Ankara'da bir şeyler dönüyor...
Hükümet tezkeresinin Meclis tarafından 1 Mart'ta geri çevrilmesinden bu yana Ankara'daki diplomatik gelişmeler neredeyse tamamen yeraltına çekilmiş durumda. Bir hafta öncesine dek gerekli gereksiz birçok ayrıntısı yarım saat içinde medyaya aktarılan görüşmelerden artık dışarı su sızmıyor. Yetkililere sorduğunuzda, 'Müzakere yok, tamamlandı, ondan duymuyorsunuz' diyorlar. Genelkurmay Başkanlığı, İskenderun Liman'ına her gün yeni yük boşaltan ve bunları hızla Irak sınırına sevk eden Amerikan birliklerinin faaliyetinin bütünüyle 'üs modernizasyonu' konusundaki birinci tezkerenin kapsamında yürüdüğünü açıklıyor.
Öte yandan alttan alta bazı gelişmeler saptanıyor. Örneğin Dışişleri kaynakları, Türk askerinin Irak'a girişi ve Iraklı Kürt grupların muhtemel rolü konusunda ilerleme sağlandığını söylüyor. Diplomatik ilişkilerde
gelişme, bitkilerin güneşten enerji alıp gelişmesi gibi olmaz ki... Demek ki birileri birileriyle konuşuyor, anlaşıyor.
Bu gizliliğin ilk işaretleri aslında tezkerenin reddi ardından ABD Ankara Büyükelçiliği'nin medyaya adeta kapanması oldu. Daha önce neredeyse her gün, bazı günler birden fazla defa Dışişleri'ne giden Büyükelçi Robert Pearson, artık Washington'dan gelen konuklara eşlik etmek dışında Dışişleri'ne gitmiyor, çıkışlarında demeç vermiyor. Hatta, Ankara'yı ziyaret eden ABD Kongre heyeti başkanı Robert Wexler'ın önceki akşam Esenboğa'ya gelişinde kameralara hitap etmesini kibarca engellediğine tanık olduk. ABD Büyükelçiliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün hükümetin tezkeresine destek vermesine bile tepki göztermedi, bunu Washington'a bıraktı. Böyle kritik günlerde ABD Büyükelçisi'nin, Türk muhatabı Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüşmemesi düşünülemez bile. Demek ki, kamuoyu önünde görüşmek ve Meclis'i etkileyecek
spekülasyonlara yol açmak istemiyorlar.
Askeri diplomasi mi?
Diplomasi muhabirimiz Deniz Zeyrek ''Ciddi bir trafik olduğunu seziyoruz, ama gizli tutuyorlar'' diyor. Bu saptama doğru. Çünkü diplomasinin ağırlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay'a kaymış bulunuyor. Gizli kalabilmesinin sırrı da belki burada.
Geçtiğimiz hafta boyunca Başbakanlık-Genelkurmay ekseninde (Dışişleri destekli) hummalı bir faaliyet yürüdüğü, Özkök'ün açıklamasının da bu sürecin bir parçası olduğu yolunda bilgiler alınıyor. Dün siyaset muhabirimiz Ayfer Selamoğlu'na konuşan Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, yoğun ABD askeri hazırlıklarını kast ederek, ''Birinci tezkere kapsamında yapılıyor. Askere güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz?'' diye soruyor. Şahin'in, Irak'tan muhtemel göç ve insani yardım faaliyetinin koordinasyonundan sorumlu olduğu için, askeri ve diplomatik yetkililerle temas içinde olması beklenebilir. Sözlerinden ise birbirinden ayrı yönde iki sonuca ulaşmak mümkün: Ya Şahin bütün sürece ayrıntısıyla hâkim, süreç sonuçlanmış durumda ve bu nedenle ''ABD ile işbirliği devletin tüm kurumlarının ortak kararı. Tezkere gelir ve geçer'' diyebiliyor. Ya da askeri diplomasinin ayrıntılarını olmasa da ana hatlarını biliyor ve askere tam güven sergiliyor.
Şahin'in bir başka önemli cümlesi de, ''Irak'a komşu olmasak Birleşmiş Milletler kararını beklerdik (Kendimizi ona tabi kılardık)'' cümlesi. Ne değişti de daha birkaç gün önce devletin en üst isminin, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ağzından 'ululuslararası meşruiyet ve oydaşma',
'yeni bir BM kararı' arayışında olan Ankara, şimdi BM kararını listede alt sıralara itiyor. Üstelik anamuhalefet CHP lideri Deniz Baykal ''BM'den karar çıksa da ret vereceğiz'' derken dolaylı yoldan BM kararını ikincil plana itmiş olmuyor mu? Genelkurmay Başkanı Özkök'ün açıklamasında bu konuya tek cümleyle değinilmemiş olması rastlantı mı?
Acaba Türkiye'nin kendisini BM kararıyla bağlamaması karşılığında Kuzey Irak'ta yeni siyasi ve askeri kazanımları mı söz konusu? Iraklı Kürtler bunu sezdiği için mi, bunu açığa çıkarmak için mi Türkiye'ye karşı ağır riskler alarak seslerini yükseltiyor?
Soruları çoğaltmak mümkün.
Yanıtları çok yakında...
(Murat Yetkin/ Radikal)
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:30