Medya
  • 9.5.2020 23:59

Nur-u Muhammedi-27!.. Şehit edilen Yahya Peygamberin cübbesinden seneler sonra akan kan

NUR-U MUHAMMEDİ (27)
ŞEHİT EDİLEN YAHYA PEYGAMBERİN CÜBBESİNDEN SENELER SONRA AKAN KAN

Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh”, bundan sonra Fatıma binti Amr bin Aid adında bir hanımla nikâhlandı.
Bu hanımından da oğlan çocukları oldu.
O çocukların sonunda Resûlullah Efendimizin babası Abdullah “Rahmetullahi teâlâ aleyh” dünyaya teşrif etti.
Abdullah, ailenin çocuklarının en küçüğüydü..
YAHYA PEYGAMBERİN KANLI CÜBBESİ
Yahya Aleyhisselam, İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriya aleyhisselamın oğludur. Annesinin ismi Elisa olup, İmran’ın kızıydı.
Hristiyanlar şimdilerde Elizabeth diyorlar.
Davud aleyhisselamın neslinden olup, hazret-i Meryem’in teyzesinin oğluydu.
Allahü teâlâ, onu babası Zekeriya aleyhisselamın duası üzerine ihsân etti.
Zekeriya aleyhisselam doksan dokuz veya yüz yirmi yaşına geldiği halde neslini devâm ettirecek bir evlâdı yoktu.
Hanımı da doksan sekiz yaşındaydı.
Gerek kendisinin, gerekse hanımının çocuk sâhibi olma yaşları geçmişti. Fakat içine evlâd sevgisi düşüp kendisine sâlih bir evlâd ihsân etmesi için Allahü teâlâya dua etti. Allahü teâlâ Zekeriya aleyhisselamın duasını kabul etti. Zekeriya aleyhisselam odasında namaz kıldığı sırada Cebrâil aleyhisselam ona şöyle nidâ etti:
“Yâ Zekeriya muhakkak Allahü teâlâ sana kendinden gelen bir kelimeyi (İsa aleyhisselamı) tasdik edici ve kereminin seyyidi ve nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.”
Bu husus Âl-i imrân sûresi 38-39. âyetlerinde bildirilmiştir.
Yahya aleyhisselam şehit edildiği zaman otuz dört yaşlarında bulunuyordu. Yahya aleyhisselamın mübârek bedeninin parçaları, başka başka şehirlerdedir. Başı ise Şam’daki Ümeyye Câmiindeki türbededir.
Yahya aleyhisselam sûret itibariyle zamânındaki insanların en güzeli ve hüsn-ü Cemâl sâhibiydi. İnsanlara karşı yumuşak huylu, tevâzû ve şefkât sâhibiydi. Başındaki saçları seyrek ve sesi inceydi.
Hazret-i Yahya’nın şehit edildiğinde mübarek cübbesi üzerindeydi. Kopan mübarek başından akan mübarek kanı o cübbeye aktı.
Abdullah “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  doğduğu anda, Şam’da ne kadar Yahudi bilgin ve kâhin varsa hepsi aynı anda O’nun doğduğundan haberdar oldular.
Bunun sebebi şu idi..
Yahudi bilginlerin yanında; Hazret-i Yahya’nın şehit edildiği zaman giydiği cübbesi bulunuyordu.
Bu kanlı cübbe o zamanki haliyle kurumuş kanlı olarak saklanıyordu.
Kendilerine ulaşan kitaplarında şöyle yazıyordu;
- O cübbe-i şerifede bulunan kurumuş kan, taze kan gibi damlaya başladığı zaman Hazret-i Muhammed’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) babası Abdullah Mekke’de doğmuş olacaktır.
Yahudi Bilginleri bu uyarıyı bildiklerinden; her sabah kalkınca ilk işleri cübbeyi kontrol etmek olurdu.
Abdullah’ın Mekke’de vücuda geldiği gecenin sabahında bakınca gördüler ki; şu kadar yıldan beridir Hazret-i Yahya’nın cübbesindeki kurumuş kan, mübarek vücudundan yeni çıkmış gibi damlıyordu.
Bu taze kanı görünce anladılar ki; Âhir zamanın peygamberinin babası doğdu.
Yahudi bilginleri bu haberi birbirlerine haber verdiler.
Şurada – burada bulunan ehli kitaptan cümlesi bu haberi bekliyordu.
Onlara kâğıtlara yazarak bildirip haber ettiler.
Ve.. Abdullah’ı “Rahmetullahi teâlâ aleyh” öldürmek için aralarında müşavere ettiler..
Müşavere sırasında şöyle dediler;
- Şayet biz bunu çocuk iken öldürmezsek, Ondan oğlu Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dünyaya gelir.
O’na peygamberlik verildiği vakit de Yahudilerden Hazret-i Yahya’nın kanını ister.
Bu cinayetimizden ötürü bizi kırıp geçirir.
Bunun için acele edip Abdullah’ı büyümeden hemen öldürmemiz icap eder.

Bu fikirde uzlaşan Yahudiler, çeşitli hileleri tartıştıktan sonra şuna karar verdiler;
- Yahudilerden bir takım kimseler ticaret yollu Mekke’ye gitsin.
Abdullah’ı orada gece ve gündüz sürekli gözlesin.
Tenha bir yerde de öldürsün.
Böylece dinimize ve bütün Yahudilere büyük bir iyilik etmiş olur.

Bu karardan sonra gücü ve kuvveti yerinde olan aralarından 70 Yahudi seçtiler.
Ellerine zehirli kılıçlar vererek Mekke’ye yolladılar.
Bu ölüm timi Mekke’ye geldikten sonra Abdullah’ı gözleyip, uygun bir fırsatı kolluyorlardı.
Cenab-ı Hakk’ın koruması altındaki Abdullah, bu katillerin gözünden ve şerrinden korundu. Bu 70 Yahudi başlarına gelen acaib işlerle akıllarını yitirdiler ve bir zarar veremediler.
Abdullah’ın “Rahmetullahi teâlâ aleyh” taşıdığı Nur-u Muhammedi gün be gün daha da parlıyordu.
Yüce Hakk onu; Şeytanın ve cinin gözünden koruyordu.
Her gün biraz daha güzellikte ve cemâlde, edepte ve kemâlde terakki ediyordu.
Abdullah “Rahmetullahi teâlâ aleyh” dâhil; Abdülmuttalib’in “Rahmetullahi teâlâ aleyh” 12 oğlu tamam oldu.
Hepsi ergenlik çağına gelip babalarına yardımcı olmaya başladılar.
O sırada Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” sözü geçerli kimse olmuştu. Bütün Arap kabileleri onun emrine boyun eğer haldeydi.
Kureyş ’de hiçbir işte ona aykırı gelinmez olmuştu.
Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  yanına çocuklarını alıp zemzem kuyusunun başına gitti. Daha önce kendisine açtırılmayan Zemzem kuyusuna atılmış haldeki altın geyik heykelini, Hazret-i Süleyman’ın 100 kılıcını ve Hazret-i Davut’un 100 zırhını çıkarmak istiyordu.
Uzun bir zamandır üstü kapalı olan zemzem kuyusunu oğullarıyla birlikte açtı.
Rüyasında kendisine bildirilenlerin hepsinin orada olduğunu gördü.
Hazret-i Süleyman’ın kılıçlarını bozdurup; Kabe-i Mükerreme kapı yaptı.
Kabe’ye ilk kapıyı yapan kimse Abdülmuttalib’dir.
( O hazineyi ve hazineden sonra neler yapması gerektiği rüyasında bildirilmişti)
Kabe’nin kapısı Hazret-i Süleyman’ın kılıcının parasıyla yapıldı.
Altından geyikleri bozdurup, kapının üzerine altınla kapladı.
Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” emri yerine getirdikten sonra aklına verdiği sözü kaldı.
Bu emri yerine getirmek için 10 erkek evlat verirse evlatlarından birisini kurban edeceğini vaat etmişti.
Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  çocuklarını başına toplayıp onlar için kura attı.
3 kez ardı ardına attığı kuradan da en küçük oğlu Abdullah “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  çıktı.
Ebu Talib
’in ana tarafı Beni Mahzum kabilesindendi. Bu hemen gidip dayılarına Abdülmuttalib’in “Rahmetullahi teâlâ aleyh” yaptığını haber verdi.
Bunlar koşa koşa gelip Abdülmuttalib’in başında toplandılar.
Abdullah’ı oracıkta elinden aldılar ve şöyle dediler;
- Ey Abdülmuttalib, “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  sen Kureyş’in ileri gelenlerindensin onların büyüğüsün. Sen bu kurban işini yaparsan senden sonra bu adet olur ve herkes çocuğunu kurban etmeye kalkar. Böyle bir şey yapma..
KAHİN SİCCİN

Bu telkine Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” şöyle dedi;
- Ben Allah’a söz verdim. Sözümden dönersem şerefimi yitiririm. Bu halimin çaresi nedir? Ben ne yapayım?
Onların arasında bulunan birisi şeyle dedi; “Hayder’de bir kâhin var adına ‘SECCAC’ derler. Hep beraber ona gidelim. Bizi bu müşkülattan kurtarmasını isteyelim. Bakalım o ne çare diyecek..
Bunun üzerine Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” akrabalarıyla beraber o kâhine gitti. Bu müşkil işini arz etti.
Kâhin kendisine şöyle dedi; "Sizde fidye karşılığı en az kaç devedir"
Oradakiler, "On devedir" dediler.
Kahin şöyle dedi..
- Abdullah’a karşılık 10 deve kuraya koy. Şayet kura Abdullah’a çıkarsa 10 deve daha ekle. Tekrar kura at. Kura yine Abdullah’a çıkarsa tekrar 10 deve daha ekle tekrar kura at..
Ne zaman kurada deve çıkarsa bilesin o sayıdaki deve Abdullah’ın fidyesidir.

Kâhin’in çözümü Abdülmuttalib’i çok sevindirdi.
O çocukları arasında en çok en küçük oğlu olan Hazret-i Abdullah’a “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  düşkündü.
Evine gelir gelmez ilk işi kâhinin dediğini yapmak oldu.
Abdullah’a karşılık 10 deve koydu. Kura da küçük oğlu Abdullah çıktı.
10 deve arttırıp tekrar kura attı. Yine Abdullah çıktı..
10 deve daha ekledi.. Tekrar kura attı..
Onar onar attırarak kura attı, hepsinde sevgili oğlu Abdullah çıktı.
Deve sayısı 100 olunca tekrar kura attı. Bu kez deve çıktı.
Abdülmuttalib 100 deveyi kurban ederek Hazret-i Abdullah’ı kurtardı.
Bu mana icabıdır ki; Resûlullah Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve sellem) şeriatında katl işinde diyet yüz devedir.
Bu sayı sonraki zamanlarda cinayet ve benzeri işlerde diyet olarak kabul edilmiştir.

Peygamber Efendimiz bir Hadis-i şerifinde şöyle buyurdu;
- Ben iki kurbanın oğluyum.
İşte bu manadandır ki; birisi İsmail Aleyhisselam ikincisi ise babası Hazret-i Abdullah’tır.

DEVAM EDECEK

DERLEYEN: METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER