Medya
  • 8.8.2018 00:10

İşte Adnan Oktar'ın maaşa bağladığı gazeteciler

Odatv Yazarı Asiye Güldoğan, Adnan Oktar'ın paraya boğduğu gazetecileri yazdı..Asiye Güldoğan yazsında o simlerden bazlarının boğazda süper lüks evler aldığını ve çok pahalı arabalara bindiklerini söyledi..

İŞTE O YAZI

İlgi çekmesinin çeşitli nedenleri vardı. Kitaplar normalde pek “raf satışı yapmıyordu” ancak on binlerce bedava dağıtılıyordu. Bunun dışında Adnan Oktar’ın kitaplarının tam sayfa reklamları düşük tirajlı gazetelerde yayınlanıyordu. Bu reklamlar aslında o gazetelerin bile “pek benimsemeyeceği şeylerdi” fakat Adnan Oktar ekibinden “zengin müritlerin yazı işleri müdürleriyle özel ilgilenmesi”, maddi manevi destekler vermesi (dindar bir gazetenin yazı işleri müdürü, bugünün Turkuvaz Medya Grubu yazarı, bu destekler sayesinde birden bire lüks bir araba ve bir dubleks ev almıştı), reklamların yayınlanmasını sağlıyordu. Hem gazeteye haftada bir düzenli reklam geliri getiriyordu.

Sadece reklam da verilmiyordu. Hafta da bir iki gün Adnan Oktar’ın, müritlerinden Gülay Pınarbaşı’nın, Serap Akıncıoğlu’nun yazılarının yayınlandığı sayfalar yapılıyordu. Gazeteye göre konular seçiliyordu. Milli Gazete’de (Harun Yahya) Adnan Oktar ve Gülay Pınarbaşı Yahudilik ve Siyonizm konulu yazılar ağırlıktayken, Yeni Asya’da yine Adnan Oktar ve Serap Akıncıoğlu Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur, Nurculuk ağırlıklı yazılar yazıyordu. Yeni Çağ/Ortadoğu gibi milliyetçi gazetelerde ise Adnan Oktar bu sefer Türkçülük, Türklük, Milliyetçilik konularında kalem oynatıyordu. Cumhuriyet gazetesinde ise Adnan Hoca’nın Atatürk, Cumhuriyet konulu kitaplarının tam sayfa reklamları yayınlanıyordu. Kimse de “Bu adam nasıl olur da bir yerde Bediüzzaman’ı, bir yerde Atatürk’ü yazıyor?” diye sormuyordu.

Bununla da kalınmıyor, kimi gazeteler ve o dönemde yayınlanan bazı dergiler Adnan Oktar’ın (bütün maliyetlerini karşılayıp üstüne para verdiği) Harun Yahya adıyla yazdığı kitapları promosyon olarak veriyordu. Samimi bulunmasa da, oldukça zengin Adnancı gençlerin bir dava adına böyle faaliyet göstermesi takdir ediliyordu. En azından adamlar “o dönemde belki ihtiyaç olan, moral kazanılmasını sağlayan zengin ama Müslüman görselini” sağlıyorlardı. Filmlerden tanınan Gülay Pınarbaşı, Serap Akıncıoğlu gibi “artistlerin hidayetine vesile olup ne güzel kapanmasını” sağlamışlardı.

Bu medya faaliyetlerinin dışında, Adnan Hoca cemaatinin müritlerini zengin yakışıklı gençlerden olması, adı bilinen bazı sanatçıların ve mankenlerin bu cemaatte yer alması, Adnan Hoca’nın “köşkte yaşıyor olması” özellikle Refah Partililerin, genelde İslami kesimin ilgisini çekiyordu. Tam Mehmet Şevket Eygi’nin “hayalini kurduğu görsele, imaja, zenginliğe uygun Müslüman” tiplerdi. Onca zenginliklerine ve şöhretlerine rağmen, İslam davası için mücadele ettikleri için dua edenler bile vardı.

Bünyesinde fakir birisinin olmadığı, sadece zenginlerin, yakışıklıların, güzellerin, mankenlerin olduğu imajına sahip bu yeni cemaatin sosyetik mekanlarda, Etiler-Bebek-Levent-Moda gibi semtlerde faaliyet göstermesi bazılarınca eleştirilse de, çoğu kimse tarafından takdir ediliyordu. Sonuçta zengin bile olsalar, İslam’a hizmet ediyorlar, İslamcıların giremeyeceği mekanlarda beklenmedik kişilerin hidayetlerine vesile oluyorlardı.

MASONLUK ALEYHİNDE KİTAPLAR YAZIP MASON OLMAK

Üstelik bu gençler gözü kara insanlardı, “İslam düşmanı” sanatçıların, gazetecilerin, yazarların, hatta siyasetçilerin kirli çamaşırlarını ortaya seriyordu. “Özel hayatlarını” ortaya saçarak, milletin gözünde rezil  rüsva ediyorlardı. Televizyonlar, gazeteler, yazarlar, sanatçılar Adnancıların bu taarruzlarından yılmışlar, kimileri “yüzlerce dava açan ve mahkemelerde süründüren” bu cemaate bulaşmamaya özen göstermeye başlamıştı. (Daha sonra “Özel hayatla yola getirme” taktiğini FETÖ üstlenecek, Adnancılardan bin kat daha iyi yapacaktı.)

Bu dönemde Adnancıların gençleri özellikle de güzel kızları ailelerinden kopardığı, ailelerin çocuklarını kurtarmak için mücadele ettikleri çok gündeme geldi. Hatta, 2007’de yazar Ahmet Ümit Adnancıların kadınları tuzağa düşürme iddialarından esinlenerek Tapınak Fahişeleri kitabını yayınladı. İsmail Gülgeç resimledi.

Adnancılar 28 Şubat döneminden sonra nedense sessizliğe büründüler. Bu arada cemaat içi ayrılık da yaşadılar. Harun Yahya kitaplarını yazan kiralık yazarlardan bir kısmı başta olmak üzere kimi önemli isimler (Biri şimdi Sabah gazetesinin internet sayfasını yönetiyor), “Adnan Hoca’nın kadın düşkünlüğünden” rahatsız olarak ayrılmışlardı. İslami amaçla ortaya çıkan cemaatin kimi gençleri, “Adnan Oktar’ın harem kurmasına” itiraz etmiş ama söz dinletememişlerdi.

Sonraki süreçte Adnancıların vitrinine Kedicikler yerleşti. “İnşaallah, Maşallah, çok yakışıklısınız hocam” muhabbeti bol olan ve arada “hep birlikte oynanan”programlarla magazinel bir cemaate dönüştü. Bunun yanısıra onlarca “Yahudilik-Siyonizm-İsrail aleyhindeki kitaplarıyla” tanınan Adnan Hoca, “İsrail ile yakınlaşmış, yakın adamları vasıtasıyla Netanyahu ile bağ kurmuş”, üstelik çok yüksek bir meblağ ödeyerek “mason” olmuştu.

Hem bu yönü, hem de Kediciklerle oynaşarak programlar yapması herkeste rahatsızlık uyandıran cemaat, şu anda FETÖ’den sonra devletin operasyonuna uğrayan ikinci cemaat oldu. Hala yargılanmaktalar.

Adnancılardan önce Yahudilik masonluk aleyhinde yazanlar, konuşanlar büyük oranda buna inanıyorlardı ve samimilerdi. Yahudilik düşmanlığını kullanan, sömüren ve sonra da Yahudilere dost olan Adnancılardan başka bir cemaat dünya da var mı bilmiyorum.

Asiye Güldoğan

Odatv.com

İLGİLİ HABERLER