırlar ne de istifrağ eder’ dedi. “Bunun dünyada misali var mıdır?” diye sordu.
Şöyle dedim;
- Vardır elbette.. Kudret sahibi Yüce Hak, ana karnında çocuğu yarattı vakit, çocuk 4-5 aylık olanda ona can ihsan eder. O çocuk doğup dünyaya çıkıncaya kadar her ne iştaha ederse, anasında da o şeye karşı bir iştah halk eder. Çocuğun karnında iştah ettiği şeyi yediğinde o yediği karnındaki çocuğa da yiyecek olur. Çocuk onunla beslenir ve onu çıkarmaya veya istifrağ etmeye de ihtiyacı olmaz.
Ey Muhammedi çok güzel cevap verdin ve Peygamberinin (Aleyhisselatü vesselam) kelamını ispat ettin. Merak ettim senin ilmin mi çok yoksa Ali bin Ebî Talip’in mi?(Radıyallahü anh)
Bunun üzerine rahibe şöyle dedim:
Ey rahip.. İnsaf et. Bana 4 şey sordun hepsine cevap verdim. Ben de sana bir şey sorayım sen cevap ver. Sonra bana ne kadar sual edersen et..
Rahip şöyle dedi;
- Buyur ne sormak istersen sor..
Şöyle sordum;
- Cennetin anahtarı nedir?
Rahip şöyle cevap verdi;
Hazret-i İsa’ya (Aleyhisselam) ve Hazret-i Meryem’e inanmaktır.
Bunun üzerine şöyle dedim..
Hazret-i İsa ve Hazret-i Meryem’i seversen bana doğruyu söyle;
- Cennetin anahtarı nedir?

Bunun üzerine rahip sükût etti.. O sükût edince cemaatinde itirazlar yükseldi ve cevap vermesini isteyip şöyle dediler;
- Ey rahip bu Muhammedi senin 4 soruna da duraksamadan cevap verdi. Sen neden susarsın?
Rahip onlara şöyle dedi;
- Ben bunun cevabını bilirim. Söylersem hiç biriniz buna razı gelmezsiniz. Cevabı söyleyince belki üstüme hücum edip canıma kast edersiniz. Bunun için susarım.
Bunun üzerine cemaatinden ileri gelenler şöyle dedi;
- Biz neden razı gelmeyelim. Bizim buraya gelme nedenimiz, cennete girmenin yolunu öğrenip selametle cennete girmektir.
Cennetin anahtarı olmayınca biz nasıl cennete girelim. Bu anahtarı biliyorsan İsa aşkına bize söyle.

Bunun üzerine rahip şöyle dedi;
- Cennetin anahtarı bu Muhammedi’nin peygamberi Hazret-i Muhammed’dir. (Aleyhisselatü vesselam) Onun peygamberliği tasdîk edilmedikçe kimse cennete giremez. Tıpkı anahtar olmayan bir eve anahtarsız girilmeyeceği gibi.
Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet'in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibâre; Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır." deyip Müslüman oldu. Diğer rahipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip Müslüman oldular. Halid Bin Velid de (Radıyallahü anh) onların yanında bir süre kalıp İslamiyet’i öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.

Bunun üzerine cemaat şöyle dedi;
- Demek hakikat bu imiş. Demek bizler boş yere zahmetler çekip seni dinlemeye gelip perhizler edermişiz.
Mademki cennetin anahtarı Muhammed Peygamberdir (Sallallahü aleyhi ve sellem) şimdi hepimiz Resûlullah efendimizin nübüvvetini tasdik ederiz.
Şahadet ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur. Şahadet ederiz ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.

Orada olanlar böyle diyerek hepsi iman şerefi ile müşerref oldu.
Bize İslam dinini verdiği, imanda başarı ihsan ettiği, Habibin yolu olan Ehl-i sünnet vel cemaat yoluna çıkardığı ve Hak yolda ilerlememiz için rehberler verdiği için Allahü teala’ya hamd ederiz.
Allah’ım.. Son nefesimizi imanla kapla.. Bize de cennetine girmeyi nasib eyle
Resul-ü Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem hürmetine .. Senin Rahmetinle..
Ya Hannan, Ya Mennan, Ya Deyyan..
Hıristiyan papazı cemaatini İslam Dini ile şereflendirirken, Bizim Papaz (FETÖ) Müslümanları Hıristiyan etmeye çalışıyor..
Rabbim münafıkların şerrinden muhafaza buyursun (AMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER