Medya
  • 13.3.2021 22:10

Hızır Aleyhisselam kıssası ve ölüm anı

HIZIR ALEYHİSSELAM KISSASI VE ÖLÜM ANI

Bir gün Hızır aleyhisselam Mescid-i Nebevi’ye gelmiş, bakmış, biri yatmış uyuyor.
Ayağı ile dürtmüş adamı kaldırmış.
Sonra bakmış, kaldırdığı adam tekrar yatmış.
Tekrar kaldırmış.
Üçüncüsünde kalkınca adam Hızır Aleyhisselam’a şöyle demiş;
-Beni uyandırıp durma!.. Yoksa senin Hızır olduğunu herkese söylerim, millet Hızır’dan bir parça hatıra alabilmek için gelip saçını başını yolar. Üstünü başını parçalarlar.
Uyuklayan bu adamın kendini tanımasına çok şaşıran Hızır Aleyhisselam, kısık bir sesle adamdan adını ve babasının adını sorar.
Hızır Aleyhisselamda bir defter vardır.
O defterde kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan bütün evliyaların isimleri yazılıdır.
Hızır aleyhisselam, hemen cebinden o defteri çıkarmış, bakmış.
Bütün sayfalarını karıştırmış, tek tek kontrol etmiş ama adamın adını defterinde bulamamış.
Adamın adı yok.
Kısa bir şaşkınlıktan sonra şöyle dua etti;
Yâ Rabbî bu, kalb gözü açık bir zat ama evliya zatlar defterinde yok, kim bu?
Bu zatın kim olduğunu çok merak ettim.
Duası biter bitmez Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla Allahü Teâlâ'dan haber geldi;
Ey Hızır, Senin defterinde beni sevenler ve âşık olanların adları var. Sen sadece bana âşık olanları bilirsin...
Bir de benim âşık olduklarım (sevdiklerim) var ki, onların adlarını ben Azimüşşün’dan başkası bilmez ve kimseye de bildirmedim.
İşte o zat da onlardandır.

Bu menkıbeden anlaşılacağı gibi; Allah âşıklarını herkes bilebilir de, Allah’ın sevdiklerini kimse bilemez.
Bunda akıllı kimseler için ibret vardır.
Nedir bu ibret?
Bu kıssa ile Cenab-ı Allah son nefeste kurtulacak iki kesimi aşikâr etti.
Bu iki grubun dışında hiçbir grup veya zümre son nefeste iman edemez.
1- Allahü Teâla’nın sevdikleri
2- Allahü Teâlâ'ya aşıklar

Birinci gruptakiler, nasib olan bir hayırdan dolayı Allahü teala’nın sevgisini kazananlar.
Allahü Teâlâ bunları yaptıkları bu işlerden dolayı sever.
Yaptıkları bu hayır işi; kişiden kişiye, zamandan zamana değişir.
Bir fakiri doyurmuştur veya Allahü Teâlâ'nın Habibi’ne bir sebeple hürmet etmiştir, bir zalime karşı durmuştur, bir mümine yardım etmiştir.
Bu benzeri sebeplerle Allahü teala sevdiği o kullarının son nefesine, bir melek gönderir.
O Melek o kimsenin iman etmesini kolaylaştırır.
Allahü Teâlâ'nın yolladığı melek onun kalbine Allahü Teâlâ'nın ve Habibinin muhabbetini verir.

Son nefeste o melek gelir. O kimseye şehadeti getirtip işi bitirir.
İkinci kesim ise başı bağlı olanlardır.
Kısaca bir büyüğe bağlı olanlar.
Hocası olmayan kimselerin kalpleri; Allahü teala’ya direk âşık olmaya dayanamaz, yanar.

Tıpkı Hallacı Mansur misali..
Kalbin yanmaması için arada bir voltaj düşürücü, yani şarj aleti lazımdır.
Telefonların şarj aletleri prizdeki 220 voltluk elektriği alıp, telefonu çalıştıracak 8 volta düşürür.
Böylece telefonlarımız yanmadan çalışır. Eğer Telefonlarımızı prize arada şarj aleti olmadan direk takarsak o telefonlar yanar.
Mürşidler, evliyalar, âlimler yani büyükler; Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü vesselam ile talebeler arasında şarj aleti vazifesi yaparlar.
Kaynağından gelen şiddetli aşkı yani feyzi, talebesinin yanmayacağı dereceye indirip kalbine öyle yollar.
Bunlar büyüğünün üzerinden Allahü Teâlâ'ya ve Habibi’ne âşık olurlar.
Bu kimseleri bağlı olduğu hocası son nefeste yardım eder.
O kimse imanlı olarak gerçek âleme intikal eder.
İşte bu iki kesim dışında kimse ama kimse son nefeste iman edemez.
Mezhepsizlerin ve münafıkların, “Kuran’la aranıza kimseyi sokmayın” diyerek hedef aldıkları bu zatlardır.
Onlar istiyorlar ki bu büyükleri devre dışı kalsın ve müminler ellerini 220 voltluk prize direk soksun. Böylece yanıp helak olsunlar.
O yüzden evliyalara ve ulemalara savaş açtılar.
Bir de İlahiyata sızan Vatikan ajanları var.
Onların da amaçları aynı.
Bu Vatikan ajanı İlahiyatçılar, her Hadis-i Şerif’i, “Bu sahih değil. Bunun sahih olduğu kesin değil” gibi kelamlar ederek Hadis-i şeriflerin tamamı hakkında şüphe oluşturmaya çalışıyor.
Onlar da Hadis-i şerifleri aradan çıkarmaya çalışıyor.
Devam edelim..
İman akıl ile değil kalp ile yapılır.
İman etmek için ilim yetmez, aşk yani sevgi lazımdır.
Ölüm meleği elini ağızdan içeriye soktuğu anda, akıl baştan gider.

Kişinin o güne kadar bildiği her şey tıpkı bir bilgisayar hafızasının tamamen silinmesi gibi tamamen silinir.
Yaşarken öğrendiği ölüm anı, o anda bir işine yaramaz.
Akıl baştan gider, kalp ile iman edilir.
Kalbin iman edebilmesi için aşk lazımdır.
Aşk ile iman için de ya Hocan veya bir meleğin yardımı gerekir.
O panik ve dehşet anında, hocan veya bir melek iman etmeni kolaylaştırır.
Başka bir yolu ve yöntemi yoktur.
Kişinin adının Allahü Teâlâ'nın listesinde olup olmayacağı meçhuldür.
O listede adının olup olmadığı ancak son nefes anında zuhur edip belli olur.
Oysa başında bir büyüğün var ise ve kendini büyüğüne sevdirdi isen ve gerçek talebe olmayı hak etti isen; bütün bunlar akıbetinin hayırlı olacağına delalet eder.
Son nefes anında hocanın gelişine işaret eder.

Salih kul ve salih talebe böylece akıbetinin hayırlı olacağını ölüm meleği gelmeden önce hissedip buna uygun yaşar.
Bir ile üç dakika arasındaki ölüm anı, sizin gideceğiniz yeri tayin eder.
Her faninin önünde iki adres vardır.
Ya sonsuz saadet veya sonsuz azab.
Hüseyin Hilmi Işık Rahmetullahi Aleyh buyurdu ki;
- Arkadaşlar ‘sonsuz’ ifadesinin manası tam olarak kavrasa yemekten içmekten kesilirdi.
La İlahe İllallah..
Rabbim saklasın, Sonsuz azab.. Yani cehennem.. Sonu olmayan ateş ve azab..
Rabbim Kavuştursun.. Sonsuz Saadet.. Yani Cennet.. Sonu olmayan rahat ve huzur..

Bütün bunlar o 3 dakikalık son nefeste belirleniyor.
Ya Rabbi aklımızı başımıza getirt ve idrakimizi arttır. Tehlikenin büyüğünü görmemizi ve buna uygun yaşamayı ihsan et.
Allah rızası için kendimizi garantide görmeyelim.
Allah rızası için sonsuz azabdan korkup sonsuz saadet için çalışalım.
Süfyan-ı Sevri Rahmetullahi Aleyh hazretleri evliyanın büyüklerindendi.
Süfyân-ı Sevrî Hazretlerinin gençliğinde sırtı kamburlaşmıştı.
Sebebini sordular. Onlara; "
Üç üstâda talebelik yaptım. Hepsi de zamanının en âlimleriydi. Ölüm zamanında üçü de dünyadan imansız gittiler. Ben onların hâlini görünce, korkudan omurga kemiğim eğrildi. Hele üstadımın birine uzun seneler hizmet ettim, talebelik yaptım. Hiçbir edebi terk ettiğini görmedim. Dünyadan âhirete göçeceği zaman başucunda idim.
Gözünü açıp; "Ey Süfyân! Bana ne olduğunu görüyor musun?" dedi. Ben de; "Ey üstâdım, kendinizi nasıl buluyorsunuz?" dedim.
O; "Beni dergâhından kovuyorlar, kabûl etmiyorlar. Sen buradan git, bize lâyık değilsin diyorlar." dedi.
Sonra Süfyân hazretleri yanındakilerden Kur'ân-ı kerim istedi ve elini kitabın üzerine koyarak; "Şâhid olunuz ki o, bu mushaftan ve içinde bulunanlardan nasipsiz öldü. Yahudi dinini seçti ve can verdi. Allahü teâlâ dilediğini yapar." dedi.
Bu halleri unutmayalım ki; gevşemeyelim.
Kalplerimizi ümit ve korku üzere tutalım.
Rabbim hepimizin ve sevdiklerimizin yardımcısı olsun ( ÂMİN)

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER