Gündem
  • 30.5.2004 01:08

SEZER'İN YÖK VETOSUNDA BÜYÜK ÇELİŞKİLER ORTAYA ÇIKTI

Necdet Sezer, "Lise mezunlarını üniversitelere yerleştirmek siyasi iradeye bırakılamayacak kadar önemlidir" derken, bürokratik ve ideolojik bir tercihi ön plana çıkarıyor.

*İmam Hatipler laikliğe ve Öğretim Birliği'ne aykırı değil.

*Katsayı diğer meslek liselerinin de önünü kesti. Düz lisede okuyan öğrenci sayısı% 90 artarken; İmam Hatip hariç meslek liselerinde okuyan öğrencilerin oranı sadece % 28 büyüdü.

Cumhurbaşkanı'nın vetosu, meslek liseleri camiasında tepki uyandırdı. Sezer'in, veto gerekçesinde, sadece bir tarafın görüşlerine yer vermesi ise, "tarafsızlığını bozduğu" biçiminde yorumlandı. Sezer, veto sebeblerini, çeşitli başlıklar altında topladı. Tercüman gazetesi, Cumhurbaşkanı'nın hatalı veya eksik bilgiden kaynaklanan değerlendirmelerini mercek altına alıyor.

Nitelik belirlenmedi

Sezer: 1'inci maddenin 3'üncü fıkrası, "hükûmet, YÖK'e, 5 üye seçer" derken, bu 5 üyenin hangi nitelikleri taşıyacağına ilişkin bir kurala yer vermemiştir.

Karşı görüş: Mevcut Yüksek Öğretim Kanunu'nda, Genelkurmay Başkanı'nca seçilen YÖK üyesinden söz edilirken de, nitelik belirtilmiyor. Sezer, bunu konu yapmadığına göre, demek askere, siyasetçiden daha fazla güveniyor.

YÖK'ün yetkisi sınırlandı

Sezer: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda, alan, bölüm, kol ve program tesbit edebilir ama, bunları "sözel", "sayısal" ve "eşit ağırlıklı" diye nitelendiremez. Böyle yaptığı takdirde, Anayasa'nın 130'uncu maddesinde teminat altına alınan Yüksek Öğretim Kurulu'nun yetkisine tecavüz etmiş olur. Yüksek öğretime giriş ilkelerini belirleme ve aynı alandaki yüksek öğrenim programlarını saptama yetkisi, bir orta öğretim etkinliği değildir. Okutacağı öğrenciyi, bilgi düzeyi ve yeteneklerine göre en uygun öğrenim birimine yerleştirmek, Anayasa ile Yüksek Öğretim Kurulu'na verilmiştir.

Karşı görüş: Veto'ya uğrayan tasarıda, öğrencilerin, hangi fakülteye gireceğini tespit eden gene YÖK olarak muhafaza ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığı, sadece, hangi dersleri okuyan talebenin, hangi alana gireceğinin kriterlerini belirliyor, "sayısal", "sözel" veya "eşit ağırlıkla" irtibatlı fakülteleri ise, Yüksek Öğretim Kurulu kararlaştırıyor. Bir başka anlatımla, "şu dersleri okuyan sözele girer" düzenlemesini Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor; "sözel alandan mezun olan kişinin, hangi fakülteye devam edeceği" kararını ise YÖK veriyor.

İmam Hatip özendiriliyor

Sezer: Katsayı düzenlemesinin esas amacı, gençlerin İmam Hatip Liseleri'ne yönlendirilmesinin özendirilmesidir. İmam Hatip mezunları, kendi alanları dışında bir yüksek öğretim programına girmeyi arzuladıkları zaman, aynı gruptaki genel liselerle eşit katsayıya tâbi olacaklardır. Katsayının eşitlenmesi, hiçbir meslekî eğitimi bulunmayan ve tek çıkışı yüksek öğretim görmek olan genel lise mezunlarına haksızlıktır.

Karşı görüş: Genel liselerde okuyanlar, "sözel", "sayısal" ve "eşit ağırlık" olmak üzere birini seçebiliyor; buna göre dilediği fakülteye girerken, okul başarı puanı zaten 0.8 katsayısı ile çarpılıyor. Meslek okullarında ise, özellikle İmam Hatip'te, üç alandan birini seçmek mümkün değil. İmam Hatip "sözel" alana giriyor ve başka alanlarla irtibatlı üniversite tercihinde, puanı daha düşük bir katsayı ile çarpılıyor.

Sezer: Meslekî teknik orta öğretimi bitirenler, kendi alanlarında bir yüksek öğretim programını seçtiklerinde, büyük avantaj sahibi bulunuyorlar. Ayrıca bunlar, bitirdikleri programın devamı niteliğinde Meslek Yüksek Okulları'na, ya da Açık Öğretim Fakülteleri'ne sınavsız gidebiliyorlar.

Karşı görüş: Meslek Yüksek Okulları 2 sene ve tıpkı Açık Öğretim Fakülteleri gibi çok düşük seviyede. Hatta buralara "Yüksek lise" adı veriliyor. Çoğu kere, 2 yıllık yüksek okullarda, üniversite öğretim üyeleri değil, liselerde eğitim verenler görevlendiriliyor. Buna mukabil, Sağlık Meslek Lisesi mezunu, Tıp Fakültesi'ne, Elektrik bölümü mezunu, mühendisliğe devam edemiyor. Etmek isterse, okul başarı puanı 0.3 ile çarpılıyor. "Sen işçisin, işçi kal" uygulaması geçerli.

Siyasal tercihe bırakılamaz

Sezer: Öğrenim çağındaki gençlerin, bilgi ve yeteneklerine göre, ülke ihtiyacı göz önünde bulundurularak, uygun alanlara yönlendirilmesi, Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınmasını derinden etkiler; bu durum, iktidarların siyasal tercih ve değerlendirilmelerine bırakılmayacak kadar önemlidir. Bilimsel değerlendirmeyi yüksek öğretim organları yapmalıdır.

Karşı görüş: Cumhurbaşkanı, "cumhur"un başkanı değil mi? Demokrasilerde siyasi iktidarların, halkın arzuları doğrultusunda düzenleme yapması gerekmez mi? Burada da Sezer, siyasetin karşısına bürokrasiyi çıkarıyor. Meslek lisesi mezunlarının, sınava girip, eşit bir yarışta kazandıkları takdirde, istedikleri üniversitelere gitmeleri, neden bilimsel değerlendirme olarak kabul görmüyor? 1999'da Eğitim Yönetmeliği değiştirilinceye kadar, düz liseler ile meslek liseleri eşit bir yarış sonucunda üniversiteye girebiliyordu. O zaman bilimsel değerlendirme yok muydu?

Laiklik çiğneniyor

Sezer: Anayasa'nın 24'üncü maddesinde, "Devletin, sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temeli kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamaz" deniliyor. Laiklik ilkesi gereği, kutsal din duyguları, devlet işlerine ve politikaya karıştırılamaz. Anayasa, laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan biçimde hak ve özgürlüklerin kullanılamayacağını da öngörüyor.

Karşı görüş: Sezer, Anayasa'nın 24'üncü maddesinin, en önemli bölümünü görmezden geliyor. 24'üncü maddeye göre, "din eğitim ve öğretimi, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir." Bu durumda, din eğitimi almak isteyenlerin önü açılmalıdır. Anne ve babalar çocuklarını imam olsun diye değil, dinini öğrensin diye İmam Hatip'e gönderiyor. Laiklik, dinini öğrenmek isteyeni engellemek değil, tam aksine, herkesi bu imkândan eşit şekilde yararlandırmaktır. Anayasa, hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın ancak kanun ile sınırlanabileceğini öngörüyor. Oysa, Milli Eğitim Temel Yasası'nın 32'nci maddesi "İmam Hatipler hem mesleğe, hem de yüksek öğrenime hazırlayan kuruluşlardır" demesine rağmen, 1999'da, sadece bir yönetmelik değiştirilmiş ve İmam Hatiplerin "kendi alanında yüksek öğrenime hazırlayacağı" kabul edilmiştir.

Kendi alanında eğitim görmeli

Sezer: Milli Eğitim Temel Yasası'nın 32'nci maddesi, İmam Hatip Liseleri'nin din hizmetlerinin yerine getirilmesiyle ilgili elemanları yetiştirmek üzere açıldığını belirtiyor. Bu kanunun gerekçesinde de, İmam Hatip okullarını bitirenlerin, kendi alanlarında yüksek öğrenime geçebilecekleri vurgulanıyor.

Karşı görüş: 1973 yılında, Meclis'e sevkedilen kanunun 32'nci maddesi, "İmam Hatip mezunlarının sadece kendi alanlarında yüksek öğrenime devam etmesini" öngörüyordu. Ama Meclis'te "kendi alanlarında devam" kısıtlaması kaldırıldı ve 32'nci madde, "İmam Hatip mezunları hem mesleğe, hem de yüksek öğrenime hazırlar" şeklini aldı. 12 Eylül döneminde ise, asker kökenli Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam, İmam Hatip mezunlarının sadece kendi alanlarındaki üniversitelere devam etmesi gerektiğini belirten bir rapor hazırladı. Bu rapor, 25 öğretim üyesinin katıldığı bir komisyonda ele alındı; Sağlam'ın teklifi reddedildi. Ayrıca, İmam Hatip mezunlarına tam denklik sağlandı. O güne kadar sosyal bilimlere devam eden okul mezunları, fen ve matematik branşlarına da girebildiler.

Öğretim Birliği'ne aykırı

Sezer: Bu düzenleme, Öğretim Birliği Yasası'na da aykırıdır.

Karşı görüş: Öğretim Birliği gereği, İmam Hatiplerin, öğretmenlerinden, ders müfredatına kadar her şey, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tesbit ediliyor. Buna mukabil, askerî liseler, tamamen Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı. Öğretim Birliği'ne uymayan İmam Hatipler değil, askerî liseler.

Meslek lisesine talep azalmadı

Sezer: Meslek lisesi öğrencilerinde değil, İmam Hatipler'de bir düşme meydana geldi. Zaten amaç, İmam Hatip Liseleri'ni yeniden çekici duruma getirerek, bu okulların öğrenci sayısını daha da arttırmaktır.

Karşı görüş: Cumhurbaşkanı sürekli İmam Hatiplere temas ediyor ve ideolojik bir yaklaşım sergiliyor. Oysa hükûmet, yasanın gerekçesinde, "İmam Hatip ayırımı yapmadan, amaçlarının bütün meslek liselerini bu haksızlıktan kurtarmak olduğunu" söyledi. Nedir bu İmam Hatip düşmanlığı? Eğer İmam Hatipler rejim karşıtı insanlar yetiştiriyorsa, bu okulları açan, büyüten daha önceki cumhurbaşkanları, başbakanlar, Milli Eğitim Bakanları, öğretmenler töhmet altında kalmıyor mu? Kaldı ki, Cumhurbaşkanı'nın verdiği rakamlar yanlıştır. 1998-1999 öğretim yılında, İmam Hatip Lisesi hariç, orta öğretimdeki toplam öğrencilerin % 62'si (1 milyon 297 bin 514) genel orta öğretime giderken, % 38'i (805 bin 903) meslekî ve teknik orta öğretime devam ediyordu. 2003 - 2004 öğretim yılında ise, orta öğretimdeki toplam öğrencilerin % 70'i (2 milyon 463 bin 923'ü) genel orta öğretime giderken, ancak, % 30'u (1 milyon 31 bin 992) meslekî ve teknik orta öğretimi tercih etti. Mutlak sayı artmış, ama genel lise talebesi daha hızla büyüdüğü için, meslek lisesinin düz liseye oranı % 30'a düşmüştür. Aynı dönemde genel orta öğretimde okuyan öğrenci sayısındaki artış % 90; İmam Hatip Liseleri hariç, meslekî ve teknik orta öğretimde öğrenci artış oranı ise sadece % 28. Demek, katsayı uygulaması yalnız İmam Hatiplerin değil, diğer meslek liselerinin de önünü kesiyor. TERCÜMAN

İLGİLİ HABERLER