Ekonomi
  • 13.9.2002 12:53

TÜSİAD BAŞKANI, POLİTİKACILARI BOMBALADI: SİYASET ÇAMUR İÇİNDE !..

KAYNAK : Haber Vitrini TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan, seçimin ertelenmesi girişimlerine sert tepki gösterdi. "Siyaset kurumunun bugünkünden daha da bulaşık bir çamurun içine çekmeye kimsenin hakkı yoktur" diyen Özilhan, Türkiye'nin bu kurum içinde üretilecek çözümlere ihtiyacı olduğunu belirtti. Sanayici ve İşadamları Platformu Mardin Başkanlar Kurulu toplantısının açılışında konuşan Özilhan, Türkiye'nin seçim atmosferine girmesiyle birlikte dikkatlerin ekonomiden uzaklaştığını, az da olsa ekonomiyle ilgili söz sarfedenlerin de bu çok kritik süreci yeterli duyarlılıkla değerlendirmediklerini söyledi. "İfadelerin en hafifi IMF ile yeniden pazarlığı gündeme getiriyor" diyen Özilhan, bu "hayali pazarlıkta" Türkiye'nin elinde hangi kozlar olduğunu anlamanın mümkün olmadığını kaydetti. Ekonominin içinde bulunduğu hassas durumun tümüyle aşılmadığını belirten Özilhan, bu nedenle geçmiş dönemde temel ilkeleri ortaya konulmuş olan programın titizlikle sürdürülmesi zorunluluğunun hala sürdüğünü ifade etti. Özilhan, "Uygulanan programın bir sonucu olarak ekonominin daha önceki bir döneme kıyasla, seçim ekonomisine duyarlılığının azaldığı doğrudur. Öte yandan mali piyasalardaki göreli istikrarı ve yılın ikinci çeyreğinde yakalanan çok hızlı büyümenin arkasında programın ciddi olumlu etkilerinin olduğu da açıktır" dedi. "SEÇİMİN ERTELENMESİ KAOS YARATABİLİR" Özilhan, son günlerde siyaset sahnesinde yaşanan çalkantıların mali piyasalardaki istikrarın bir gün içinde nasıl yerle bir edilebileceğini gösterdiğini vurgulayarak, "Hiç kuşkunuz olmasın `az zamanda çok ve büyük sarsıntılar' yaratma beceresine sahip siyasetçilerimiz büyümeyi hızlandıran olumlu beklentileri de elbirliğiyle bir gecede yerle bir edebilir. Örneğin seçimlerin ertelenmesi ekonomide böyle kaotik denebilecek sarsıntılar yaratacaktır" diye konuştu. Özilhan, seçimin ertelenmesine karşı çıkarak şöyle konuştu: "Daha düne kadar, seçimle ortaya çıkan siyasi belirsizliğin 2002 rakamları üzerindeki olumsuz etkisinin nispeten sınırlı kalarak dengelerde fazla bir değişiklik yaratmayacağını gönül rahatlığıyla söylüyorduk. Hatta seçim kararının alınmış olmasının mali piyasaları olumlu etkilediğini de gördük. Ancak, son yaşadığımız olaylar her türlü sürprize hazır olmamız gerektiğini bize gösteriyor ve tedirginliğimizi artırıyor. Endişemiz asıl 2003 üzerinde yoğunlaşıyor. 2003 içinde belirlenmiş olan büyüme, bütçe ve enflasyon hedefinden uzaklaşılması kamu kesimi reformunda gecikmeler ve program dışı uygulamalar önce kamu maliyesini, beraberinde resesyondan çıkışı beraberinde getirecektir. Bir kez daha ülkenin üretim potansiyeli kaybolacak 2003-2005 dönemi için arzuladığı yapısal dönüşümün gerçekleşmesi imkansız hale gelecektir." "SAĞDUYULU KİMSE KALMADI" Özilhan, ekonomi politikalarında çok hassas, esnek, etkin ve sağlam bir yönetim ihtiyacının daha da artığına dikkat çekerek, siyaset sahnesinde ülke çıkarları doğrultusunda sağduyu ile düşünebilen kimsenin kalmadığına inanmaya başladıkları bugünlerde, tek umutlarının ekonomi bürokrasinin piyasaları çok yakından izlemesi, doğru zamanlar ve doğru politika araçlarıyla ekonomiyi yönetmesi, 2003 yılında ödenecek faturayı kontrol altında tutmaya çalışması olduğunu söyledi. Çözümün siyaset içinde bulunacağından umutlarını kesmediklerini belirten Özilhan, bu nedenle tüm siyasi partileri muhatap alarak uyarılarını sürdüreceklerini kaydetti. Özilhan, AB'ye adaylık sürecinde gelinen aşamanın dikkate alınarak seçim sonrasında Türkiye ekonomisinin AB ekonomisiyle uyumlu hale getirilmesi çalışmalarına hız verilmesini istedi. Bu çerçevede kısa ve uzun vadeli ekonomi politikası önceliklerinin kesiştiği alanların kamu maliyesi ve para politikası olduğunu belirten Özilhan, "Kamu açıklarının ve borç stokunun kalıcı olarak azaltılması ve enflasyonun düşürülmesi, Türkiye'nin zaman kaybedemeyeceği iki politika önceliğidir. Enflasyon oranı kalıcı olarak düşürülürken, sürdürülebilir ve başarılı bir büyüme performansının yakalanması için çalışmaların hızlandırılması gerekir" diye konuştu. Tıpkı ekonomide oluğu gibi AB konusunda da izlenmesi gereken ulusal bir rotanın bulunduğuna dikkat çeken TÜSİAD Başkanı, AB üyeliğinin kısa süre içinde kendiliğinden gerçekleşeceği gibi bir yanılgıya düşülmemesi gerektiğini belirtti. AB dışında kalmış bir Türkiye'nin, yurttaşlarına istikrarlı ve yaşam düzeyi yüksek bir gelecek sunma olanağının zorlaşacağı gerçeğinin tüm siyasi partilerce görülmesi gerektiğini kaydeden Özilhan, "Türkiye'nin bu yönde ilerlemesini önleme çabaları, halkın yüzde 70'inin taleplerine ters düşmektedir. Seçim propagandaları malzeme yapma uğruna Türkiye'yi karanlığa sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur" dedi. "KIBRIS İÇİN BİLGİLENDİRME ATAĞI GEREKİYOR" Özilhan, Kıbrıs'taki gelişmelerin kendi başına Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinin önünde engel oluşturabilecek bir niteliğe ve güce sahip olduğunu kaydederek, Kıbrıs'ı Türkiye'nin geleceğini belirleyecek en önemli konulardan biri olarak gördüklerini dile getirdi. Özilhan, "Şimdi yapılması gereken AB ülkelerinde çok ciddi bir bilgilendirme atağı başlatarak çözümsüz bir Kıbrıs'ın AB-Türkiye ilişkilerinden başlayarak, Akdeniz'de, Avrupa'da ve hatta tüm dünyada istikrarsızlığı artıracağını anlatmaktır" dedi. Kıbrıs'taki Türk toplumuna Türkiye'nin kayıtsız kalmasının mümkün olmayacağını vurgulayan Özilhan, "Türkiye can ve mal güvenliklerini sağlamak amacıyla uğurlarına askeri harekat gerçekleştirdiği insanların iradelerini dikkate almak ve onlara rağmen hareket eden bir duruma düşmemek zorundadır. Çözüm konusunda esneklik gösterilmesini isteyenlerin hiçbiri, Kıbrıs Türk toplumunun ve Türkiye'nin asli çıkarlarıyla çatışan bir talebi dile getirmemektir. Esneklik teslimiyet demek değildir. Çözüm arayışı güçlü müzakereyi dışlamaz" "SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ PİŞKİNLİKLE SUNULUYOR" Özilhan, gerek kalıcı ekonomik istikrarın sağlanması gerek AB ile tam üyelik müzakerelerine geçilmesi, gerekse Kıbrıs sorunun çözülmesi konusunda "yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik" diye düşünülen çok kritik bir noktaya gelindiğini ifade etti. Güçlü, tutarlı, ne yaptığını bilen, dünya ile barışık bir hükümetin Türkiye'yi uçurabileceği bir noktada bulunulduğuna dikkat çeken Özilhan, "Böyle bir hükümete, bölgeyi baştan başa yangın yerine çevirebilecek bir Irak savaşı sırasında da şiddetle ihtiyacımız olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?" diye sordu. Özilhan, böyle bir tablo ortadayken, bu kadar çok sorun varken siyasetçilerin ne yaptıklarının merak edildiğini dile getirirken, siyasi parti liderlerini isim vermeden şöyle eleştirdi: "Seçim hesapları uğruna artık alıştığımız ama kabullenmediğimiz ve bu şekilde sürmesini istemediğimiz sorumsuzluk örneklerini bize büyük bir pişkinlikle sunmaya devam ediyorlar. Biri Türkiye'nin AB'ye bu kadar yaklaştığı bir noktada kendisini kurtarmak için Türkiye'yi yani çocuklarımızın geleceğini feda edebiliyor. Bir başkası hiçbir tutarlılık kaygısı olmadan birgün seçimden yana ertesi gün seçime karşı tavır alabiliyor. Bir diğeri iki ay içinde dahi olsa başbakan arzusunu gizlemeye çalışarak her değişen oyunda kendisine bir rol bulmaya çalışıyor. Her biri bir diğerinin oyununu bozmak için yeni oyunlar sergiliyor. Milletvekili seçilemeyenler çareyi seçimleri iptal ettirmekte buluyor. Seçmenin verdiği vekalete ihanet ederek bir partiden ötekine fütursuzca geçebiliyorlar. Kısacası ulusal meseleler etrafında değil, dar siyasi çıkarlar etrafında stratejiler kuruluyor. Bu stratejileri hayata geçirebilmek için hergün yeni oyunlar tezgahlanıyor. Bu ortamda asgari siyasi ahlakın yakınından bile geçemiyoruz." "SİYASİLERİN ÇOĞUNDA TEK BİR REFLEKS EGEMEN" Özilhan, seçmenin ibretle izlediği siyaset kurumunun Türk insanın istihdam, hayat standardı artışı, eğitim, sağlık, bilgi toplumu, hukuk devleti, AB'ye uyum gibi beklentilerine tercüman olabilecek bir yapı göstermediğini söyledi. Özilhan, siyasi aktörlerin çoğunluğuna tek bir refleksin egemen olduğunu, bu refleksin de "her ne pahasına olursa olsun konumunu kaybetmemek" ya da "bu konumu kaybetmemek" olarak değerlendirdi. Kamu görevi yapan herkesin, başta siyasi aktörler olmak üzere bütün davranışları ile topluma örnek olmaları, kararlarını verirken yalnızca kamu çıkarlarını gözetmeleri gereğine işaret eden Özilhan, "Konumunu koruma güdüsüyle hareket etmek de dahil olmak üzere, kişisel çıkarlar peşinde koşarak siyaset yapmak siyasi yozlaşmanın en temel göstergesidir" dedi. "SİYASET KURUMUNU ÇAMUR İÇİNE ÇEKMEYE KİMSENİN HAKKI YOK" Son yıllarda Türkiye'de siyaset kurumunun ciddi bir güven ve itibar kaybına uğradığının herkesçe bilindiğini vurgulayan Özilhan, seçmenin siyasal davranışını büyük ölçüde bu tarz siyasete duyulan tepkinin şekillendirdiğini söyledi. Özilhan, "Hal böyleyken, siyaset kurumunu bugünkünden daha da bulaşık bir çamurun içine çekmeye kimsenin hakkı yoktur. Ülkenin bu kuruma, bu kurumun içinde üretilecek çözümlere ihtiyacı vardır. İnanıyoruz ki sonuçları ne olursa olsun, sağlıklı bir seçim yapmış olmak bile siyaset kurumunun üzerindeki kir tabakasını bir ölçüde kaldıracaktır" diye konuştu. Özilhan, seçimin ve hükümet hesaplarının etrafında "binbir entrikanın çevrildiği bir ortamda" dile getirdikleri görüş ve düşüncelerin muhatabının olmadığınının düşünülebileceğini söyledi. Özilhan, TÜSİAD olarak bu görüşlerin her siyasi parti içinde sağduyulu muhataplarının bulacağına inanmaya devam ettiklerini, hiçbir siyasi partinin vatandaşın isteklerine rağmen siyaset yapamayacağını, yapmaya kalkanın da er veya geç siyaset sahnesinden silineceğini kaydetti. Özilhan, Siyaseti bu çamurdan yine sağduyulu, gerçekten kamu görevi yapan siyasetçinin arındıracağını sözlerine ekledi.

İLGİLİ HABERLER