Ekonomi
  • 22.5.2004 14:10

HİSARCIKLIOĞLU'NDAN BÜROKRATLARA AĞIR SUÇLAMA!

MUAMMER TAN-ZAFER ÇAKMAK ANKARA - TOBB 59.Genel Kurulu'nun açış konuşmasını yapan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, demokrasiyi ayakta tutan iki temel ilkenin hür düşünce ve teşebbüs hürriyeti olduğunu söyledi. Söz konusu iki temel ilkenin olmadığı hiçbir ülkede rekabetçi piyasa ekonomisinin gelişemeyeceğinin altını çizen Hisarcıklıoğlu, ''Bu açıdan, ekonominin temel direği olan özel sektörün, kaygı düşünce ve önerilerini, kamuoyuna ve siyasi iradeye aktarması bir görevdir'' dedi. Hisarcıklıoğlu, 3 yıldır yapısal reformların önemini ve gereğini savunduklarını hatırlatarak, ülke olarak enflasyonla savaşta başarı kazanırken, ekonomik büyümeyi de gerçekleştirdiklerini belirtti. Özel sektöre dayalı büyüme modelinin daha sağlam temellere dayandığına işaret eden Hisarcıklıoğlu, son 10 yılda ilk defa Türkiye'nin 3 yıl üst üste büyümekte olduğunu vurguladı. 'TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL' 2001 krizinin Türkiye için bir milat niteliği taşıdığını ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''Türkiye artık eski Türkiye değildir. Hastalığımıza doğru teşhis koyduk. Bu hastalığın geçmişte yapmaya çalıştığımız gibi aspirin ile tedavi edilmediğini gördük. Çeşitli operasyonlar geçirdik ve ekonomiyi elbirliğiyle komadan çıkardık. Ama sağlığımıza tam kavuşmadığımız da ortada'' şeklinde konuştu. Türkiye'nin, 10 yıllık bir kötü yönetim döneminin getirdiği tahribatı 2-3 yılda onarmasının mümkün olmadığına dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti: ''Ne kadar hızlı iyileşeceğimiz, reçetenin gereklerine ne kadar uyacağımıza bağlı. Son günlerde piyasalarda görülen dalgalanma, özellikle de faiz oranlarındaki ciddi yükselme bu çerçevede ele alınmalıdır. Uygulanmakta olan reform programına yeteri kadar sahip çıkıldığının anlatılamaması, gerekli adımların atılamaması, birbiriyle çelişen açıklamalar yapılması, kamuoyunda olumsuz algılanmaktadır. Kamuoyu hükümetten sadece beyanat değil, pozitif şok şeklinde icraat beklemektedir. Sorun ortada durduğu müddetçe sonuç hep aynı olacaktır. Uygulanmakta olan reform programı, ekonomideki bu kırılganlık kaynağını kalıcı bir biçimde ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu kolay bir program değildir. Tüm toplumu ve bu arada siyasetçileri zor tercihlerle karşı karşıya bırakmaktadır''. Yapılan reformların IMF veya Avrupa Birliği gibi yabancı kurumların zorlamasıyla yapıldığına inanılıyorsa, o zaman krizlerden ders alınmadığı anlamına geldiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, bu durumda Türkiye'yi yeni krizlerin beklediğini savundu. Hisarcıklıoğlu , yanlış kararların Türkiye'yi bu duruma getirdiğine inanıldığı takdirde, bu anlayışın Türkiye'de yeni bir zihniyet değişiminin başlangıcı olacağını belirtti. YAPISAL REFORMLARIN ÖNEMİ Konuşmasının büyük bir bölümünü ekonomik gelişmelere ve yapısal reformlara ayıran Hisarcıklıoğlu, mali piyasalarda yaşanan olumsuz gelişmelerin yapısal reformların önemini bir defa da açıkça gösterdiğini kaydetti. Piyasalarda yaşanan dalgalanmaların bir uyarı niteliğinde olduğuna işaret eden Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Deprem uzmanlarının dediği gibi 'deprem öldürmez, bina öldürür' Dışarıdan gelecek sarsıntıları önleyemeyeceğimize göre daha sağlam temelleri olan bir yapıya sahip olmalıyız. Türkiye siyasi reformlar açısında 2003 yılında çok başarılı bir performans sergilemiştir. Ekonomideki yapısal reformlar açısındansa yavaş kalmıştır. Gerek ekonomideki iyileşme sürecinin kalıcı hale gelmesi, gerekse dış politikada hareket alanının genişlemesi açısından 2004 yılında bu gidişatın tersine çevrilmesi gerekmektedir. Bugün hükümetimiz önünde büyük bir fırsat vardır. Bu aynı zamanda Türkiye'nin de şansıdır. Er veya geç yapılması zorunlu olan bu yapısal değişim ve dönüşümün olumlu sonuçlarını yine bu hükümet dönemi içinde görmek mümkün olabilecektir. Yapısal reformları tamamlama konusunda bir şansımız da hem iktidarın hem muhalefetin bu konuda ortak bir görüşe sahip olmasıdır. İktidar ve muhaletefin birlikte hareketiyle Anayasa'da önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu birlikteliğin ülkemizin kemikleşmiş birçok sorununa çözüm sağlayacağına inanıyorum''. İSTİKRARLI VE HIZLI BÜYÜME Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin büyümesine rağmen işsizlik sorununu çözemediğinin altını çizerek, sorunun çözümü için hızlı büyümenin önemine dikkat çekti. Enflasyonunun önemsenmeden, ekonominin sağlam bir temele oturtulmadan, büyüme istemenin yanlış olacağına işaret eden Hisarcıklıoğlu, ''İstikrarlı ve yüksek bir büyüme ancak düşük enflasyon ortamında mümkündür'' dedi. Büyümenin bir diğer şartının ise 'verimlilik artışı' olduğuna dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ''Teknolojik gelişme ve insan kaynağının verimlilik artışını en temel sebebidir'' değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin AR-GE harcamalarında dünyada 40.sırada, eğitim harcamasında ise 102.sırada bulunduğuna işaret eden Hisarcıklıoğlu, bu durumun Türkiye'nin geleceğinin ipotek altında olması anlamına geleceğini öne sürdü. 2004 yılından itibaren büyümeyi sürdürmek için ek önlemelere ihtiyaç olacağını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, bu çerçevede yatırım ortamının iyileştirilmesinin birinci şart olacağını savundu. Hisarcıklıoğlu, ''Cari işlemler açık rakamının boyutu kadar bu açığın finanse edildiği de önemlidir'' ifadesini kullandı. BAŞBAKAN'IN TAAHHÜDÜ VE BÜROKRATIK ENGELLER Hisarcıklıoğlu, özel sektör olarak yatırım ortamının iyileştirilmesi kapsamındaki çalışmalara büyük önem verdiklerini söyledi. 2 yılı aşkın bir sürede geçmiş olmasına rağmen, doğrudan yabancı yatırımlar kanunuyla şirket kuruluşlarını kolaylaştıran yasa dışında, önemli başka gelişmelerin olmamasının çalışmaların yetersizliğine işaret olduğunu savunan Hisarcıklıoğlu, 15 Mart 2004 tarihinde toplanan Yatırım Danışma Konseyinde belirtildiği üzere, bu meselenin artık Başbakan Erdoğan'ın taahhüdü haline dönüştüğünü belirtti. Yatırımın önündeki bürokratik engellerin hala devam ettiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, şunları söyledi: ''Bir yatırım düşünün ki, sadece izin almak için, 5 ayrı bakanlıktaki, 10 farklı kurumdan, 170 imza almanız gerekiyor. Yatırama başlamaksa yıllar sürüyor. 'Gelin bu mevzuatı basitleştirelim' dediğimizde, önümüze onlarca kanun ve yönetmelik koyuyorlar. 'Gelin kanunları yönetmelikleri değiştirelim' dediğimizdeyse, bürokratlarımız ellerindeki yetkiyi devretmek istemiyorlar. Dolayısıyla çözüm üretilemiyor. Nüfuzunu kaybetmek istemeyen kamu kurumları, reformları engellemek pahasına, ellerindeki görev ve yetki alanlarını koruma mücadelesi veriyorlar. Bu bürokratik taassubun kırılması için hükümetimiz, siyasi iradesini güçlü bir şekilde ortaya koymalıdır. Sayın Başbakanım, sizin de ifade ettiğiniz üzere Türkiye 'bürokratik cumhuriyet' zihniyetinden kurtulmak zorundadır. Ama üzülerek görüyoruz ki, bu anlayıştan habersiz olanlar da var''. Hisarcıklıoğlu, kamunun alımlarında ithal mallara yönelmesini de endişeyle izlediklerini söyledi. Hisarcıklıoğlu, devletin herkesten önce topluma örnek olması ve Türkiye'de üretilen malın kullanımına öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik konusuna da değinen Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin üyelik kriterlerini yerine getirmesi konusunda büyük aşama kaydederek, müzakerelere başlayacak duruma geldiğini belirtti. Aralık ayında üyelik müzakerelerinin başlama kararının verilmesini beklediklerini ifade eden Hisarcıklıoğlu, aksi yöndeki bir kararın, her açıdan ayrımcı bir gelişme olacağını söyledi. Hisarcıklıoğlu, AB hedefi için hükümet, muhalefet ve iş dünyası olarak bütün güçlerin birleştirilerek, müzakerelerin açılması konusundaki karara yardımcı olunması çağrısında bulunarak, ''Eğer bu süreci kendi hatalarımız nedeniyle tehlikeye atarsak, milletimiz bunu hiçbir zaman affetmeyecektir'' dedi.

İLGİLİ HABERLER