Gündem
  • 30.9.2019 07:33

Prof. Dr. Sofuoğlu’ndan Ehl-i Sünnet uyarısı

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’ndan Ehl-i Sünnet uyarısı: İslam’ı bitirmek istiyorlar

İngiliz Başbakanı Gladstone’nun, ‘Biz Kur’an’ı Türklerin elinden almazsak, onları yenemeyiz” sözünü hatırlatan Prof. Dr. Sofuoğlu, “Sünneti tartışmaya açarak çiğnemeye bir başladığınızda Kur’an’daki ayetleri de tartışmaya başlarsınız. Diyorlar ki ‘Sahabe yanlış hatırlıyor, yazmış olamaz mı?’ Peki aynı gerekçeyi alın ayete taşıyın! Bunlar Fatih’in karadan gemi yürüttüğüne de inanmazlar” diyor.

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’ndan Ehl-i Sünnet uyarısı: İslam’ı bitirmek istiyorlar

Yaşadığımız sorunlara yönelik yorum ve önerileriyle dikkat çeken bilim adamlarından olan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu ile tarihten günümüze önemli meseleleri konuştuk...

-Hocam, Osmanlı ve dinimiz İslam insanlığa nasıl bir medeniyet sundu?

1+1 mezarlara hapsolduk!

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var...” Birlikte aile kuramazsınız başka kimse olmazsa... İslam medeniyeti fedakarlık, yardımseverlik üzerine kurulu. Elindeki su bardağını içecekken yanındakine teklif et der bizim medeniyetimiz. Bireyci Batı medeniyetinde ise “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buna mecbur değilsin diyor. Batı’da en fazla karşılaşılan kurumlar tımarhaneler, huzur evleri ve intiharlar. Çünkü kimse kimseyi çekmiyor artık. Halbuki stresin en önemli ilacı yine bir insandır, arkadaştır. İnsanlar yalnızlaştığında mezarlardan biraz daha büyük mezarlar da ölene kadar yaşıyorlar. 1+1, 1+0 daireler var ya onlar açık mezarlardır. Batı bize sözde hümanizm, individualism yani birey olma bilinci, bana karışamazsın fikrini aşılıyor. Karışır canım, annem babam, arkadaşım tabii ki karışır. Batı’dan geldiği için bunları kabul ediyoruz, öldüğümüzden de kimsenin haberi olmuyor, koktuğumuz zaman anlaşılıyor!

Sünnet bahane, dertleri Ku’ran

-Ülkemizde Ehl-i Sünnet omurgaya karşı planlı bir saldırı var, amaç nedir?

1890’ların İngiliz Başbakanı Gladstone, İngiliz Parlamentosu’nda Kur’an-ı Kerim’i eline alıyor. Diyor ki: “Biz bunu Türklerin elinden almazsak, onları yenemeyiz.” Söylediği gerçekten çok doğru. Ehl-i Sünnet meselesine gelince; sünneti tartışmaya açarak çiğnemeye bir başladığınızda Kur’an-ı Kerim’deki ayetleri de tartışmaya başlarsınız. Diyorlar ki: “Sahabe, tabiin, tebe-i tabiin yanlış hatırlıyor olamaz mı? Yanlış yazmış olamaz mı?” Peki aynı gerekçeyi alın ayete taşıyın. Sahabe yanlış hatırlıyor olamaz mı, yanlış yazıyor olamaz mı? Bunlar Fatih’in karadan gemi yürüttüğüne de inanmıyorlar ki... Bir binanın sıvası gibi İslam’ı tutan da aslında farz vacip hükmünde olmayıp müstehap, mendup, mübah dediğimiz şeylerdir. Mesala teravihlerde artık saflar iyice azaldı. Böyle giderse yakında farz namazları da (ki bu tipler zaten kılmıyor) şart değil diye tartışmaya açarlar.

301 yıldır Batı’yı taklit ediyoruz

-İslam dünyasının en temel meselesi nedir hocam, bunu nasıl çözebilir?

En büyük sorun “aşağılık” duygusudur. İslam dünyası eskisi kadar zayıf değil. Batı da eskisi kadar güçlü değil. Lale Devri ile birlikte Batı’dan yenilik aldık muasır medeniyetin üzerine çıktık mı? O zaman birisi bizi feci derecede kandırıyor. 17 tane devlet kurduk, 301 senedir bir saati yapamıyoruz! Bir 301 sene daha gitse yine yapamayacağız. Çünkü Batı’dan teknolojiyi almıyoruz sadece hayat tarzını alıp çok da güzel uyguluyoruz. Batı’yı geçtiğiniz anlarda bile “siz geri geliyorsunuz” deniliyor. Haberler duyarsınız, dünyada ilan edilmiş 100 veya 500 üniversite arasında bir tane Türk üniversitesi yok. Bunlar çarktır, aynı kredi derecelendirme kuruşları gibi... Bu aşağılık duygusunun kesinlikle aşılması lazım.

Çocuğa her şeyi öğretin

-Peki gençlerimize kendi medeniyetimizi nasıl aktaracağız efendim?

Anne baba öncelikle hayatından dijitalleri en azından evde kontrol edecek. Telefon, sosyal medya, anne baba kullanmamalı. Çocuklarla planlı en az 1 saat veya yarım saat konuşulmalı. Kesinlikle dinimizi, geleneklerimizi öğretmemiz lazım. Burada Allah korkusu da olacak, sevgisi de olacak. İleriki yaşlarda asla öğretemeyiz. Yaşatmak da lazım, namaz kıldırmak, çocukları ona göre giydirmek. Çevresini de bizim örmemiz lazım. Yanlış kişilerle arkadaşlık yapmasına mani olmalıyız.

“Diyarbakır anneleri” teröre vurulmuş müthiş bir darbe!

-Diyarbakır annelerinin HDP önündeki eylemini nasıl buluyorsunuz? Halk bunu desteklemeli mi?

Birkaç yıl içerisinde görebileceğimiz en muhteşem bir harekettir bu. Orduların hareketleri kadar kıymetli. Meral Akşener, “Onun yeri bir partinin önü değildir” diyor. Bir parti diyor, HDP demiyor. Neden söylemiyorsun? Bu anneler buradan kalkınca HDP hedeften düşmüş olacak, senin HDP ile ortak bir paydan mı var? HDP üzerinden gittiklerini görenler var. Para kaybedilen yerde aranır. HDP üzerine nefret olacak. Bu nefreti neden yumuşatmaya çalışıyorsun? Muhteşem bir hamledir. Muhafazakarlar burada yarım ağızla konuşuyorlar. Cumartesi anneleri ne olacak? Burada terör örgütü kaçırmış, kendi rızaları ile gitmemişler. Orada terör örgütü üyeleri var, bunlar devletle savaşmaya gitmişler. Kulaklarından tutup sürüklenmişler, belki kimileri gönüllü gitmişlerdir. Biz annelerin beyanını alıyoruz. Devletle savaşan, çatışan kimilerinin adli sicilleri kabarık bunları nasıl aynı tutarsınız? Cumartesi anneleri ile bu anneleri nasıl bir tutarsınız? Ezik muhafazakarların dengesizliğini bir süre daha göreceğiz sanki.

Davutoğlu ve Babacan bir rüzgâr estiremedi

-Yeni süreçte Davutoğlu ve Babacan gibi isimlerin parti çalışmaları üzerinde düşünceleriniz nelerdir?

Kesinlikle başarılı olamayacaklar, şimdiye kadar olan süreçlerden de anlaşılıyor bu durum. Bunlar kendi ifadelerine göre tasfiye edildiler. Tasfiye edilen bir lider ise etrafında kalabalık oluşturur. Cumhurbaşkanımızda da durum öyleydi, Refah Partisi’nde Abdullah Gül genel başkan olamayınca küskünler denildi onlara. Onlar arasında öyle bir hane oluştu ki ilk seçimlerde iktidara geldi. Bu daha küskünler diye tanımlanan grup oluştuğunda belliydi zaten. Davutoğlu’na ve Babacan’a yönelik küçük hareketlenme bile yok insanlar tarafından. AK Parti sürecinde millet gönülden akmıştı. Biz öyle bir hareketlenme görmüyoruz. Gönüllerin aktığı bir lider Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ var. Eğer Cumhurbaşkanı olmasa AK Parti’nin mirası, belki pay edilebilir. Ama millet şu an Erdoğan çizgisinde. 50+1’e ulaşma hedefi olduğu için % 50+1’den “ne kadar kopartırız”ın mücadelesi içinde, bunların parti kurmalarını isteyenler. Meral Akşener de aynı şekilde % 10’u bile geçemedi. Bir il belediyesi bile alamadı. Akşener’den daha düşük oylar alacaklar.

AK Parti’deki liboşlar

-Sayın Sofuoğlu, bir röportajınızda, “AK Partili değilim, Erdoğan’ı seviyorum. Partideki bir sürü ahlaksız tipten nefret ediyorum ama Allah Erdoğan’ın yardımcısı olsun, bizi de yardımcı kılsın” diyorsunuz. Erdoğan parti içindeki sıkıntılı tipleri nasıl temizlemeli?

Bu zor bir süreç. AK Parti bir koalisyon, kendi içinde de bir koalisyon. Cumhurbaşkanı mecburen birçok ekip ile birçok kişi ile çalışmak zorundaydı. Bu zorunluluk belki hâlâ devam ediyor. Bir kişi hakkında karar verdiğinizde ona güvendiğinizde, güvencenizi sürekli tartışmaya açmamanız lazım. Ben acizane Cumhurbaşkanı’na güveniyorum. Cumhurbaşkanı ya da herhangi bir insan güvenleri boşa çıkartır mı? Çıkartır tabii ki. Kendimce sağlamasını da yapıyorum, bu adam güveni boşa çıkartacak iş yapmıyor. Tartışmalı şeyler oluyor, elinden ancak bu kadar geliyor. Türkiye’de birçok yapı ve grubu bir arada tutmak zorunda. Ayak sesleri yavaş yavaş duyulmaya başladı, Fırat’ın doğusuna belki biz savaşa gireceğiz. Cumhurbaşkanı ısrarla Türkiye İttifakı diyor. Türkiye’de hiçbir kimsenin ittifak dışında kalmasını da istemiyor. İsraf, lüks merakı aslında kendisi muhafazakar gelenekten gelmesine rağmen İslami sosyete gibi davranmaya çalışması, bunlar artık tartışılıyor ve kendileri de bunun farkında. Bir süre sonra bunlar tasfiye olacak. Zaman alacak ama çok uzun bir süre olmayacak.

FATMA GÜLŞEN KOÇA

 

İLGİLİ HABERLER