Medya
  • 10.5.2020 17:40

Hasbıhal-6!.. Kabir azabı

HASBIHAL-6
BU DİN BAŞA DEĞİL SONA BAKAR
KABİR AZABI

İnsanın başta ne yaptığı önemli değil, sonda ne olduğu önemlidir. Çünkü hesap son hal üzerinedir.
Sondaki halin gideceğin istikameti gösterir.
İnsan için iki istikamet vardı.
Sağ taraf ebedi saadete yani cennete gider.
Sol taraf ebedi azaba yani cehenneme gider.
Bu iki istikametin arası veya ortaya yoktur.
Kişi hangi istikamete gideceğini kendisi seçer.
Son nefesinde iman edenler ya direk veya endirekt (suçu kadar ceza çekip) Cennete gider.
Son nefesinde iman etmeyenler geri dönüşü olmaksızın, korkunç bir azaba gider.
Yaşarken ne yapmışsanız,  her şey son anda belli olur.
İnsanoğlu Allah’ın hesabına ilk kez, can verirken çıkar.

İlk ceza veya ilk müjde orada başlar.
Masum olanlar nimete, zalim olanlar azaba gider.
Masumiyet Allahü Teâlâ’ya boyun eğip; onun dediklerini yapmaktır. Diğeri, Allahü Teâlâ’ya isyandır. Dediklerinin hiçbirisini yapmamaktır.
 O can verme anı,  kişinin hayatının özetidir.
İster bir yaş, ister 100 yaşında olsun; ömrünün tamamının özeti o 3-5 dakikalık süredir. Ne yapmışsan ne etmişsen, bunların sonucu can çıkma anındaki sürede zuhur eder.
Oradaki 3-5 dakikalık süre, Allahü Teâlâ’nın mahkemesinin ilk duruşmasıdır.
Resûlullah Efendimiz ’in şöyle buyurduğu rivayet olundu;
- Bana bin salâvat okuyan kimsenin cesedini, Allahü Allahü Teâla ateşte yanmaya haram kılar. Ve O’nu KAVL-İ SABİT üzere dünya hayatında ve ahiret suali sırasında kararlı ve sağlam kılar. Sonra onu cennetine koyar.
Dünya hayatında sabit kılacağı Kavl-i sabit; Kelime-i şehadettir. Yani Şehâdet ederim ki; Allah’dan başka ilah yoktur. Şehâdet ederim ki Muhammed Allah’ın Resulüdür”
Eşhedü en Lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah”diye ikrar ettiğimiz bu Mübarek cümledir.
Bu öyle bir mübarek bir cümledir ki; Arş-ı Ala’da ve cennetin kapısında asılıdır.
Nur ve bereket bu cümledir.
Mümin; bu mübarek cümleyi kalbine nakşeden kimsedir.
Ahirette sabit kılmasından mana şudur; Kabirde Allahü teala’nın birliğinden, Peygamberinden ve dinden sual vaki olacaktır.
Resûlullah bu konuda ümmetine şu müjdeyi verdi;
- Bana bin salâvat okuyanın kabir sualini cevaplandırmayı Allahü teala kolay kılar.
Kişinin oradaki hali, kabirde üzerine son toprak atıldığı zamanda belli olur.
Son nefesteki iman imtihanından sonra kabir de o imtihanın çok daha ayrıntılısı ile karşılaşılır. Son toprak atıldığı anda sorgu melekleri gelir.
İşte ilahi adalet, o son toprak atıldığında tecelli eder.  
Kabirde sual haktır. Kabir ’de sual olacağını bizzat Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haber verip şöyle anlattı;
-“Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir.
O iki melek şöyle derler: Bu Muhammed denilen kişi hakkında ne dersin?
O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Resûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir.
O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve “rahatça yat uyu burada” denilir. O kimse “Bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim?” Deyince o iki melek; “gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır” derler.
O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.
O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında sorulan soruya; “İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? Bilemiyorum” diyecek.
Bunun üzerine o iki melek; “Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk” derler. O kabre, sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar.
Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar kabir ona azâb etmeye devam eder.”
Resûlullah şöyle devam buyurdu;
“Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem ’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.
Sözlü imtihandan geçemeyenler,  Allahü Teâlâ’nın şiddetli azabı ile ilk kez kabirde tanışır.
Öyle şiddetli azaptır ki; Vallahi de billahi de dayanılır çekilir değildir.
O feryatların ve o çığlıkların milyarda birini bir kul işitse, secdeye kapanır bir daha kafanızı kaldırmaz.
Kâfirler işitse: ödü patlayıp oracıkta ölür.
Kabir azabı,
 Âlimleri de zalimleri de titreten bir hesaptır.
Öyle ağır bir hesap ki; tarifi ya da anlatılması mümkün değil. Kendisini bir şey sanan, küçük dağları ben yarattım zan eden nice büyük çok büyük krallar ve padişahlar şu an kabirde bir sinek kadar değiller.
Onları feryatları dünyaya gelse dağlar yıkılır.
Hazret-i Osman, bir kabrin başında durduğu zaman sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı kendisine şöyle denildi: “Cennet ve Cehennem hatırlatılınca ağlamıyorsun bu kabirden mi ağlıyorsun?” şöyle dedi: Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Kabir ahiretin konaklamalarının ilkidir. Kişi ondan kurtulursa gerisi ondan kolaydır. Eğer kurtulmazsa ondan sonrası daha ağırdır.” 
Hazret-i
Osman şöyle devam etti: Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Her ne korkunç bir manzara gördümse, kabir; hepsinden daha korkunçtur.” 

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ.COM

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER