Medya
  • 22.2.2020 23:15

Nur-u Muhammedi - 16.. Hacer Hatun'un şeytana muhteşem cevabı

NUR-U MUHAMMEDİ ( 16)
HACER HATUN'UN ŞEYTANA MUHTEŞEM CEVABI

Hacer Radıyallahü anha doymak için de susuzluğunu gidermek için de oğlu İsmail ile birlikte o sudan içti. Bir sıkıntısı kalmamıştı.

Her daim Rabbına şükür ve hamd eder günlerini ibadetle geçirirdi.
Orası çok ıssız olduğundan zamanla kendisine vahşet ve dehşet geldi.

Nur-u Muhammedi Oğlu İsmail’in alnında zuhur etmişti. 
Bu mübarek Nuru vesile ederek Yüce Hakk’a hulus ile tazarru ve niyaz eyledi.

Allahü teala onun bu niyazını kabul eyledi.
Hâcer Hatun bu suretle yaşarken günün birinde Cürhüm'den bir cemâat uğradı.
Bunlar Kedâ yoluyla gelip Mekke'nin alt tarafına indiler.
Cürhümlüler oraya bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi de:

- Hiç şüphesiz şu kuş bir suyun başında döner dolaşır. Hâlbuki biz de bu vâdîde su
bulunmadığını biliyorduk.”
Dediler.
İşin aslını anlamak için çevik iki kişi gönderdiler.
Onlar orada su bulunduğunu anlayınca dönüp orada su olduğunu haber verdiler.
Bunun üzerine Cürhümlüler Mekke mevkiine gelmişlerdi.
İbn Abbâs dedi ki:
Cürhümlüler geldiğinde İsmail'in anası da subaşında idi.
Cürhümlüler ona, “ Bizim de gelip şuraya senin yakınına inmemize izin verir misin?” dediler.
Hâcer Hatun’da:
-
Evet, inebilirsiniz (bu sudan da kullanabilirsiniz), O Kadir Kayyum Allah, oğlumun susuz kalmaması için bu suyu ihsan etti.
Aç içerse doyar, susuz içerse harareti gider.
Hasta içerse derdine şifa olur.
Her ne niyet için içilirse o murada erilir.
Yalnız şu kadar ki, bu suda sizin mülkiyet hakkınız yoktur, dedi.

Onlar da, “Evet” diyerek Hazret-i Hâcer'i tasdik ettiler.
Ünsiyete muhtaç olduğu bir sırada Cürhümlülerin bu gelişi, Hazret-i Hâcer'in arzusuna uygun oldu.
Cürhümlüler Mekke civarına inip kondular. Sonra Cürhümlüler'in asıl kalabalık
kısmına da haber gönderdiler. Onlar da gelip kondular.
Nihayet Mekke'nin bulunduğu yer medenî bir ma'mûre hâline gelmeye başladı.

Hazret-i İbrahim Şam’da kıtalın haram olduğu aylardan zilhicce ayının sekizinci gecesi rüyasında oğlu İsmail’i kurban etmesi emrini aldı.
Ertesi gün İbrahim Aleyhisselam kendince şöyle düşündü;
- Acaba benim oğlumu kurban etmemden murad hakikat olup bizzat İsmail’i kurban etmek midir?  Yoksa mecaz olup yerine feda kurbanı kesmek midir?
Çünkü benden evvel hiçbir peygamber çocuğunu kurban etmekle memur edilmedi.
Kaldı ki İsmail’de Nur-u Muhammedi var. İsmail kurban edilirse bu Mübarek nur ortada kalır.

İsmail Aleyhisselam’ın alnındaki Nur-u Muhammedi Sabâh yıldızı gibi parlardı. 
Bu manadan ötürü o günün adına , “TERVİYE GÜNÜ” derler.
O günün akşamı dokuzuncu gece oldu. O gece rüyasında oğlu İsmail’i kurban etmekle memur edildi.
Uyanınca bildi ki bu iş hakikattir. Kendisi bizzat İsmail’i kurban etmekle vazifelidir.
Üstteki mana icada o günün adına AREFE denildi.
İbrahim Aleyhisselam develerin en alasından en semizinden 100 deveyi kurban ederek, merhametliler merhametlisi Yüce Mevla’dan oğlu İsmail’e bedel olmasının kabulünü niyaz eyledi.
Onun bu niyazı üzerine, gökten ateş inip develerin yüzünü yaktı.
Ertesi gün 10’ncu gece idi.
Tekrar tekidli olarak oğlu İsmail’i kurban etmekle memur edildi.
Sabah olunca İbrahim Aleyhisselam bir ip ve keskin bir bıçak aldı.
Oğlu İsmail’i kurban etmek üzere Mekke tarafına yollandı.
Allahü Teâlâ’nın kudretiyle yer dürüldü, kuşluk vakti gelip Mekke’ye erişti.
Sorarak Hazret-i Hacer’i buldu ve şöyle dedi;
- Oğlum İsmail’in başını yıka, yağla ve en güzel elbisesini giydir.
Onu ziyafete götüreceğim.

Bunun üzerine Hacer Radıyallahü anha oğlu İsmail’in başını yıkadı. Yağladı süsledi ve en güzel elbiseyi giydirdi.
İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail ile birlikte gitti.
Onlar gider gitmez şeytan peydahlandı. Şeytan kendi kendine şöyle dedi;
- Eğer bunlar şimdi fitne edemeyip bunları azdırmazsam, bir daha kimseye fitnelik edemem.
Böyle söylendikten sonra ilk olarak Hacer Radıyallahü anha’ ya insan suretinde geldi ve şöyle dedi;
- Sen nasıl böyle rahat rahat oturursun. İbrahim oğlunu alıp boğazlamaya götürdü.
Hacer Radıyallahü anha şöyle dedi;
- Yalan söyleme. Hangi baba gördün ki çocuğunu boğazlar. Hiç baba oğlunu boğazlar mı?
Bu sözünden sonra da şeytanı kovdu. Şeytan son çare olarak şöyle dedi;
- Madem bana inanmadın. Öyle ise acaba ziyafete giden adamın ip ve bıçak almaya ne ihtiyacı olsun. Onları oğlun İsmail’i boğazlamak için aldı.
Hacer Hatun bunun üzerine şeytana şu soruyu sordu;
- İbrahim Peygamberdir. Oğlunu neden boğazlasın. Hiç peygamber adam öldürür mü? Bilhassa da kendi çocuğunu..
Şeytan şöyle dedi;
- Rüyasında kendisine oğlunu kurban etme emri geldi. İbrahim bu emrin Rabbülâleminden sanıp bu çirkin işe girişti.
Hacer şöyle dedi;
İbrahim Peygamberdir. Peygamberlerin rüyası haktır.
Eğer İbrahim oğlum İsmail’i boğazlamakla memur olduysa can baş üstünedir.
Rab’ımın emrine ben de İbrahim’de oğlumuzu kurban ederiz. Oğlum da kurban olmayı kabul eder. Rab’ım oğlumu değil de benim boğazlanmamı isterse ben dahi teslim olup bıçağın altına yatar boğazlanmayı kabul ederim.
Biz Yüce Hakk’ın emrine muta ve munkabız..
Böyle dedikten sonra şeytanı bir daha konuşmayacak şekilde kovdu.
İblis, Hacer Radıyallahü Anha’dan eli boş çıkınca bu kez şansını İbrahim Aleyhisselam ’da denemek istedi.
Oğluyla birlikte giden İbrahim Aleyhisselam’ın ardından koşup yetişti ;
- Ey ihtiyar bu oğlunla nereye gidiyorsun?
İbrahim Aleyhisselam şöyle dedi;
- Şu tepenin ardına gideceğim. Orada bir işim var.
Şeytan şöyle dedi:
- Ben işini biliyorum. Oğlun İsmail’i orada boğazlayacaksın. Hele oğlunun boyuna posuna ve güzelliğine bak Vücudunun uygunluğuna, edebine, ana babasına inkıyad ile tam tazimine ve tekrimine bak.
Ben bu ihtiyarlıkta ancak böyle bir çocuğa sahip olmuşsun. İnsan onu boğazlamayı hatırına bile getirmez.
Şeytan bu ve bunun benzeri bir sürü tezvirat ve nice sözler edip İbrahim Aleyhisselam’ı teşvişe düşürecek kelamlar etti.
Bütün bu sözlere İbrahim Aleyhisselam şöyle cevap verdi;
- Evet bu sözlerinin hepsi yerindedir. Benim ona karşı sevgim, senin çocuğum için ettiğin methiyelerin bin katıdır. Ne var ki kurban etmekle memur oldum.
Kulun mevlasının emrine itaat etmesi, her şeyden önce gelir.

Şeytan şöyle dedi;
- Sana rüyanda bu emri veren şeytandır. Ama san Rab’ından sanıp çocuğunu boğazlamaya götürüyorsun. Hiç şanı büyük Allah bir adama evladını boğazlattırır mı?
Şimdiye kadar böyle bir emri görüldü mü ki sen şeytanın emrini Rab’ından sanırsın.
İbrahim Aleyhisselam onun bu sözlerinden sonra anladı ki bu insan kılığında bir şeytandır. O zaman şöyle dedi;
- Ey Allah düşmanı geri dur. Muhakkak ben bu işi yapacağım. Çünkü Yüce Hak bana bu emri verdi. Ben onun yüce emrine muti ve münkadım.
Ve şeytan ikinci kez kovuldu...

DEVAM EDECEK

 
DERLEYEN : METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER