Medya
  • 6.3.2021 19:23

İstanbul'daki Hacer-ül Esved taşı ve Adem Aleyhisselam'dan alınan ahd

İSTANBUL’DAKİ HACER-ÜL ESVED TAŞI VE ÂDEM ALEYHİSSELAM’DAN ALINAN AHD
İbn-i Abbas’tan Radıyallahü Anh şöyle rivayet olundu..
Yüce Hak, Hazret-i Âdem’i yarattıktan sonra sordu;
- Seni kim yarattı?
Adem Aleyhisselam şöyle cevap verdi;
- Sen yarattın Ya Râbbi.
Hak Teâla tekrar sordu;
- Senin Rabbin kimdir?
Adam Aleyhisselam şöyle cevap verdi;
- Sensin Ya Rabbi.
Bundan sonra Allahü teala şu emri verdi;
- Bana secde eyle.
Adem Aleyhisselam o anda secde eyledi. Sübhan olan yüce Allah şöyle buyurdu;
- Ya Adem.. Senden ahd alacağım İstihkâm üzere olup muhabbetin devamına da bir gerekçe olacaktır.
Allahü teala’nın bu Mübarek sözleri Adem Aleyhisselam’a canından bile tatlı geldi.
Bundan sonra melekler cennetten Hacer-ül Esved’i getirdiler.
O sütten beyazdı. Güneş gibi ziya veriyordu. Berraktı ve tamamen yakuttandı. Ona, “Elmas” derlerdi.
Bundan sonra Adem Aleyhisselam bir sene haccını ifa ettikten sonra Arafat tarafında; “Vadi-i Nu’man” denilen yerde uykuya daldı.
O uykudayken Allahü teala onun arkasını sığadı (Dokunarak mı uzaktan mı maddi mi manevi mi nasıl olduğunu her şeyi bilen Allah bilir) Zürriyetini tertip üzere yeni nesil zuhur eyledi.
Adem Aleyhisselam’ın nesli iki kısım oldu.
Sağında kalanlara, “Ashab-ı Yemin
Solunda kalanlara, “Ashab-ı Şimal” derler.
Adem Aleyhisselam uyandığı vakit, sağ cenabında nurani yüzlü kimseler gördü.
Cebrail Aleyhisselam’a sordu; “Bunlar kimdir?
Cebrail Aleyhisselam şöyle dedi;
- Bunlar Ashab-ı yemindir. Bu kimseler cennet ehlidir.
Adem Aleyhisselam soluna nazar etti, çirkin kimseler gördü.
Cebrail Aleyhisselam’a sordu, “Bunlar da kimlerdir?”
Cebrail Aleyhisselam şöyle dedi;
- Bunlar Ashab-ı Şimaldir. Bunlar cehennem ehlidir.
Allahü teala Vakıa suresinde mealen şöyle buyurdu;
- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp etrafa toz saçıldığı bir zamanda siz 3 sınıf olursunuz" buyuruyor.  (Kıyametten sonra hesap zamanı mahşerde…)
Âlimler bunları şöyle anlattı;
1- Ashabı Meymene, Ashabı Yemin, yani amel defterleri sağdan verilenler.
2- Ashabı Meş'eme, Ashabı Şimal, yani amel defterleri soldan verilenler.
3- İman ve itikatta ileri gidenler. Bunlar; Allahü teâlâya yakın olanlar. İman ve amelde öne geçenler.
Bunlar iman ve amelde ileri gittikleri için, cenabı Allah'a yaklaşmış olanlar. Cenabı Allah’ın özel seçtiği imanlı kullardır.

Âdem Aleyhisselam’ın sağında bulunan Ashab- Yeminlerin cümlesinin önünde duran Fahr-i Âlem Seyyid-i Veled-i Banîadem Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi ve sellem idi..
Kendisine şu hitap geldi;
- Yâ Muhammed, seni kim yarattı.
Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdi;
- Sen yarattın Ya Rabbi
Sonra Yüce Hak şöyle emretti;
- Secde eyle, doğruluğuna delil olsun.
Resûlullah Efendimiz emri yerine getirdikten sonra, Allahü teala’dan tekrar hitap geldi;
- Senden ahd ve misak alacağım. Elini Hacer-ül Esved taşının üzerine koy.
Bundan sonra Sübhan olan Yüce Allah, Diğer peygamberlerden sırasıyla ahd aldı.
Sonra peygamberlere hitap edip şöyle buyurdu;
- Ben Abdullah oğlu Muhammed’i ahir zamanda peygamber olacak göndereceğim. Onun namını kitaplarımla anlatacağım. Kendisine iman edip yardımda bulunur musunuz?
Peygamberlerin cümlesi ellerini Hacer-ül Esved taşına koyup söz verdiler.
Bundan sonra o mübarek taş Kâbe’ye konuldu.
Süt beyaz ve berrak olan bu mübarek taş, küffar ve günahkârlar tarafından ellenince simsiyah oldu. Bunun için adına da, Hacer-ül Esved yani kara taş denildi.

İSTANBUL’DAKİ HACER-İ ESVED TAŞLARI NEREDE?
Sultân Ahmed câmi’i ile Kumkapı arasındaki Muhammed Paşa Camii’ni, Sokullu, zevcesi İsmi-hân Sultân için yaptırmıştır. Orta kapısı, mihrâbı ve minber kapısı üstlerinde birer (Hacer-ül-Esved) taşı parçaları vardır.
Kabe'nin inşası sırasında Ebu Kubeys Dağı'ndan getirilen ve cennetten gelen ''Hacer-ül Esved'' taşından Mimar Sinan tarafından yapılan restorasyon sırasında kopan parçalar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'a getirildi.
Mimar Sinan, parçalardan 4'ünü, İstanbul Kadırga'da 1571 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa adına eşi tarafından yaptırılan Sokullu Mehmet Paşa Camisi'ne koydu.
Altın çerçeve ile kaplı parçalar, caminin giriş kapısı üzerindeki mermer taşların ortasında, mihrabın üst kısmında, minbere giriş kapısının üzerinde ve minber kubbesinin altında bulunuyor.
Hacer-ül Esved taşının bir parçası da Süleymaniye Külliyesi içindeki Kanuni Sultan Süleyman Türbesi'nin giriş kapısının üzerindeki saçağın altında, diğeri ise Edirne Eski Camii'de ziyaretçilerini bekliyor.
SECDELER
Bundan sonra Allahü teala zürriyetlerin tamamından ahd ve misak alıp; “Bana secde eyleyin” emreyledi.
Zürriyetin bir bölüğü secde eyledi, bir bölüğü secde eylemedi. 
Secde edenler başlarını kaldırdıkları vakit gördüler ki; bir bölüğü secde etmemiş.
Bunları görünce kendi içlerinde dahi ikiye ayrıldı.
Bunların bir bölüğü secde ettiklerine şükür niyetiyle, bir secde daha etti.
Öteki kısmı ikinci kez secde etmeden tek secdede kaldı.
İki defa secde edenler; İslam üzere doğan, İslam üzere yaşayan ve İslam üzere vefat eden imanlı kimselerdir.
Birinci defa secde edip ikinci defa secde etmeyenler; İslam üzere doğan, İslam üzere yaşayan ama sonradan sapıtıp kâfir olan (Allah saklasın) kimselerdir.
Hiç secde etmeyenler baktılar da yandaki bir bölük de hem de iki kez secde edenler var.
Onlardan bir bölük ikinci kez secde edenlere uyup secde etti.
Öbür bölük ise secde etmemekte inat etti.
Birincide secde etmeyip ikincide edenler; Küfür üzere doğup sonradan imana gelip son nefeslerinde iman eden kimselerdir.
Secde etmemekte inat edenler ise; Küfür üzere doğup küfür üzere yaşayıp küfür üzere imansız olarak gidenlerdir.
MEVLANA HAZRETLERİ’NİN SECDESİ
Bu secde olayına en güzel misallerden birisi de Mevlana Hazretleri olayıdır.
Evliyânın büyüklerinden olan Mevlana Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh” çok düşünceliydi.
Oğlu Sultan Velid, babasının bu halini görür üzülür ama edebinden soramazdı.
Sultan Velid annesine gelip, “Babamı son zamanlarda çok düşünceli görürüm. Bir derdin var ama kendisine soramam. Sen bir sorsan da hal çaresi var mı baksam” der.
Tabi o zamanın evlatları şimdikiler gibi değil. Edeplerinden babalarına sual bile soramazlardı.
Annesi akşam yemekte Mevlana Hazretleri’ne, “Bey seni çok düşünceli ve üzgün görürüm. Senin bir derdin var. Nedir seni böyle üzen şey” der.
Mevlana Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh”, “Sorma hatun. Ben günlerdir düşünüyorum. Ruhlar âleminde secde ettim mi etmedim mi? Ettiysem kaç kere ettim. Bir türlü hatırlayamıyorum. ‘Eğer secde etmediysem halim nice olur?diye düşünüp korkuyorum” dedi.
Hanımı sabah durumu oğluna anlattı.
Sultan Velid başladı gülmeye. Bir yandan gülüyor bir yandan şükür ediyor.
Annesi sordu;
- Hayırdır oğlum. Nedir bu neşen?
Sultan Velid;
- Ey benim canım anam. Babamın sıkıntısının sualini biliyorum da ondan sevinçliyim. Ruhlar âleminde ben babamın hemen arkasındaydım. Secde etmemiz istendiğinde babam duraksar gibi oldu. Ben elimde sırtından sertçe ittirdim ve orada secdeye gitti. Ben şahidim.
Hatta babamın sırtında 5 parmağımın izi var.

Kadıncağız neye uğradığını şaşırdı.
O güne kadar edebinden beyinin sırtını çıplak olarak hiç görmemişti. O yüzden bu iz var mı yok mu? Oda çok merak etti.
Akşam dedi ki;
- Bey, ben bugüne kadar seni hiç keselemedim. Müsaade edersen sırtını keselemek isterim.
Mevlana Hazretleri kabul etti.
Keselemek için sırtını açtığında baktı ki; derisinin hemen altında belli belirsiz beşparmak izi.
Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah” deyip “Bey müjde” dedi ve ekledi;
- Sen secde ettin. Şahidin bile var.
Mevlana Hazretleri durumu öğrenince hemen şükür namazı kılıp oğluna çok dualar etti ve her namazında evladına duayı ihmal etmedi.

Rabbim hepimize;  Ruhlar âleminde (Umulur) ve dünyada ettiğimiz secdeyi ahirette de nasib etsin. Bizleri kendine Kul olma şerefine eriştirsin inşallah. (ÂMİN)

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ


 

İLGİLİ HABERLER