Medya
  • 30.5.2020 23:59

Nur-u Muhammedi -30!.. Fil vakası ve Ebrehe'nin parçalanışı

NUR-U MUHAMMEDİ (30)
FİL VAKASI VE EBREHE’NİN PARÇALANIŞI

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın doğmasına iki ay kadar zaman varken Fil vak’ası meydana geldi.
İnsanların her taraftan akın akın gelip Kâbe’yi ziyâret etmesine engel olmak isteyen Yemen vâlisi Ebrehe, Bizans İmparatorunun da yardımıyla San’a’da büyük bir kilise yaptırdı ve insanların burayı ziyâret etmelerini istedi.
Araplar ise eskiden beri Kâbe’yi ziyâret etmekte olup, Ebrehe’nin yaptırdığı kiliseye hiç îtibar etmediler.

Hattâ hakâret gözüyle baktılar.

İçlerinden biri bu hakarete karşılık vermek için hakaret amacıyla kiliseyi kirletti.
Bu hâdiseye kızan Ebrehe, Kâbe’yi yıkmaya karar verdi ve bu maksatla bir ordu hazırlayıp Mekke üzerine yürüdü.
Ebrehe’nin ordusunda önde yürütülen, zaferin kazanılmasında en büyük payı alacağı tahmin edilen Mahmud adında bir fil vardı.
Ebrehe Kâbe’ye saldırmaya başlayınca bu fil yere çöktü ve Kâbe yönünde yürümedi.
İleriye bir santim kımıldamıyor, tersine yönü Yemen’e çevrilince koşarak geri dönüyordu.
Böylece Mekke’ye yaklaşıp hücum etmek istediği halde hücum edemeyen Ebrehe ve ordusu üzerine Allahü teâlâ ebâbil (dağ kırlangıcı) denilen kuşlardan bir sürü gönderdi.
Ebâbil kuşlarının herbiri, biri ağzında ikisi de ayaklarında olmak üzere, nohut veya mercimek büyüklüğünde üçer taş taşıyorlardı.

Bu taşları Ebrehe’nin ordusu üzerine bıraktılar.
Taş isâbet eden her asker, ânında yere düşüp öldü.
Ebrehe kaçmak istedi.
Taşlardan ona da isâbet edip, kaçtıkça etleri parça parça dökülerek öldü.
Bu husus Kur’ân-ı kerîm’de Fil sûresinde bildirilmektedir.
Böylece Kureyş kabilesi, doğmak üzere olan Muhammed aleyhisselâmın hürmetine büyük bir düşmanın şerrinden kurtuldu.
Muhammed aleyhisselâmın geleceği Âdem aleyhisselâmdan îtibâren her peygambere ve ümmetlerine müjdelene gelmiş, doğması yaklaşınca da birçok haber ve müjdeler verilip alâmetler ortaya çıkmış, çeşitli hadiseler meydana gelmiştir.

Rivayet odur ki;
Peygamber Efendimiz’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) annesi Hazret-i Amina kendine hamile olduğu sene, halk arasında kıtlık vardı.
Sadece kıtlık değil, şiddetli rüzgârlar ve pek çok zorluklar vardı.
Peygamber Efendimiz’in pak ruh-u şerifi ana rahmine konulduğunda Yüce Hak onun hürmetine cümle halkı; bolluk, rahatlık ve iyiliklerle mesrur edip sevindirdi.
O kadar bolluk ve iyi haller oldu ki, o senenin adına, “Fetih senesi” dediler.
Peygamber Efendimizin bereketiyle o sene bütün kadınlar erkek çocuk doğurdu.
Peygamber Efendimiz anasının karnında iki aylık olunca, dedesi Hazret-i Abdülmuttalib oğlu Abdullah’a şöyle dedi;
- Ey oğul, biliyor musun?
Bütün ehl-i kitap arasında; senden âhir zaman peygamberinin geleceği, bu mübarek senede doğacağı haber verilmiştir. Bu durum, bütün Arapların, hatta bütün insanların bildiği bir şey olmuştur.
Hemen herkes onun teşrifini beklemektedir.
Bütün bunlar bir yana; hem bana, hem de sana rüya âleminde bu mükerrem çocuğun izzeti ve üstünlükleri gösterildi.
Şimdi onun teşrifi için iyice hazırlanmak ve üzerinde önemle durmak gerekir. O’nun geleceği için tam bağlılık ve tam hazırlık lazımdır.
Dinle ey oğul;
Şimdi hurma mevsimidir. Medine-i Münevvere’nin hurması sair hurmalardan çok çok daha üstündür. Medine-i Münevvere’ye git, oradaki hurmaların da en iyilerini topla getir.

Babasının sözü üzerine Hazret-i Abdullah Medine’ye gitti.
İşini tamamladıktan sonra Medine’den ayrıldı.
Dönüş yolunda ikinci konağa geldiklerinde vefat etti.

Peygamber Efendimiz’in muhterem babası Hazret-i Abdullah, orada defnedildi.
Nebiyy-i Muazzam, daha doğmadan ana karnındayken yetim kaldı.
Bu haber semaya ulaşınca, melaike işin sırrını merak edip Allah-ü teala’ya yalvardı:
- Ya Rabbi; Âlemleri onun hürmetine yarattığın cümle kulların arasında en keremli ve sevgilin Muhammed Mustafa (Sallallahü aleyhi ve Sellem) en zayıf bir halde iken ana karnında yetim bırakmanın sırrı ve hikmeti nedir.
( NOT: Melekler bunu sual olarak değil meselenin hikmetini öğrenmek için söylediler. Sual olarak sormaları edepsizlik olurdu ve sual etseler hepsi helak olurdu)

Allahü teala bu sözleri üzerine şöyle buyurdu;
- Bir baba; çocuğunu büyütmek, edep öğretmek ve korumak içindir.
Benim Habibimi; benden başkasının büyütmesine, benden başkasının edep öğretmesine ve benden başkasının korumasına ihtiyaç yoktur.
O’nu koruyan ve yardım eden ancak benim.
O’nu ancak ben terbiye ederim.
Ondan başkaları, bir şey isteyecekleri vakit kendi babalarını “Ey babacığım” diye çağırdıkları vakit, Habibim Muhammed ancak bana, “Ey Rabbim” demeli ve isteyeceğini benden istemelidir.
Habibim benden başkasından bir şey istememelidir.

(NOT: Yüce Hak, bu sözleriyle; Resûl-ü Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin, ana karnından doğuncaya, doğduktan vefat edinceye kadar ki bütün eğitimi ve korumasını bizzat üstleneceğini ve bu işe kendinden başka kimseyi ortak etmeyeceğini cümle mahlûkata duyurmuş oldu.
Böylece Habibi olan Şanlı peygamberinin büyümesinden, edep eğitiminden ve korunmasından;  yaradılıştan kusurlu olan insan elini uzak tutmuş oldu.
Sonuçta; Şanı Yüce Rabbımız Habibi’ni bizzat kendi Mübarek nurundan, Habibi’nin Ruh-u şerifini ise bu mübarek nurdan halk etti
Sonuçta Habibi’nin nuru bizzat Allahü teala’nın nuru idi.)

Bütün bu manalara işaret olarak Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu;
- Bana Allahü teala edep öğretti. Edebimi çok güzel eyledi.
Hazret-i Abdullah vefat ettiği vakit geriye şunları bıraktı;
Bir koyun sürüsü, beş tane deve, bir tane emzikli Habeşi cariye.
Bu cariyenin adı; Ümm-ü Eymen’di. Resûlulllah Efendimiz Vücut âlemine teşrif edince; O Ümm-ü Eymen kendine süt emzirip sütanası oldu.
Peygamber efendimiz buluğ çağına geldikten sonra onu azat etti. Ardından da yine kendisinin azat ettiklerinden Zeyd bin Haris ile nikâhladı.
Bu izdivaçtan Üsame doğdu.

İLGİLİ HABERLER