Asayiş
  • 4.4.2020 15:25

İşte Gülen'i yetiştiren istihbaratçı

Gazateci Latif Erdoğan Gülen ile ilgili çarpıcı bir makale kaleme aldı.

Kanlı katil: Rabin oğlu Fetul

Biz anne adını Refia biliyorduk. Halbuki Rabin’miş. Kendi adı ise nüfusta Fetullah olarak kayıtlı. Ne ki onun adını lafzullaha izafe bana ağır geliyor. Onun için bundan böyle ona hep Rabin oğlu Fetul diyeceğim.

Latif Erdoğan'dan şok açıklamalar! - Son Dakika Haberler

Rabin oğlu Fetul, bildiğiniz gibi, 16 Nisan 1997 tarihinde, Yalçın Doğan’la Kanal D’de bir söyleşi yapmış ve orada Erbakan hükümetini kast ederek, beceremediniz artık gidin, demişti. Aynı kişi, bu söyleşiden yirmi dört gün kadar önce (21 Mart 1997) yaptığı kayda alınmış bir özel sohbette ise, askerin yakında Erbakan’a, beceremediniz artık gidin, diyeceğini söylüyor. Ama Erbakan’a bu sözü asker söylemiyor, kelimesi kelimesine aynı olmak şartıyla Rabin oğlu Fetul’a söylettiriyor. Yaptığını yaptıktan, bunca zulme destek olduktan sonra da bir gün bana, “o gün beni kullandılar” diyecektir. Diyecektir; fakat bu itirafında dahi her zaman kullanıldığını perdelemek gibi bir şeytanlık gizlidir.

Rabin oğlu Fetul, biri hariç hiçbir meselesinde samimi ve dürüst değildir. Kendince samimi olduğu tek mesele ise İslam’ı tahrif ile yıkmak, dini işlevsiz hale getirmektir. Ne yaptıysa bunun için yapmış, sadece bunun için Müslüman yaşantısına katlanmıştır. Bir ara yaşadığı ikilemler sebebiyle ruhi bunalıma girmiş, doğrudan ifade etmese de Darvin’in tesirinde kalarak yarım yamalak imanını tam kaybetmiş; fakat bu halinde bile görüntüyü bozmamak için namazına devam etmiş, daha doğrusu öyle görünmüştür.

En çok hayranlık duyduğu kişi Şemseddin Günaltay’dır. Sohbetlerinde onu öve öve bitiremez. Hatta ondan yaptığı çalıntıyı Murat Bardakçı yakalamıştı da yüzü bile kızarmamıştı. Sonra suçu kitabın editörüne yıkmış, kendisini kurtarmaya çalışmıştı. Şemseddin Günaltay ki, senelerce Müslümanlara kan kusturan 163. Maddenin banisiydi. Şemseddin Günaltay ki, işin başında savunduğu İslam’a ait bütün değerlerini daha sonra kaybetmiş, fakat düştüğü gayyada yalnız kalmaya razı olmayıp devlet gücünü de kullanarak herkesi aynı irtidat gayyasına yuvarlamaya çalışmıştı. 1960 ihtilalinin aktif üyelerindendi. Yani, daha nice mesavi ve günahıyla aynen Rabin oğlu Fetul tiplemesi biriydi. Zaten mahut kişinin ona olan aşkı, muhabbeti de aynı akıbeti paylaştığı irtidat denen gayya birlikteliğinden geliyordu. Ayrıca her ikisi de masondu…

Rabin oğlu Fetul’a en çok etki eden kişi, kuşkusuz Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı da yapan Yaşar Tunagür’dü. Fetul, Erzurum’dan Edirne’ye intikal ettirilerek tanışmaları temin edilir. Tunagür o sıralarda Edirne müftüsüdür.

Fetül, Amerikan seviciliğine orada alıştırılır. Sonra askere gönderilir ve bir istihbaratçı olan Arif Teker tarafından iyice yetiştirilir. Ardından da ümmetin başına bela olsun diye ortaya salıverilir. Bir müddet Kırklareli’nde vaizlik yapar. Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olunca da onu halefi olarak İzmir’e gönderir.

O günlerde İzmir’deki Kestanepazarı derneğinin başkanı Ali Rıza Güven, Fetul’a sahip çıkar. Yaşar Tunagür mason olduğu gibi Ali Rıza Güven de masondur. Ve her ikisinin direktifiyle Fetul da mason olur.

Tunagür, Fetul üzerindeki kontrolünü hiçbir zaman bırakmaz. Zaten Fetul, karanlık dünya ile olan bütün bağlarını Tunagür üzerinden kurmak ve yürütmek zorundadır. Tunagür, Fetul’a bazen oğlum diye çok kere de mücerret ismiyle hitap ederdi. Dışa hissettirmemeye özen gösterseler de FETÖ örgütünün hiyerarşik yapıdaki birinci ismi Tunagür’dü.

Bir gün Fetul’a, Turgut Özal’ı kast ederek “Turgut kafir oldu” dedi. Fetul bu direktif karşısında önce şaşırdı; fakat yapacağı başka bir şey de yoktu. Emre kayıtsız itaat edecekti. Bu karanlık dünyanın jargonunda kafir oldu demek, ölümü hak etti demekti. Fetul adamlarına gereken emri tebliğ etti ve bunların eliyle Turgut Özal katledildi.

Daha önceleri göklere çıkararak anlattığı Özal’ı, Fetul, 6/6/1995 tarihli bir sohbetinde yerden yere vurur sözünü de “su-i kast mı hüsn-ü kast mı, ama işte adam gitti” diye bitirir. Buradaki hüsn-ü kast tabiri her şeyi ele veren bir ifadedir. Fetul, bu katilliği iyi bir eylem olarak değerlendirmektedir. Turgut Özal’ın öldürülmesi, Tunagür tarafından Fetul’a havale edilmiştir. Ama ona direktif nereden gelmiştir, işin bu tarafı henüz aydınlanmış değildir.

Fetul, Tunagür’ün henüz sır vermiş olmasa da kendisiyle ilgili çok şey biliyor olmasından rahatsızdır. Türkiye’ye Humeyni gibi döndüğünde kendisini asıl kimliğiyle tanıyanların ona ayak bağı olacağından endişelidir. Kasım Gülek zaten vefat etmiştir. Üzeyir Garih öldürülmüştür. Aydın Bolak da vefat etmiştir. O kadronun generallerinden kala kala bir Tunagür kalmıştır.

Kalp ve solunum yetmezliği teşhisiyle hastaneye yatırılır. Bir müddet sonra da iyileşir. Oğlu Mehmet Tunagür’ün bana anlattığına göre, taburcu olacağı için eşyaları hazırlanır. Hastaneden çıkmalarına artık dakikalar vardır. Son bir kere daha muayene etmek için doktorlar yanına girer. Tunagür onlar gidince tekrar yatağa düşer ve bir iki saat sonra da ölür.

Bu hastane son anda Hakan Fidan yetişmeseydi, Recep Tayyip Erdoğan’ın da ameliyat masasında kalacağı kesin olduğu rivayet edilen Sema Hastanedir. Yani, Fetul’un doktor kılığındaki infaz timini konuşlandırdığı yerdir. Şu tesadüfe(!) bakın ki, Fetul’un, Nur talebelerini istismar etme planında kendisine en büyük engel gördüğü Bediüzzaman’ın varislerinden Mustafa Sungur da aynı hastanede öl(dürül)müştür…

İLGİLİ HABERLER