Medya
  • 30.11.2004 12:45

OTELDE FUHUŞ YAPAN ÜNLÜ YAZAR KİM?...

FEHMİ KORU/ YENİ ŞAFAK

'HIRSIZLARIN ONURU'

Gazetelerin ele almaya değer bulduğu iki tür olay var: Biri, “Yalnız Türkiye’de olur” cinsinden olaylar; diğeri de “Bizde asla olmaz” türü olaylar... Sıradan, bize özgü olmayan olayların gazetelerde, televizyonlarda ele alınma şansı neredeyse sıfır...

Hürriyet’e manşet olan Metin Yüksel imzalı “Bir yerel gazetecinin rüşvet olayı Afyon’u sarstı” haberi hangi sınıfa sokabileceğimi doğrusu bilemiyorum. Rüşvet dünyanın her yerinde vardır, her meslek mensubu böyle ithamlara muhatap olabilir..

Haberi manşete taşıyan, “Bizim meslekte bu olmaz” mı demek istiyor? Ya da, “Gazeteciler biraraya gelip birbirlerinin ayıbını örtmek üzere karar almazlar” kanaatine aykırı göründüğü için mi büyütülmüş haber? Hürriyet’i hazırlayanlar önemsemiş olmalılar ki, manşet olayı başyazar Oktay Ekşi de kendi sütununda kınadı.

Olayın özeti şu: Bir politikacı resmî bir işi çözme vaadiyle birinden bin dolar rüşvet almış, ama iş bürokrasiye takılmış; bunun üzerine rüşveti geri vermiş... Bunu haber alan bir gazeteci, politikacıya, “Haberi yazmam için bana onbin dolar teklif edildi” sözleriyle yaklaşıp haberi yazmaması karşılığı 4500 dolar almış... Birinin isim vermeden konuyu manşetten değerlendirmesi üzerine, Afyon’da çıkan 17 gazetenin yöneticileri biraraya gelmiş ve “Rüşvet alan meslektaşımızın kimliğini saklayalım” kararına varmış...

Konu yerel gazetelere şu satırlara da yer verilen bir açıklamayla yansımış: “Afyon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Odak Gazetesi’nin sahibi Mehmet Emin Güzbey, ‘Afyon’daki gazeteciler bu olaya seyirci kalmadı. Tüm gazetelerde yer alan deklarasyonla olayı kınadık. Afyon halkını uyardık. Bu tür taleplerde bulunan meslektaşlarımızı cemiyete ihbar etmelerini istedik. Ama bu işe bulaştığı iddia edilen gazeteciyi deşifre etmeye gerek yok. Olayın daha fazla duyulmasının Afyon’a bir yararı yok’ dedi.”

Oktay Ekşi, “Nasıl? Tam da ‘meslek şovenizmi’ denecek türden bir dayanışma değil mi?” diye soruyor haklı olarak... Pislikleri ortaya dökme kamu görevinin sahibi bir mesleğin mensuplarının kendi içlerindeki ‘pisi’ koruma ve kollamaya kalkışmaları hiç hoş değil. Hele bunu hepsi biraraya gelip ortak karar alarak yapmaları ve durumu bir deklarasyonla açıklamalarının iler tutar bir tarafı yok...

Yine de iddiama kulak verin: Eğer yaptıklarını açıklamaya kalkışmasalardı, böyle bir olay yaşandığından sadece Afyonlular haberdar olacaklar ve rüşvet alan ‘gazeteci’ sıfatlı kişinin adını fâş etmeleri gerekmeyecekti. “Sadece Türkiye’de olur” veya “Bizde asla olmaz” türünden bir olay sayılmayacağı için, konu, ulusal basına da yansımayacaktı...

Bu kuşkumun altında bildiğim olaylar var. Hani geniş çevrelerin bilgisi dışında kalan, sadece meslek câmiasında konuşulan olaylardan söz etmiyorum; tehlikeli bir şey o konuyu ele almak, pislik dolu kabın kapağını açanın başına gelmeyen kalmıyor... Kast ettiğim, basında bir yeri ve ünü olan, saygın bilinen kişilerle ilgili ama üstü örtülmüş olaylar... Hatta o kadar gerilere gidip “SHP’li belediye döneminde İSKİ’den maaşa bağlanan gazeteciler” konusunu hatırlatacak da değilim; daha yakından örneklerim var...

Tamer Karadağlı olayını hatırlıyorsunuzdur herhalde... ‘Çocuklar Duymasın’ dizisinin beğenilen oyuncusunun sevilen bir dizi oyuncusu olan eşini aldattığı ortaya çıkmıştı ya hani... Gönül eğlendirmek üzere beraber otele gittiği kızların olan-biteni kasede kaydettikleri anlaşılmıştı... Hatırladınız, hatırladınız... İşte o olaya adı karışan iki kızın elinde başka ünlülerle birlikteyken kayda alınmış kasetler bulunduğu gazetelerde yazılmıştı...

İki kişi önemliydi: Biri saygın bir üniversite öğretim üyesi, diğeri de ünlü bir köşe yazarı... Üniversite öğretim üyesinin adı nasıl olduysa bir gazeteye yansıdı, peki ünlü köşe yazarının kim olduğunu duyurdu mu gazeteler?

Perihan Mağden bu duruma şu satırlarla dikkat çekmişti: “(..) köşe yazarının ortaya çıkarılmamış olmasını, medyacı ağbilerin 'fuhuş dayanışmasına' bağlıyor ve olayı, esefle kınıyorum. / Kimdir bu 100 dolara uçkur çözen köşe yazarı? / Ve diğer isimler fâş edilirken hangi medyalamacılık dayanışlamasıyla, onun yüce varlığından ve ifşaatlarından yararlanamamaktayız? Peki kimmm olabilir ki yurdumuzu kaplayan yüz binlerce köşe yazarından bu bir adeti? Burda Hakkı beyin de başkalarının da muhakkak fikir yürütmesini rica ederek, bu muhteşem ismin karanlıkta kalmaması gerektiğinin, belki bu gizlilik andının Tamer Karadağlı'nın adalet anlayışını rencide edebilirliğinin altını çiziktirmek isterim. İsterler yani. İzan sahipleri.” (Radikal, 8 Ağustos 2004).

Daha yakın bir olayı da bir başka alıntı ile hatırlatayım: “Çok saygın olduğu düşünülen bir gazetecinin Sedat Peker’e ulaşmak için bir ‘Susurluk mensubunu’ araya koyup ‘Reis’le görüşmem lâzım’ dediğini, ancak ‘Ben öyle birini tanımıyorum’ yanıtını aldığını öğreniyoruz. / Aynı gazetecinin bir başka yolla Peker’e ulaştığını ve Peker’den ‘nemalandığı’ yolundaki telefon konuşmalarını duyuyoruz.” (Hürriyet, 5 Kasım 2004) Bu ‘çok saygın gazeteci’nin kim olduğunu öğrenebildik mi?

Afyon’daki ‘gazeteciler’ bu örnekleri akıllarına getirip “Ulusal medyanın yaptığını yapalım” sonucuna varmış olmasınlar? Ne dersiniz Oktay Bey?

İLGİLİ HABERLER