Dünya
  • 14.11.2020 23:59

İkinci Dünya Savaşı'nı gerçekte kim kazandı?

Dünya kazananları değil her zaman hikayesini daha eğlenceli bir şekilde sunanları dinler. Bunun birçok örneğinden biri de II. Dünya Savaşı. Bize anlatılanlar savaşı; İngilizlerin, Sovyetlerin kazandığı Almanların ve Japonların ise kaybettiği. Peki gerçekten öyle mi? Eğer öyleyse nasıl Almanya ve Japonya uzun süre dünyanın en büyük 2. ve 3. ekonomileri oldu. Neden bugün Sovyetler diye bir ülke yok? Birleşik Krallık nasıl küçülüp İngiltere’ye dönüştü? Dünyaya anlatanlar hükmediyor. Bugün Türkiye bölgesel bir güce dönüşürken kendi hikayesini kendisi anlatmalı.

Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Almanlar bir Fransız ve İngiliz sömürgesine dönüşmüştü. Ülke, savaş tazminatı adı altında bütün kaynaklarını bu uluslara aktarırken hiper enflasyon ile mücadele edemiyordu.

Kasım 1923’te bir Amerikan doları 4.210.500.000.000 Alman markı ile eş değer hale gelince Fransızlar savaş tazminatı olarak Ruhr bölgesini işgal etmiş Almanya’nın tek değerli madeni kömürlerine el koymuştu.

Japonlar Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalanması ile teslim bayrağını sallandırmış, II. Dünya Savaşı’nın kaybeden tarafında olduklarını kabul etmişti.

Japonların denizler imparatorluğu hayali sonlanırken yaşanan büyük acı gururlu bir millet olan Japonları hırslandırıyor, ülke yeniden yapılanmaya giriyordu.

 
 
Atom bombası ile hikayesi baştan başlayan Japonya.

Savaşın kazananları bugün nerede?

II. Dünya Savaşı’nın galipleri olarak şu ülkeler görülür: ABD, Birleşik Krallık, Sovyetler, Fransa.

Birleşik Krallık’ın savaştan sonra birçok sömürgesi ile ilişkisi sonlanmıştı. 200 yıldır dünyayı yönlendiren krallık yerini ortalama bir ada ülkesine bırakıyordu.

Sovyetlerde ise durum daha da vahimdi. Ülke savaşta 26 milyon vatandaşını kaybederken 40 milyon insan da Stalin’in tarım politikalarından dolayı hayatını kaybetmişti.

 

 
 
40 milyon Sovyet vatandaşı Stalin'in politikaları ile hayatını kaybeti.

Fransızlar ise tıpkı Birleşik Krallık gibi sömürdüğü ülkelerden çekilmek zorunda kalmıştı. Savaş sonrası patlak veren Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nda yüz binlerce Cezayirli Fransızlar tarafından öldürülmesine rağmen Cezayirliler emperyalist arzuları olan Fransızları topraklarından atmıştı.

II. Dünya Savaşı’nın ‘kazananları’ sömürdükleri topraklardan bir bir çekilirken karşılığında ekonomik olarak küçülüyordu.

 

 
 
Savaşı kaybeden Almanya ve Japonya dünyanın en büyük 2. ve 3. ekonomisiydi.

Çin faktörü gelene kadar Almanya ve Japonya dünyanın en büyük 2. ve 3. ekonomileriydi.

I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle ekonomik darboğaza giren bu ülkeler II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın en büyük ekonomilerine dönüşüyordu. Peki bu kadar büyük bir savaşı kaybeden az nüfuslu iki millet nasıl bunu başardı?

Bu toplumların kadim gelenekleri kendilerini ayakta tutmalarına olanak sağladı. Alman ulusu, Prusya’nın önderliğinde birleşmişti.

 
 
Tarihin en başarılı askeri ve hukuki devletlerinden biri olan Prusya'nın bayrağı.

Prusya için ise ‘devleti olan bir ordu’ tanımı yapılır. Tarihin en iyi hukuki ve militarist örneklerinden biri olan Prusya’nın evlatları geçmişlerinden aldıkları ilhamla mühendislik ve ekonomi alanında devasa atılımlar yaptılar.

Meiji dönemini görmüş Japonlar için de aynı şey geçerliydi. İki ülkede henüz o dönem için yeni bir teknoloji olan otomobil alanında en gelişmiş sistemleri kurguladılar. Zafer sarhoşları ise ‘galibiyetlerini’ kutlarken çoktan savaşı kaybetmiştiler.

 
 
Japon İmparatoru Meiji ve ailesi.

Japonya’nın feodal bir toplumdan sanayileşmiş bir İmparatorluğa dönüşümünü gerçekleştiren Meiji döneminde birçok alanda Avrupalı teknikler alınırken Japon kültürüne dair kavramlar yüceltilmiş, Japon kültürü Avrupa değerleriyle ikame edilmemiştir.

Meiji’nin neredeyse el atmadığı tek alan Japonların geleneksel Kanji’sidir.

 

Dünyaya anlatanlar hükmediyor.

Bugün bize Dünya'nın ortak dilinin İngilizce olduğunu söyleyenler, kendi dillerini öğretenler bize dünyaya nasıl bakmamız gerektiğini de söylüyor. Kendi geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalan toplumlar ise bu anlatının dışında kendi hikayesini yazmaya devam ediyor.

 
 
Afrika boynuzu da Türkiye'nin ablukası altında.

Türk ordusu son yıllarda dünyanın en aktif ordularından biri. Türkiye birçok cephede kazanımlarını artırırken büyük bir bölgesel güce dönüşüyor.

Libya’da, Kafkasya’da, Balkanlarda, Suriye’de ordumuz birçok başarı elde etti. Dünya ticaretinin kilit bölgelerinden biri olan Afrika Boynuzu’nda, Somali ve Umman ile kurulan iyi diplomatik ilişkiler sayesinde Türkiye o bölgelerde de kilit oyuncu konumunda. Orta Asya’da ise Rusya dışındaki en belirleyici aktör.

Bütün bu başarıların ivmesinin artması için anlatan biz olmalıyız. Kendi hikayemizi dünyaya kendi gördüğümüz şekilde anlattığımız zaman ne birilerinin kazanan biziz masalları ilgimizi çeker ne de anlattıkları masallarla kazanımlarımızı kaybederiz.

Ahmet Fadıl Erarslan  Yeni Şafak

 

 

 

İLGİLİ HABERLER