Medya
  • 27.2.2022 21:53

Miraç Gecesi Resûlullah'ın bindiği burakın gözyaşları

BURAK’IN GÖZYAŞLARI -1
Büyük İslam alimi Süleyman Cezuli kuddise sirruh Hazretleri’nin ayrıntılarıyla anlattığı Mirac gecesinde müthiş duygulu bir olay yaşandı.
Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem müşrikler tarafından üzülünce, Hak teala Habibinin bu üzüntüsünü gidermek ve O’na çeşitli müjdeleri göstermek üzere yanına getirtti.
İşte Miraç böyle doğdu.
Şanı Yüce, kendisinden başka ilah olmayan, Alemlerin Rabbı; azamet ve celâli ile Cebrâil Aleyhisselam’a şöyle buyurdu;
- Gerçekten benim sevgilim, cümle mahluklar arasından seçip çıkardığım, cümle yaratılmışların en hayırlısı Resûlüm; Ümmihanî’nin evinde küffarın ezasından mahzun ve gamlı yatmaktadır.
Senin taat (Allahü teâlânın beğendiği şeyler) ve ibâdetin Habibimi davet olsun. O süslü kanatlarını yeniden cennet cevherleriyle süsle.
O’nun hizmetine şerefyab oldu.
Mikail’e söyle
: Bu gece erzak tartmayı bıraksın.
İsrail’e söyle: Sûru bir müddet bıraksın.
Azrail’e söyle: Bu gece can almaktan el çeksin.
Nur ve Ziya meleklerine emir ver: Semaları nurla doldursunlar.
Rıdvan’a söyle: Cenneti süslesin.
Mâlik’e tembih et: Cehennem tabakaları kapansın, zebaniler hareket etmesin.
Huriler bezenip ellerine cevher saçan tabaklar alsınlar, cennet köşklerine saf saf dizilsinler.
Arş hamilerine söyle: Mukaddes libası, atlas felekine giydirsin.
Ve... sizler, her biriniz yanınıza 70 bin melek alın.
Ve... sen cennete git, bir Burak seçip al.
Yeryüzüne in, kabirlerden azabı kaldır. 
Bundan sonra Habibime git. O Müşriklerin ezasından dolayı üzgün olarak olarak yatıyor. 
Habibimi rıfk (Yumuşak bir şekilde)  ile büyük bir keremle kaldır.
Anlat; Bu gece kendisinin yüce kadrini, izzet ve rif’atını (Yüksek rütbe) cümleden ziyade yakınlığını kendisine bildirilecek gecedir... Onu davet eyle...
Bu emir ve ferman üzerine Cebrail aleyhisselam cennete vardı.
Gördü ki; 40 bin Burak geziyordu. Her birin alnına ‘MUHAMMED’ İsm-i şerifi yazılmıştı.
Burakların arasında bir Burak vardı ki, çok mahzun ve üzüntülü duruyordu. Başını aşağıya eğmiş, gözyaşları sel gibi akıyordu.  Cebrail Aleyhisselam mahzun Burak’ın yanına vardı. Hüznünün ve ağlamasının sebebini sordu.
Burak şöyle anlattı;
- Cennette gezerken aniden kulağıma, “Yâ Muhammed” diye bir ses geldi. O ismi işittiğim anda ismin sahibine aşık oldum. O’nun firak ateşi ile cemalinin visali ümidiyle 40 bin senedir böyle hüzün, ağlamak ve visal arzusu ile mahzun olup ağlarım.
Cebrail aleyhisselam o Burakın bu haline merhamet etti ve;
- Senin maşukun olan Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem bu gece Miraca davet olundu. Seni götüreyim de muradına er.
Burak’a nurdan eğer, zebercedden gem vurdu ve İki cihanın sultanı, insin ve cinnin Resulü Peygamber Efendimizin yanına geldiler.
Peygamber Efendimiz o anı sahabeye şöyle anlattı;
- Ümmihanî’nin evindeydim uykuya dalmıştım. Gözlerim uyuyordu ama kalbim uyanıktı.
O sırada Cebrail’in sesi kulağıma geldi, uyanıp oturdum. Bana şöyle dedi;
- Yüce Hak, seni davet etti. Seni ben taşıyacağım. Allahü teala istedi ki, sana her türlü keremle ihsan eyleye. Senden evvel gelenler ve senden sonra gelecek hiç kimse, bu türlü bir kereme nâil olmadı ve de olamayacak.
Kalktım.
Abdest almak istediğim zaman, abdestim için Kevser Nehrinden su gelmesi emri verildi.Daha abdest azalarımı açmadan; Rıdvan, içi Kevser suyu dolu yakuttan iki ibrik getirdi.
Bir de yeşil zümrütten leğen getirdi. Bu leğen dört köşe idi. Her köşesine bir cevher konulmuş idi. O cevherin nuru semaya güneş gibi aydınlık veriyordu.
Bundan sonra yıkandım. Sırtıma nurdan bir hulle giydirdiler. Başıma da nurdan bir kavuk koydular.
Rıdvan; Adem yaratılmadan sekiz bin sene önce bu kavuğu benim için sarmıştı. Sarıldığından bu yana 40 bin melek o kavuğun çevresinde tazimle durup, tesbih ve tehlille meşgul oluyorlardı. 
Her tesbihin sonunda bana salavat-i şerife okuyorlardı.
O kavuğun 40 bin gözü vardı. Her gözünde şu dört satır yazı vardı;
BİRİNCİ SATIRDA: Muhammed Allah’ın Resulüdür.
İKİNCİ SATIRDA: Muhammed Allah’ın Nebisidir.
ÜÇÜNCÜ SATIRDA: Muhammed Allah’ın Habibidir.
DÖRDÜNCÜ SATIRDA: Muhammed Allah’ın Halilidir.
Bundan sonra Cebrail arkama nurdan bir bürde (pelerine benzeyen örtü) koydu. Belime kızıl yakuttan bir kemer kuşattı. Elime de yeşil zümrütten bir kamçı verdi. 
Bu kamçı 400 inci ile süslenmişti. Her bir incinin parlaklığı sabah yıldızı gibiydi.
Ayaklarıma da yeşil zümrütten bir çift pabuç giydirdi.
Cebrail o halde beni elimden tutup Beyt-i Haram’a götürdü.
Bundan sonra Cebrail bana şöyle dedi;
- Ey Allah’ın Resulü, size cennetten Burakı getirdim. Bininiz. Mele-i alâ (Melekler alemi) teşrifinizi bekler.
Bakınca Burak’ı gördüm. Güneş gibi aydınlığı vardı. Yıldırım hızıyla yürüyordu. Ayağını yerden kaldırdığı zaman gözünün iliştiği yere basıyordu. Burak’ın iki kanadı vardı. Dilediği zaman onlar vasıtasıyla havada uçuyordu.
Bundan sonra Cebrail Burak’ın üzengisini tuttu ve benim binmemi istedi.
Binmek istediğim zaman Burak serkeşlik etti.
Bunun üzerine Cebrail kızdı;
- Ey Burak utanmaz mısın? Nasıl böyle şaşırtıcı bir küstahlık edersin?  Şanı Yüce, nimeti her şeye şamîl kendisinden başka ilah olmayan Allah hakkı için, sana bundan daha faziletli ve bundan daha aziz kimse binemez.
Cebrail’in bu sözleri üzerine Burak çok utandı ve titredi. İri iri ter damlaları dökmeye başladı. Ve şöyle dedi;
Ey Cebrail; hacetim var, arz etmek isterim. Bu hacetimin yerine gelmesine vesile olsun diye öyle ettim. Yoksa kaçındığımdan değil. Siz beni çok utandırdınız.
Bundan sonra Burak’a sordum, Hacetin nedir? Söyle muradın yerine gelsin..
Burak cevap verdi;
- Ya Resulallah, ben sana ezelden aşıkım. Nice yıldır aşkınla perişan ve mahzun haldeydim. Allah’a hamd olsun. Şimdi cemalinizin nurunu gördüm. Güzel kokunuzu da kokladım. Şimdi aşkım binlerce kat arttı.
Kıyamet günü, Pâk zatınız kabr-ı latifinizden kalktığınız zaman mahşere bir Burak ile geleceksiniz. Niyazım ve hacetim budur ki; o günde benden başkasına binmeyesiniz. Bana binmek ile beni mesrur ve pürneşe edesiniz.
Resullüllah Efendimiz şöyle devam etti;
- Burak’ın o dileğini kabul ettim. O gün geldiğinde yine ona binmeyi vaad ettim.
Fahr-i Kainat ve zübde-i mevcudat Resullüllah Efendimiz, kıyamet günü mahşer yerine Burak ile teşrif edeceğini  yine Buraktan duyunca, ümmetinin halleri hatır-ı şerifine gelip mahzun oldu. 
Düşünceye daldı.
O’nun bu hali üzerine; gizliyi saklıyı bilen, şânı yüce, ihsanı bol, Yüce Allah, Cebrail'e hitaben şöyle buyurdu;
- “Habibime sor. Böyle durgunlaşmasının sebebi nedir?”
Cebrail Aleyhisselam bu suali sorunca şöyle dedim;
- Ben kıyamet günü yine Buraka binip geleceğimi işittim. 
Hatırıma şu geldi; 
-Kıyamet koptuğu zaman; zaif ve kusur dolu, günahkar olan ümmetim halleri nice olur?  Elli bin yıl Arasat Meydanında yaya yürüyecekler. 
Bunca günahlarını çeke çeke gidecekler.
Sırat 3 bin yıllık yoldur. O üç bin yıllık yolu nasıl çekerler?
Yukarıda anlatığım gibi dediğimde, Allahü teala’dan bana ilahi ferman geldi;
- Her kime ki, benim inayetim olur; sana gönderdiğim Burak gibi ona da gönderirim. Onların kabirlerine tek tek Burak yollarım. Mahşere süvari olarak getirir.
Sıratı binek sırtında kolaylıkla geçirtirim. Elli bin yıllık vakti onlar için (Ümmeti Muhammed için) bir an gibi yaparım.
Ve... Senin ümmetine Lütuf, kerem ve ihsân ile muamelem bu şekilde olacaktır.
Hatırını hoş tut ve üzülme..
Nitekim Hak teala bu sözünü Meryem Suresi 85’nci Ayetinde bildirdi.
O Ayet-i Kerime’de mealen şöyle buyurdu; 
"Rahman'a varacak müttakileri (Allah'tan çok korkanları), o gün süvari olarak haşredeceğiz." 

RABBİM BİZİ DE O MÜTTEKİLERDEN EYLESİN.
MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK, DUALARINIZ KABUL OLSUN

Metin Özer/METİN ÖZER

İLGİLİ HABERLER