Medya
  • 30.3.2019 23:36

Peygamber Efendimiz ile Adem Aleyhisselamın karşılaşması

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ADEM ALEYHİSSELAM İLE KARŞILAŞMASI..
BİRİNCİ SEMA
Resûlüllah Efendimizin anlattığı Mübarek Miraç’ı nakletmeye devam edelim..
Bir rivayette, şöyle anlatıldı:

- Resûlüllah Sallallahü Aleyhi ve sellem efendimiz, Mescid-i Aksa’daki taştan Burak’a binip semaya yükseldi. Yerden semaya kadar olan mesafe, beş yüz yıllık yoldur. Her semanın kalınlığı beş yüz yıllık yoldur. Her iki semanın aralığı da beş yüz yıllık yoldur.
Resulüllah  ( Sallallâhü Teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz, bundan sonra, semalara ulaşmasını anlattı.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu;
- Birinci semaya eriştim. Cebrail birinci semanın kapısını vurup, “Aç!.” diye seslendi. 
O kapının adına, Bab-ı Hıfz. (Koruma kapısı.) derler. 
Kızıl yakuttan bir kapıdır. O kapının kilidi incidendir. 
İçeriden, o kapının bakıcısı olan İsmail; öyle bir ses çıkardı ki, öylesini hiç işitmedim:
- Bağırıp da: 
- Aç!. 
Diyen kimdir?. Dedi.. Cebrail ona cevap olarak:
- Cebrailim. 
Deyince, bu sefer: Ya yanındaki kimdir?.  Diye sordu. Cebrail:
- Muhammed’dir.(Sallalahü aleyhi ve sellem) Deyince, tekrar sordu:
- Ona peygamberlik verildi mi?. 
Onun sorusuna da, Cebrail:
- Evet, ona peygamberlik verildi. Deyince İsmail tekrar sordu:
- Buraya gelmesi için, taleb ve davet olundu mu?. 
Onun bu sorusuna da Cebrail şöyle cevap verdi:
- Evet, davet olundu. 
Bundan sonra, İsmail şöyle dedi:
-  Merhaba, hoş geldin; ne güzel bir gelici geldi. 
Ve., kapıyı açtı.
Bu semadan içeri girdiğim zaman, İsmail’i bir heybet içinde buldum. Nurdan bir kürsî üzerine oturmuştu. Önünde, sağında, solunda ve ardında kendisini yüz bin melek sarmış duruyordu. Her meleğin de ayrıca yüz bin tane askeri vardı. İsmail ve beraberinde olanlar şu tespihi okuyorlardı:
- Pek yüce sultan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim. Üstün ve büyük olan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim. Hiç bir şey, kendisinin benzeri olmayan zatı, noksan sıfatlardan tenzih ederim,
Ona selâm verdim; selâmımı aldı ve bana tazim eyledi. 
Bundan sonra, bir bölük melâike gördüm. Hepsi de, kıyamda huşu ile durmuşlardı. Şu tesbihi okuyorlardı:
- Noksan sıfatlardan tam manası ile temizdir. Mukaddes olmakta tam mukaddestir. Rabbımızdır. Meleklerin ve ruhun Rabbıdır.
Cebrail’e sordum:
- Bu meleklerin ibadeti bu mudur?. 
Şöyle anlattı:
Bunlar yaratılalıberi, böyledir, kıyamete kadar da böyle kıyamda duracaklardır. 
Yüce Hak’tan dile, Bu ibadeti (Kıyamı) ümmetine nasib eylesin.
Dua ettim; Yüce Hak, o ibadeti ümmetime nasib eyledi. 
Namazda bulunan kıyamınız odur.
Bundan başka, sudan ve rüzgârdan yaratılan melekler gördüm. Üzerlerine tevkil (Vekil edilen) edilen meleğin adına,  Raad derler
Bu melek, bulutlara ve yağmurlara müekkeldir. 
(Yani: Yağmuru yağdırmak ve bulutlan o yana çevirmek bunun görevidir.)  Onlar şu teşbihi okuyorlardı:
- Mülkün ve melekûtun sahibi Yüce Zat, tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.
Dünya semasında hiç boş yer kalmamıştı. 
Her dört parmak yerde bir melek, alnını secdeye koymuş Yüce Hakkı teşbih ve tehlil ediyordu.

Orada bir melek gördüm; insan suretinde idi. Belinden aşağısı ateş, yukarısı da kardı. 
Ateş kara yapışmıştı; aralarında hiç bir ayırıcı yoktu.. 
Böyle iken, ne ateş karı eritiyor; ne de kar ateşi söndürüyordu. 
O meleğin gözünden yaş akar; ağlar ve şu tesbihi okurdu:
- Ey ateşle karın arasını bulan; mümin kulların kalplerini de birleştir, aralarında ülfet (Dostluk, yakınlık kurmak, kaynaşmak) ihsan eyle.
Cebrail’e sordum:
- Bu melek kimdir ve neden ağlar?.  Diye., şöyle anlattı:
- Bu bir melektir. İsmine, Habib derler. Günah işleyen ümmetinizin günahlan için ağlar. Ümmetin için af ve mağfiret diler.

Bundan sonra, Âdem’i (Aleyhisselam) dünyada olduğu surette gördüm. Nurdan libaslar giymiş, nurdan taht üzerine oturmuştu.
Yüce Hak, ölenlerin ruhlarını ona arz ettiriyordu.  
O da mümin kulun ruhunu gördüğü zaman sevinip şöyle diyor;
- Temiz bedenden temiz ruh. 
Sonra  onun için;  af ve mağfiret diler,  dua ve rahmet dileği ile tazarru edip, yalvarır.
Bundan sonra, melekler o ruhu alıp yüceler yücesine götürürler. 
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Mutaffifin suresi 18- 21’nci arası ayetlerinde mealen şöyle buyuruldu:
- Gerçek şu ki: iyilerin kaydı illiyyindedir. Bilir misin nedir illiyyîn?..  O, Allah’a yakın olanların görüp durdukları, (ameller) kaydedilmiş bir defterdir.
Kâfirlerin ve münafıkların ruhları ona arz olunduğu zaman, üzülür şöyle der:
- Habis bedenden habis ruh.
Beddua eder. Bundan sonra melekler o ruhu alıp siccine götürürler.

 Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Mutaffifin suresi 7,8,9’uncu Ayetinde mealen şöyle buyuruldu: 
- Gerçek onların sandığı gibi değil; kötülerin kitabı siccindedir. Siccîn nedir, bilir misin?..  O (ameller), kaydedilmiş bir defterdir.
Cebrail’e sordum:
- Bu kimdir?. Diye., bana şöyle anlattı: Babanız Âdem’dir; ona selâm veriniz.
Ben de ileri varıp selâm verdim. Selâmımı tazimle aldı:
- Merhaba salih oğul, salih nebi. Senin gibi bir oğlu bana hibe eden Allah’a hamd olsun.
Böylece bana” hoş geldin etti.
 
Onun bu övgüsüne karşılık şöyle dedim:
- Bana, senin gibi bîr baba hibe eden Yüce Allah’a hamd olsun. 
Bundan sonra, tekrar Âdem ameyhisselam sena etti ve şöyle dedi:
- Allah’a hamd olsun. Sana bu şekilde büyük kerametlerle ikram eyledi. Seni neslimden getirdi. Yüce Hak, sana türlü nimetlerini ve ikramlarını artırıp daim ve baki kılsın.
Onun bu hamdine ve senasına karşılık ben de şöyle dedim:
- Celâl ve ikram sahibi Allah’a hamd olsun. Seni kudreti ile topraktan yarattı. Ve seni meleklerin omuzunda semaya taşıttı. Seni kıble edip bütün melekleri sana doğru secde ettirdi. Senin için, cenneti mubah eyledi.
Bunun üzerine Âdem aleyhisselam şöyle dedi:
- Anlattığın nimetlerin ihsanı bana olsa dahi, yine sen benden daha faziletlisin. Zira o kerametler ve nimetler sizin nurunuzun alnımda bulunması hürmetine ve o latif nuruna izaz(ağırlama) ve ikramdı.
Bundan sonra bana çok şeyler söyledi; en sonunda şöyle dedi:
- Benden itibaren, size nübüvvet gelinceye kadar, çocuklarımın binde biri cennete’ konuldu; dokuz yüz doksan dokuzu da cehenneme girdi. 
Ne zaman ki siz, âlemlere rahmet olarak resul gönderildiniz; senin ümmetinden binde biri cehenneme girdi. Dokuz yüz doksan dokuzuna cennet ikram olundu.

(NOT : Burada bahis edilen Ümmet-i Muhammed, bir Müslüman memleketinde yaşayanlar veya Müslüman bir ana babadan dünyaya gelenler değildir. Ümmet-i Muhammed; son nefeslerinde, “La ilahe illallah, Muhammedün Resûllullah” deme şerefine ererek iman ile şerefyab olan nasiblilerdir.)
Yüce Hak, ism-i şerifini senin ism-i şerifine eş kılıp henüz dünyaya gelmeden şerefini cümleye beyan edip açıkladı.
Âdem aleyhisselam şu tesbihi okuyordu:
- Yüceler yücesi zat sübhandır: Bol gani zat sübhandır. Allah’a hamd olsun, noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah-ü Teâlâ sübhandır; bağışlanmamı dilerim.
Gördüm ki, Adem’in Aleyhisselam sağ canibinde bir kapı var. 
Oradan güzel koku gelmektedir. Oraya bakar mesrur olur; güler. 
Sol yanında bir kapı daha var. 
Buraya da bakıp mahzun olur; ağlar.
 Cebrail’e sordum:
- Bu nasıl kapılardır?. 
Şöyle anlattı:
- Sağındaki kapı cennete açılır. Saidlerin ruhları oradan cennete gider. Sağ tarafına bakınca onları görüp şad olur. 
Solunda olan kapı cehenneme açılır. Şakilerin ruhları oradan cehenneme gider. Sol tarafına bakınca onları görüp mahzun olur.

***********    *******   ********  ******

Rabbım ruhlarımızı sağ kapıdan gidenlere dahil eylesin inşallah...
Sübhan olan Hak Teala; Adem Aleyhisselam’a ruhlarımızı temiz ve pak olarak yollasın. Hepimiz pak ruhlarımızla, Adem Aleyhisselam’ın duasına mashar olalım İnşallah..
Halk edildiği günden bu yana Ümet-i Muhammed için göz yaşı dökerek dua eden, “HABİB MELEK’ten Rabbim ilmi kadar razı olsun.

Habib Melek’in gözyaşları hürmetine Rabbım, bildiğimiz bilmediğimiz bütün günah ve kabahatlarımı af ve mağfiret etsin.
Rahman ve Rahim olan Yüce Zat, Ümmet-i Muhammed olmanın kıymetini bilmemizi, ve son nefeste Ümmet-i Muhammed olarak ölmemizi nasib etsin İnşallah ( AMİN)

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER