“Muhsin kardeşimin eksikliği çok derin hissediliyor”
DERYA YETİM
ANKARA - Partisinin TBMM Grubu’nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının başında 4 yıl önce hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarak başladı. Yazıcıoğlu’nun eksikliğinin şu günlerde daha da fazla hissedildiğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, “Göksun ilçesi yakınlarında helikopterinin düşmesi sonucu kaybettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimi hasretle anıyorum. Türk siyasi hayatının inancıyla, dava adamlığıyla, üslubuyla, çilekeş, örnek şahsiyetlerinden birisi olan Muhsin kardeşimin eksikliği şu günlerde çok daha derin şekilde hissediliyor. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum” diye konuştu.
İSRAİL'İN ÖZRÜ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu özür, bu adımlar Mavi Marmara gemisindeki katledilen şehitlerimizi geri getirmeyecek, bu özür Filistin’de 10 yıllardır uygulanan insanlık dışı muameleyi telafi etmeyecek ancak şehitlerimizin hatırası için bu özrün son derece önemli olduğuna inanıyor, şehitlerin kanının böylece yerde kalmadığını vurgulamak istiyorum” dedi.
TBMM AK Parti Grubu’nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mavi Marmara gemisine yapılan İsrail saldırısının ardından yaşanan süreci hatırlattı. İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerinin normale dönmesi için araya çok sayıda ülke ve devlet adamının girdiğini de söyleyen Başbakan Erdoğan, “22 Mayıs 2010'de Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için, abluka altındaki Gazze’ye yardım malzemesini ulaştırmak gayesinde olan Mavi Marmara gemisi Türkiye’den yola çıktı. Bu insanların içinden 36 ayrı ülkeden insanlar vardı. 31 Mayıs’ta uluslararası sularda İsrail Devleti’nin güvenlik birimlerinin saldırısına uğradı ve 9 kişi burada şehit olmak suretiyle hayatını kaybetti. Arkadaşlarımız İsrail’e gittiler, yaralılarımızın hepsini ambulans uçakla alarak Türkiye’ye ulaştırdık. Olayı tam bir kararlılık içinde takip ettik. Mavi Marmara’ya yapılan saldırının ardından belki İsrail’in farklı hesapları vardı, belki bununda unutulacağını zannediyorlar, belki bununda üstünün örtüleceğini zannediyorlardı. İsrail bu sefer farklı bir yapıyla karşılaştı. Bu katliam karşısında biz susmadık. 3 şart yerine gelmediği sürece bu konuda bizden olumlu bir adımın beklenmemesi gerektiğini söyledik. Onlarında çok ileri gelenleri oldu, onları devreye soktular. Bir, özür, iki, tazminat, üç, Filistin’e ambargonun kaldırılması. Özür kelimesi yerine ‘üzüntü duyduk, üzüntü verici' kullansak olmaz mı dediler. Hayır, kesinlikle özür. Bu olmadığı taktirde olmaz. ‘Tazminatı kabul edelim, onda mutabıkız ama diğer ikisi olmasın’ dediler, olmaz dedik. ‘3’te 3 olacak’ dedik. 3 şart yerine getirilmediği taktirde İlişkilerin farklı bir noktaya gelmeyeceğini, iyileşme bir yana bunun değerlendirmeye dahi alınamayacağını uluslararası her platformda dile getirdik” diye konuştu.
Özür sürecinde Obama ve Netanyahu ile aralarında geçen telefon konuşması ve özür sürecini anlatan Başbakan Erdoğan, “İsrail’den ayrılırken Sayın Obama, Netanyahu ile birlikte beni telefonla aradılar, önce Netanyahu’nun sesini aldım, önce Sayın Obama’yı özledim, önce onun bir sesini alayım dedim, kendisi ile görüştük, ardından Netanyahu ile görüştük. Sonra tekrar Obama ile bu süreci bir teyit ettik. Obama’nın şahitliğinde bu görüşmeyi gerçekleştirerek bu işi bu şekilde bitirdik. Ardından Amerika açıklamasını yaptı, ardından İsrail açıklamasını yaptı, hepsi yazılı metinlerde, aynı zamanda telefon kayıtlarımızda, ardından biz açıklamamızı yaptık. Çünkü, eşeği sağlam kazığa bağlayacağız sonra Allah’a emanet edeceğiz. Netanyahu Mavi Marmara olayından dolayı Türkiye’den özür dilediğini, şehitlerin ailelerine tazminat ödenmesi konusunda hükümetine talimat verdiğini, Filistin’e ambargonun kaldırılması için çalışmaların başlatılacağını ifade ettim. Bende ülkem ve milletim ve şehitlerimiz adına bu özrü kabul ettiğimizi, tazminatı ve ambargonun kaldırılmasının takipçisi olacağımızı söyledim. İnşallah kısa bir zaman içinde Nisan ayı içinde olabilir, bir Filistin, Gazze, Batı Şeria’ya bir ziyaret ile birlikte kendilerinin de ifadesi ile buradaki ambargonun ne durmada olduğunu yerinde görme fırsatımız olur. TİKA ile orada yaptığımız hizmetler var, bunları artırarak devam edeceğiz. Gazze’nin yeniden imarı konusunda, yaşanan insani sorunların aşılması konusunda, Filistin sorunun arzu edilen şekilde çözülmesi noktasında Türkiye elinden gelen katkıyı yapmaya devam edecek. Bundan sonra bu telefon görüşmesiyle verilen sözlerin tutulup tutulmadığını, yeni uygulamalara bakmak suretiyle takip edeceğiz. Sürece göre Türkiye olarak tavrımızı belirleyecek, tutumumuzu netleştirecek, adımlarımızı ona göre atacağız. Bu özür, bu adımlar Mavi Marmara gemisindeki katledilen şehitlerimizi geri getirmeyecek, bu özür Filistin’de 10 yıllardır uygulanan insanlık dışı muameleyi telafi etmeyecek, şehitlerini geri getirmeyecek, ancak şehitlerimizin hatırası için bu özrün son derece önemli olduğuna inanıyor, şehitlerin kanının böylece yerde kalmadığını vurgulamak istiyorum” şeklinde konuştu.
BAHÇELİ'YE ELEŞTİRİ
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Bursa mitinginde 'Vur de vuralım, öl de ölelim' sloganlarına, 'Onun da zamanı gelecek' karşılığını veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye sert tepki gösterdi. Erdoğan, “MHP Genel Başkanı’nın kalabalığın gazına gelip, böyle sorumsuzca bir dil kullanması bir talihsizliktir. MHP Genel Başkanı’nın kullandığı bu dil, 1980 öncesinde öldürülen, 1980 sonrasında idam edilen gençlerin hatıralarına açık şekilde saygısızlıktır” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de AK Parti Grubu’nda yaptığı konuşmada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Bursa mitingindeki konuşmalarına değindi. Türkiye’nin huzura doğru ilerlemesinden MHP’nin son derece rahatsız olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, “Kalabalıktan bir grup bir slogan atıyor, ‘vur de vuralım, öl de ölelim’ Bu genel başkan da çıkıyor son derece sorumsuz bir şekilde ‘merak etmeyin onunda zamanı gelecek’ diyor. Bir siyasi sorumluluk taşıyan insana böyle bir ifade yakışır mı? ‘Senin teröristin kötü, benim teröristim iyi’ mantığıdır bu mantık. Kime vuruyorsun, kimi vuruyorsun? ‘Zamanı gelecek’ dediğin zaman bununla neyi ifade ediyorsun? Bu ülkenin karşılıklı bir öz güvene, karşılıklı bir dayanışmaya, huzur içinde, barış içinde yaşamaya ihtiyacı varken, sen ‘vurmanın da öldürmenin de zamanı gelecek’ diye böyle bir ifadeyi kullanıyorsun. Geçmişte, daha önceki mensubu olduğum partide bu tür sloganlar atan oldu, bende ‘bizim kitabımızda ne vurmak ne öldürmek yok’ der ön keserdim. Çünkü biz vurmaya, öldürmeye değil, biz hayat vermeye geldik. Bizim anlayışımız bu. AK Parti olarak ne gençlik kollarımız ki, gençlik kollarımızın üye sayısı 2 milyon civarındadır, biz onlara hiçbir zaman teröre çanak tutacak bir mesaj vermedik” diye konuştu.
Açıklamayı talihsizlik olarak nitelendiren Erdoğan, “MHP Genel Başkanı’nın kalabalığın gazına gelip, böyle sorumsuzca bir dil kullanması bir talihsizliktir. MHP Genel Başkanı’nın kullandığı bu dil, 1980 öncesinde öldürülen, 1980 sonrasında idam edilen gençlerin hatıralarına açık şekilde saygısızlıktır. Bu dil, bu tavır, bu siyaset Türkiye’nin ve milletimizin asla hayrına değildir. Kışkırtan, tahrik eden, ayrıştıran bir dil Türkiye’ye hizmet etmez, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne hizmet etmez. MHP Genel Başkanı çatışmadan beslenen, öfkenin, nefretin, kırıp dökmenin, bölüp parçalamanın dilinden beslenen bir siyaset izliyor. MHP Genel Başkanı yaşatmanın değil, ölmenin ve öldürmenin istismarından beslenen bir dil kullanıyor. Bunun sebebi çok açık, bu ülkede terör biterse MHP’yi istismar alanı kalmayacaktır. Bu ülkede acılar sona ererse MHP’ye kullanacak dil kalmayacak. Ay yıldızlı bayrağa sarılı şehit cenazeleri gelmezse MHP’ye slogan atma zemini kalmayacak. Bunu bildikleri için, altlarındaki zemin hızla kaydığı için, Türkiye huzura doğru ilerlediği için MHP son derece huzursuz” şeklinde konuştu.