Medya
  • 3.7.2022 19:53

M. Kemal ile İnönü arasında sarhoş kavgası

M.KEMAL VE İNÖNÜ ARASINDA SARHOŞ KAVGASI
Yalancı tarihçiler M. Kemal ile İnönü’yü, “Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi” diye yutturdu.
Bırakın birlikte yemeyi, İnönü M.Kemal ’in ünlü içki sofrasına bile nadiren çağrılırdı.
İkisinin hemfikir oldukları iki mesele vardı…
Birincisi; Osmanlı’nın yıkılıp hilafetin kaldırılması.
İkincisi; Dinin yok edilmesiydi.

Bunun dışındaki hemen hemen bütün konularda ters düştüler.
Başvekil İsmet İnönü 1936'da Faşizmi incelemek üzere İtalya'ya CHP Katib-i Umumisi (Genel sekreteri) Recep Peker'i gönderdi.
Recep Peker dönüşünde bir rapor yazarak faşizmi övdü ve bir "Faşist Konsey" kurulması gerektiğini yazdı.
Başvekil İnönü Faşist Konsey kurulmasına yönelik kanun hükmündeki kararnameyi imzalayıp, onay için Çankaya Köşkü’ne yolladı.
Riyâset-i Cumhur Kâtib-i Umûmisi (Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü) Hasan Rıza Bey, yazdığı kitabında bu kararnamenin gelişini ve sonrasını şöyle anlattı;
- ”… Bir akşamüstü elime geçen bu evrakı biraz karıştırdıktan sonra, Atatürk’e götürdüm. Kısaca bizzat Başvekil tarafından verildiğini arz ettim. Misafirleriyle beraber, sofraya oturmak üzereydi, ”Kütüphanede masamın üstüne bırak sonra okurum’ buyurdu.
Ertesi sabah yanına gittiğimde çok sinirliydi. Beni görünce azarlar gibi sordu;
‘- …Bu zorbalar kimlerdir, onları kim seçecek?’
Şaşırmıştım, kekeledim, ‘ … Hangi zorbalar Paşam?’,
Bu kez daha sert ve yüksek sesle, ‘Sen, dün akşamüstü bana getirdiğin kâğıtları okumadın mı?’ dedi.
İnönü’nün Faşist Konsey kurma kararnamesi M. Kemal’i çileden çıkartmıştı.
Öfkelendiği bu olay üzerine alelacele İsmet Paşa ile Recep Bey ‘i Çankaya ‘ya çağırdı… Bir saatlik görüşmeden sonra kararnameyi Başvekile iade etti.
Bu olay basının kulağına gitti.
M.Kemal gazetecilere bilgiyi verdi;
- Başvekil (Başbakan) hazretleri anlaşılan yorgunluktan, önüne gelen raporları okumadan imzalıyor!

İnönü gazetelere yapılan açıklamaya çok bozuldu.
Kararnamenin iadesinden çok kendisine reva görülen duruma bozuldu.
Bakanlar Kurulu toplantısında bütün bakanların önünde çok istediği ‘Faşist Konseyi’ni Atatürk’ün incelemeden haksız olarak iptal ettiğini anlatıp, "Bu memleket sarhoş sofralarından mı idare edilecek?" deyiverdi.
Bazı bakanlar bu sözü anında Mustafa Kemal’e ulaştırdı.
İnönü’yü çağıran Mustafa Kemal ona hitaben;
"Ben sarhoşsam seni bu mevkilere getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun!"

Uzun bir süredir Çankaya köşkünde hemen her gece sofra kuran Mustafa Kemal, bu sofrada içki içtiğini de zaten saklamıyordu.
Mustafa Kemal’in sofra arkadaşlarından bazıları şunlardı;
Falih Rıfkı Atay (Başyazar), Hakkı Tarık Us (Vakit Gazetesi Başyazarı) , Recep Peker (Halk Partisi Genel Sekreteri ), Şükrü Saraçoğlu (İnönü zamanında Başbakanlık yapmıştır), Şükrü Kaya (İçişleri Bakanı), Tevfik Rüştü Aras (Dışişleri bakanı), Atatürk’ün Selanik’ten beri arkadaşı, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Kılıç, Yunus Nadi, Salih Bozok (Başyaver) ve Atatürk’ün Selanik’ten arkadaşı Yakup Kadri Karaosmanoğlu…
Akşamın erken saatlerinde başlayan sofra sohbetleri, gece yarısından çok sonralara ve bazen sabaha kadar sürerdi. Sofrasına hiç kimse davetsiz gelemezdi.
M.Kemal; sofrayı, sohbeti, içmeyi severdi.
İçkiye, özellikle de rakıya düşkünlüğünü kimseden saklamadı.
Sarayburnu gazinosunda, “Milletinin şerefine” içiyorum deyip şöyle devam etti;
- ‘Bana içki içiyor’ diyorlar. İçerim. Gençliğimden beri içerim. (Aydemir, C. 3, s. 480-481)
Bu sofrada bulunanlara; “Zevat-ı muteda” yani her zamanki kişiler deniliyordu.
O günlerde büyük bir skandal patladı.
M. Kemal’in sofrasının değişmez içkisi olan rakı, genellikle Galata’daki ‘Dimitrakopulo Biraderler ‘den alınırdı.
Üç yıldız düz rakı, yani anasonsuz rakı olan Duziko tercih edilirdi. Önceleri şişelenmiş şekilde ama okka ile satılırdı. Nihayetinde kilo ile satılmaya başlandı.
Dimitrakopulo kardeşlerden Çankaya Köşkü’ne sandık sandık içki taşınırdı.
İstanbul’dan Ankara’ya gidecek olan içkiler, özenle sandıklara konur ve trenle yollanırdı.
İçkilerin başına yolda bir şey gelmemesi için sandıklarının başına bir de polis verilirdi.
İlk başlarda ödemeler aksamadan yapılıyordu.
Alımlar artıp miktar çoğalınca, ödemeler de aksamaya başladı.
27 Nisan ve 11 Haziran 1933’te on sandık müskirat (içki) alındı ancak 568 liralık fatura bir ay boyunca ödenmedi.
Dimitrakopulo Biraderler, 13 Temmuz’da o sırada Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Hasan Rıza Bey’e; “Beyefendi, Mümkünse alacağımız olan 568 liranın tesviyesini (ödenmesini) rica ederim” deyip, nazik bir üslupla alacağını istedi.

Atatürk'ün sofrasının perde arkası

568 lirayı o yıllarda bir servetti.
Haziran’da çekilen bu telgrafa rağmen bir ay boyunca bu içki borcu ödenmedi.
Dimitrakopulo bu kez yeni bir telgraf çekerek; “Hasan Rıza Bey, bugünlerde elimiz çok dardadır” diyerek sabırlarının tükenmekte olduğunu bildirdi.
Devletin düştüğü duruma bakın…
Tabi bu telgraflar fısıltı gazetesiyle anında kulaktan kulağa yayıldı ve bir anda Türkiye’nin en çok konuşulan konusu haline geldi.
Şimdi size o yıllarda Köşkteki sofralarda tüketilen içkilerin dökümünü vereyim. Böylece halkın neden bu konuyu konuştuğunu daha iyi anlarsınız.
Gazeteci Murat Bardakçı, “Atatürk’ün mutfağı” isimli bir kitap yazmak için Cumhurbaşkanlığına başvurdu.
Uzun uğraşlar sonucunda kitabı için sınırlı bir bölümü incelemek üzere özel izin koparttı.

Atatürkün Mutfağı kitabı
Araştırmacılara kapalı olan, “Cumhurbaşkanlığı Atatürk Arşivi’nden elde ettiği belgelerin sadece bir kısmını kullanarak ‘Atatürk’ün mutfağı” isimli kitabını yazdı.
Bardakçının kitabının; 138,140, 161 ve 174’ncü sayfalarında Köşke alınan içkileri, miktarlarını ve fiyatlarını tek tek yazmış.
Ortaya rakamlar şaşkına çevirecek türden.
Şubat 1932 senesinin ilk haftasına ait bir liste:
2 Şubat: 18 şişe bira, 6 şişe rakı, 2 şişe şarap.
3 Şubat: 1 şişe rakı, 5,5 kilo rakı, 6 şişe bira.
4 Şubat: 2 şişe rakı, 18,5 kilo rakı, 7 şişe bira, 1 şişe konyak.
5 Şubat: 12 şişe bira, 2 şişe rakı, 12 şişe rakı (listede ayrı ayrı yazılı), 1 şişe konyak.
6 Şubat: 4 şişe bira, 16 şişe rakı, 10 şişe rakı.
7 Şubat: 3 şişe bira, 2 şişe rakı, 10 şişe rakı.
1 haftada toplam; 50 şişe bira, 85 şişe rakı, 2 şişe konyak, 2 şişe şarap.

Soner Cagaptay on Twitter: "A night of drinking with Ataturk in 1928: 32  Black Label whiskies 1 Kavaklidere wine 2 champagnes 1 beer 67 sodas!" /  Twitter
29 Ocak ile 4 Haziran 1933 arasında
7787 lira 61 kuruş
tutarında şampanya ve viski alındığı, CHP’ye gönderilen 133 sandık şampanya ile 4 sandık viski ve İsmet İnönü’ye yollanan 12 sandık şampanya ile 5 sandık viskiye 5547 lira 24 kuruş verildiği kayıtlıdır.
1934 Temmuz’u ile Kasım’ı arasında

Şampanya, viski ve rakıya Özel Kalem’in 3141 lira 54 kuruş, aynı senenin Eylül’ünde de CHP için alınan 83 sandık şampanya ile 4 sandık viskiye de 3394 lira 44 kuruş ödendiği kayıtlıdır.
27 Mart 1935’te
157 liralık viski alınmış.5 Ekim 1935’te, Dışişleri’ne gönderilen 2 sandık şampanya ile 1 sandık viskiye 117 lira ödenmiştir.
Fikir sahibi olmanız için şu bilgileri de verelim.
O tarihlerde düz memurlar aylık 25 lira, amiri 30 lira civarında maaş alıyordu.
Yaklaşık sekiz bin lira içki parası 200 memur maaşına denk geliyordu.
Çankaya, Reisicumhur ’un (M. Kemal’in) şahsı için Tekel’e her sene için 100 sandık şampanya ile 100 sandık viski getirtiyordu.

İnhisarlar Umum Müdürü (Tekel müdürü) 10 Ekim 1935’te Çankaya’nın özel kalemine gönderdiği yazıda; Cumhurbaşkanlığı’nın talimatı ile 100 sandık Cordon Rouge şampanya ile 100 sandık siyah etiketli Johnny Walker marka viski getirildiğini hatırlatıyor.
Bunların çoğu talep üzerine Ankara’ya gönderildikleri için ellerinde 14 sandık şampanya ile 3 sandık viski kaldığını söylüyor ve bir sonraki sene ne kadar şampanya ile viskiye ihtiyaç duyulacağının bildirilmesini rica ediyor.

Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Bey ertesi gün verdiği cevapta Atatürk’ün şahsı için bir sonraki sene de aynı marka şampanya ile viskiden yine 100’er sandık getirtilmesini istedi.
Diğer belgede; Konya Milletvekili ve CHP’nin Muhasip Üyesi Kazım Hüsnü Bey,  M. Kemal’in Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Bey’den, verilecek 10. Yıl Balosu için Tekel’den 1.300 şişe şampanya ve 4 sandık viski teminini rica etti.
1937 yılında bu millet ekmeğe muhtaç iken, CHP 1.300 şişe şampanya ile balo yapıyor.
İşte bunların halkçılığı böyle bir yalandır.
CHP’nin halkçılığı, söğüşledikleri halkın parasıyla ziftlenmek için bir maskedir.
Dün böyleydi, bugün de böyledir ve yarın da böyle olacaktır.

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ
 

İLGİLİ HABERLER