Medya
  • 29.2.2020 18:30

Nur-u Muhammedi (17)... İsmail Aleyhisselam'ın ağlatan vasileti

NUR-U MUHAMMEDİ ( 17)
İSMAİL ALEYHİSSELAM’IN AĞLATAN VASİYETİ


İbrahim Aleyhisselam, oğluna şöyle dedi;
- Ey oğul önümden değil arkamdan yürü. Ola ki sana baka baka kalbime bir değişiklik gelir.
Bundan sonra İsmail Aleyhisselam babasının arkasından güle oynaya gitti.
Şeytan son çare İsmail Aleyhisselam’ı gözüne kestirdi. “Bu çocuktur ola ki bunu kandırabilirim” diye aklından geçirdi.
İsmail Aleyhisselam’ın yanına gelip sordu;
- Babanla böyle sevinerek nereye gidiyorsun?
İsmail Aleyhisselam, “Babam beni ziyafete götürüyor” dedi.
Şeytan dedi ki;
- Sen ziyafete gidiyorum diye seviniyorsun ama babanın elindeki şu ipi ve bıçağı görmez misin? Baban seni boğazlamaya götürüyor.
İsmail Aleyhisselam şeytana sordu;
- Babam beni niçin boğazlasın?
Lanetli şeytan şöyle dedi;
- Rüyasında gördü. Gördüğü rüyayı Rabbinden sandı. O yüzden seni boğazlayacak.
İsmail Aleyhisselam şöyle cevap verdi;
- Mademki beni boğazlamamakla memur oldu. Can baş üstüne..
Başına geleceği öğrenen İsmail Aleyhisselam, çok sevinmeye başladı.
O sevinçle babasının ardından koşarken şeytan bir şey daha demek istedi.
İsmail Aleyhisselam şeytana kızıp yerden bir taş aldı ve ona fırlattı. O taş şeytanın gözüne rast geldi ve şeytanın gözü çıktı.
Hiçbiri azdıramayıp kandıramayan şeytan bir de gözünden olunca hemen oradan kaçtı.
Müslümanlar Hacca geldiklerinde, İsmail Aleyhisselam’ın şeytanın gözünü çıkardığı o yerde şeytana 7 taş atarlar.
Böylece İsmail Aleyhisselam’ın o hayırlı işini yapmış ve olayı unutmamış olurlar.
Allahü Teâlâ’nın salatı ve selam; İbrahim Aleyhisselam ve oğlu İsmail Aleyhisselam ile Şanlı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin üzerine olsun.
Allahü Teâlâ bu olay üzerine o mahalde şeytan taşlamayı bütün ümmete vacip kıldı.
İbrahim Aleyhisselam Oğlu İsmail’i kurban edeceği yere geldiği zaman ki orası Mina’dır, Oğluna şöyle dedi;
- Ey oğul ben rüyamda seni boğazlamakla memur edildim. Bilirsin ki Peygamberlerin rüyası haktır. Ey oğul düşün görüşün nedir? Bu duruma muti ve münkad olur musun?
İsmail Aleyhisselam şöyle cevap verdi;
- Ey benim cümleden daha şefkatli babam. Sen sana verilen vazifeyi yerine getir. O anlarda İnşallah beni Yüce Hakk’ın emrine muti, münkad ve sabredici bulursun.
Sonra şöyle dedi;
- Ey baba bunu bana neden evde söylemedin. Ta ki anama veda edeyim. Analık hakkından ve ahirete dair haklarından helallik talep edeyim.
Sonra şöyle devam etti:
-Ey babam, benim senden bir kaç hacetim var.
Ey baba,
Bir ricam bu ki benim elimi ve ayaklarımı bu iple sıkıca bağla. Ta ki boğazlandığım zaman, hareket edip elim ve ayağım size dokunmasın.
Onlar size dokunursa edebe aykırı hareket etmekle sevabıma bir zeval gelmeye.
Çünkü ölüm acısı şiddetlidir.
Ey baba; Benim kabrımı anama gösterme, Ta ki her zaman gelip kabrımı görüp de musibeti tazelenmeye..
Ey baba, Gömleğimi arkamdan çıkar. Ta ki kan bulaşmaya.. Onu götürüp anama ver. Benden ona selam söyle, Ricam odur ki sabreylesin.
Yüce Hakk’ın emr-i şerifine muti ve münkad olsun.
Ne zaman beni görmek isterse gömleğime bakıp onunla müteselli olsun.
Ey baba, Benim yaşımdaki çocukları anamın yanına koyma ki, onları gördüklerinde ben hatırına gelip anamın derdi tazelenmeye.
Ey baba; Bıçağını iyi bile, Bile ki keserken sana zahmet vermesin.
Ey baba; Benim yüzümü yere çevir. Bıçağı gerdanıma koyduğunda, yüzünü benden çektiğinde bıçağı çok kuvvetlice birden çek.
Eğer yüzüme bakacak olursan, babalık şefkati ağır basar. Kesip boğazlayamazsın. O zamanda Allah’ın emri tehir edilmiş olur.
İsmail Aleyhisselam; duyanları ve okuyanları hıçkırıklarla gözyaşına boğan daha nice vasiyetler ettikten sonra:
Ey babam, acele olarak memur edildiğiniz işi ve vazifeyi yerine getiriniz.” diye niyaz etti.
Oğlunun vasiyetlerini dinleyen İbrahim Aleyhisselam gözyaşına boğuldu.
Mübarek sakal-ı şerifinden su gibi yaşlar damladı.
Ve şöyle diyebildi, “Ey oğul sen ne güzel bir yardımcısın
Bir yandan ağlayan İbrahim Aleyhisselam öte yandan oğlu İbrahim’in el ve ayaklarını vasiyeti gereğince sık sıkıya bağladı. Sonra onu yan yatırdı. Daha sonra ağlayarak iki rekât namaz kıldı.
Namazdan sonra ağlaya ağlaya mübarek ellerini kaldırıp; hacetleri bitiren, duaları kabul buyuran, celal ve ikram sahibi Yüce Hakka huşuu tam (korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal) ve huduu tam ile (Boyun eğip tam teslimiyetle) tazarru (Kendini alçaltarak, aşağı görerek yalvarma) ve niyaz edip şöyle dedi;
- Ey benim Rabbım. Sen lütuf ve kereminle benim ihtiyarlığıma ve bu günahsız masumun haline merhamet eyle.
Bütün dualarını tamamladıktan sonra memur olduğu işe girişti.
Bu sırada Sübhan olan Yüce Zat, bütün sema meleklerinden perdeyi kaldırttırıp İbrahim Aleyhisselam’ın ve oğlu İsmail’in hallerini onlara gösterdi.
Melekler; İbrahim Aleyhisselam İsmail Aleyhisselam’ı yatırıp eline bıçak alarak gerdanına koyup boğazlamak murad eylediğini gördüklerinde cümlesi birden secdeye vardı.
Sübhan olan hak şöyle buyurdu.
- Ey melekler, İbrahim kulumu gördünüz mü? Bıçağı oğlunun gerdanına koyup benim emrime imtisalen (Uyarak, tabi olarak) nasıl boğazlamak istiyor.
İsmail kulum benim rızam için; ne keyfiyetle teslim olup bıçağa gerdan uzatıp muti ve münkad olup duruyor.

Allahü teala bu şekilde onları övünce melekler ağlayarak şunu dedi;
- Ey Rabbımız, İbrahim Aleyhisselam gerçekten HALİLLİĞİNE layık. İsmail Aleyhisselam ise gerçekten Yüce Emrine muti ve münkad kulundur. Sen merhametliler merhametlisisin.
Ve.. rica makamında oldular.
Aşağıda İbrahim Aleyhisselam bıçağı boğazına çektiği vakit, bıçak İsmail’in boğazını kesmedi.
Bıçağı tekrar biledi.
Oğlunun gerdanına koyup kuvvetle çekti, yine kesmedi.
Kesmek bir yana çizik bile olmadı. Bıçağı taşa çaldı, taş ikiye ayrıldı.
(Hacılar halen Mina’da orayı ziyaret ettiklerinde Allah’ın bu kudretini müşahede ederler)
İbrahim Aleyhisselam bıçağa şöyle dedi;
- Yumuşak eti kesmeyip de taşı nasıl kesersin?
Allah’ın kudretiyle bıçak diye gelip şöyle dedi;
- Ey Allah’ın Halil’i, gazap buyurma. Ateş her şeyi yakarken, Nemrut’un ateşi seni neden yakmadı?
Çünkü Allahü teala o ateşin seni yakmaması için bir kere ferman buyurdu.
Halbuki; siz beni elinize aldığınızdan beridir tam 70 kere, “Bıçak, İsmail’in bir kılını dahi kesme” diye ferman-ı ilahi geldi.
70 fermandan sonra ben İsmail’i nasıl kesirim?
Bıçağın sözlerini duyan İsmail Aleyhisselam ağlamaya başladı.
İbrahim Aleyhisselam oğlunun ağlamasına hayret edip sordu;
- Ey oğul bu kadar olana ağlamadın da şimdi niye ağladın?
İsmail Aleyhisselam şöyle dedi;
- Ey babam; boğazlanacak olan benim boğazlayacak olan sensin ve işi yapacak da bıçak. Rabbim boğazlanacak olan benimle değil de bıçakla konuşmuş.
Acaba bir edepsizlik veya kusur mu işledim de benimle konuşmadı diye ağlarım.
Arkasından şöyle dedi;
- Ey baba bıçağı tekrar bile, gerdanıma getirdiğinde sen ve ben Allah’ı analım o haldeyken bıçağı kuvvetlice çek.

DEVAM EDECEK...

Derleyen : Metin Özer/ HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER