Yaşam
  • 21.5.2003 12:28

AHMET KAYA'NIN, CAN DÜNDAR'I VURULMAKTAN KURTARDIĞI ORTAYA ÇIKTI...

Yıllar önce türkiye'de sembol olmuş isimlerin hayat hikayelerini ''aynalar'' dizisi ile belgeselleştiren ve televizyonda yayınlayan Can Dündar, İbrahim Tatlıses'in de belgeselini yapar. Fakat Tatlıses, bu belgesele katkıda bulunmaz. Ortaya çıkan sonuçtan da mutlu olmaz. Birileri devreye girer ve Can Dündar'ın infazlanması kararlaştırılır. Fakat araya ikisinin de yakın dostu Ahmet Kaya girer... Ahmet Kaya şarkıları –sevenleri hariç- yeniden dinlemeye, radyo tv’lerde yayınlanmaya başladı. Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinden beri Ahmet Kaya dinlemek yine sakıncalı olmuştu. Sonra... Sonrasını herkes biliyor. Ancak bu dönemiin delinmesinde bir kitap öncülük etti. Şarkılarının manifestosuyla yaşayan Ahmet Kaya’nın hayatını anlatan bir kitap uzun zamandır gündemde. Bir tabunun , bir yasağın yıkılışının anıtı gibi kitapçıların raflarında duruyor. ‘’Ahmet Kaya Başım Belada’’ kitabının yazarı meslektaşımız Ferzende Kaya ile kitap üzerine bir söyleşi yaptık. Ferzende Kaya ile kitabının çıktığı yayınevine ait Ağaç Kitabevi’nde buluştuk. Ferzende Kaya, protest müziğin öncüsü Ahmet Kaya hakkında kitabına bile koymadığı bazı gerçekleri anlattı. ''AHMET KAYA BAŞIM BELADA'' KİTABININ YAZARI FERZENDE KAYA Bugün birçok insan merak ediyor; soyadı benzerliğinden Ferzende Kaya’nın Ahmet Kaya ile akrabalığı var mı ? Akrabalık yok tanışıklık var. Öncelikle hayranıyım. Müzik yazarlığı yaptığım yıllarda Ahmat Kaya ile tanıştım. Aramızda gazeteci – sanatçı ilişkisi vardı. “Ahmet Kaya -Başım Belada” kitabı daha önce çıkamaz mıydı ? Ahmet Kaya yaşarken ? Genelde insanlar yaşarken merak edilmezler. Kendileri yaptıkları ortadadır. Gittikleri yerlerde, çıktıkları programlarda, kulislerde, ropörtajlarda hep soruları cevaplarlar hep göz önündederiler. Böyle bir kitabı gerek kalmaz. Ama yaşarkende yazılabilir. Starlar topluma mal olmuş şahıslardır. Yaşarken kitaplaşmak istemezler. Ama mesela şu anda yaşayan 5 starın portrelerini yazıyorum. “Esmer Starlar” başlığı altında... Bunlar Kürt kökenli starlar... Ahmet Kaya’nın hayatını yazarken kullandığınız teknik okuyanı anlatılan sahnelerin içine götürmüyor. O anın duygularını da yaşatıyor. Bu teknik Yaşar Kemal’lerin bir dönem kullandığı bir tekniği aklıma getirdi. Bu tekniği özellikle mi seçtiniz yoksa bu yazı mı bunu gerektirdi ? Biraz Ahmet Kaya belgeseli oldu. Gazeteci olarak yaklaştım. Ahmet Kaya fenomenini ne doğurdu, nasıl şartlar onu yoğurdu ? Nasıl bir dayı, nasıl bin amcaya sahipti? Nasıl bir mahallede büyüdü ? Nasıl işlerde çalıştı ? Bütün bu unsurlar bize Ahmet Kaya efsanesini gösteriyor. Arşivlere girip tek düze bir çalışma yapmak istemedim. Ahmet Kaya’yı yaşayanlara görüşmek onlardan öğrenmeyi bu yaşam hikayesini öğrenmeyi seçtim. Küçüklüğün, yaşayanlara, gençliğini yaşayanlara, ilk eşine ve kızına ulaştam. Şimdi mesela; insanın hayata bakışı onu herşeyinin yansımasıdır. Yazış şeklim yazılarımda ropörtajlarımda görülüyor. Ahmet Kaya’yı yazmak istiyorsak bunun için bir neden varsa o neden yazış şeklimde de var. Yazım için çok özel bir çaba harcamadım. Tabiiki bilinmeliki yazım tercihim şu ana kadar mesleki deneyimlerimim bir ürünüdür. Sürekli Kuzey Irak, Güney doğu ve savaş alanlarında görev yaptım. Adı konulmamış bir savaşın muhabirliğini yaptım. Oralarda gözleme dayalı yazı yazıyorsunuz. Bir süre sonra, çatışma çıktı, ’’27 kişi öldü’’ demeniz yeterli olmuyor. Artık bunlar olağanlaşır. Veriler insanı etkilemez olur. O zaman sokaktaki insana yönelmeniz onunu iç dünyasını sıkıntılarını anlatmanız gerekiyor. Yazılarımda seminerlerde mesleki yazılarımda bunu anlatma yoluna gittim. Tabii klasik bir soru ama Ahmet Kaya kitabı gündemimiz olunca, sormak gerekiyor. Tepki almaktan Korkmadınız mı ? Kitabı yazmaya başladığımda Ahmet Kaya bir tabuydu. ‘Herhalde tepki alırım’ diye bekledimde. Kitaptan sonra Türkiye’deki medyada iş bulmamın zor olacağını düşündüm. Ama Ahmet Kaya’nın acı dramı, hazin sonu, maruz kaldığı haksızlıklar linç girşimi; ona bu sonu hazırlayanların hafızalarında canlandı. Onu bu hale sokanların vicdanı sızlamıştı ki hiç beklemedeğim; o olumsuz tepkiler yerine olumlu tepkiler aldım. Üstelik hiç beklemediğim kişilerden. Bugünlerde Ahmet Kaya’yı yeniden bir keşfediş var. Bu süreçte kitabınızın bir payı oldu. Kitap süreci tetikledi. Alıp okuyunca medyada çıkan yazılar ve yorumlar oldu. Ahmet Kaya’yı yalnızlığa mahkum edenler ne yaptıklarını yavaş yavaş anladılar. İnsanlar çok önemli bir değeri kaybettiklerini anladılar. Bir şekilde günah çıkartmaya başladılar. Bu yolla vicdanlarını rahatlamayı amaçlıyorlar. Kitabın önsüzünde Gülten Kaya’nın yer almadığını söylemişsiniz. Peki kitap çalışmasında neden yer almadı ? Gülten Kaya kitabın yazım sürecinde dolaylı olarak yer aldı. Kitabın bütün aşamalarından haberdardı. Basılmadan önce okuyan bir kaç kişiden biriydi. Kitabı basılmadan önce ben, yayınevi editörleri ve bir de Gülten Kaya gördü. Fotoğraf katkılarında bulundu. Yalnız anılarını paylaşmak istemedi. Kendisi Ahmet Kaya ile ilgili anılarını yazmak istiyormuş. Tabii saygı duyulacak bir durum. Benim kitabımda dolaylıda olsa yer aldı. Gazetecilerle arası pek iyi değildi. Can Dündar, Nebil Özgentürk gibi birkaç isimle görüşüyordu sadece. Neden? Ahmet Kaya medyayla sürekli kavgalıydı, bu kavgasının nedeni de, medyanın istediği gibi bir etik anlayışına sahip olmamasıydı. Onlara ters gidiyor, söylediklerini kaale almıyor, istedikleri gibi veriler vermiyordu. Can Dündar ve Nebil Özgentürk gibi isimlerde, mevcutlardan farklı gazetecilik yapan insanlar. Ahmet Kaya olgusunu anlamaya dönük çabaları olan insanlar. Bu yüzden onları seviyordu. Hatta şöyle bir olay yaşanmıştı. Can Dündar'ın Show Tv'deki Aynalar belgeseli, yoğun ilgi görüyordu. Dündar, İbrahim Tatlıses'in de portresini yapmak istemişti. Bu konuyla çok uğraşmış, ancak Tatlıses'i ikna edememişti. Ahmet Kaya'yı da araya koymuştu. Sonunda olmadı, ama Can Dündar buna rağmen, bir İbrahim Tatlıses portresi yapmıştı. Portre yayınlanınca, birileri çok kızmış ve Can'ı, vurdurtarak uyarmak istemişti. Ahmet Kaya araya girdi ve Can Dündar'ı uyardı, diğer tarafı da yatıştırdı. Ahmet Kaya olmasaydı, Can'da o piyasanın kurallarına göre uyarılacaktı sanırım. Önsözde, herkesin bir Ahmet Kaya’sı olduğunu yazmışsınız. Kafanızdaki Ahmet Kaya, kitabı yazdıktan sonra değişti mi? Ben yola çıkarken kafamda saklı bir Ahmet Kaya vardı. Saf, temiz kalpli, Anadolu çocuğu, delikanlı, feodal taraflı olan İstanbul’a gelmiş; bir şekilde sol hareketlerin içinde yer almış; yorulmuş acıları olan; hüzün dolu bir öykü bekliyordum. Ama buna rağmen başarı dolu. Bunu eklemek isterim, 43 yıl gibi kısa bir ömre, inanılmaz hızlı bir yaşamı sığdırmış. Eserleriyle verimli, tutarsızlıklarla dolu. Aynı zamanda kendi içinde çok sağlam bir duruş. İnsanlara ve hayata önyargısız yaklaşan bir insan. Çocukluğundan başlayarak, bir hayatı sorgulama süreci. Örneğin çok hayran olduğu Ruhi Su ile karşılaşınca atışması... Ahmet Kaya bir çok kesime hitap ediyordu. Türkiye’de bu kadar etkisi geniş insanlara rastlamak zordur. Ahmet Kaya bir konuda duruş belirlemesi 10 sanatçının bir araya gelip koyduğu tavırdan daha etkiliydi. O tek başına birçok sanatçının kitlesine hitap ediyordu. Duruşu çok sağlam inançlı bir adamdı. O gece tam olarak ne oldu? Şimdi biliyorsunuz, bir kameraman bir muhabir elde ettiği görüntüyü bir elekten geçirir. Görüntüler montajlanarak sunulur, fotoğraflar seçilerek yayınlanır. O gecenin görüntüleride, Ahmet Kaya’yı linç etmek isteyenlerin emri üzerine, şekillendirilip, montajlandı. Magazin Gazetecileri gecesinde sanki bir çok sanatçı Ahmet Kaya’ya tavır almış gibi gösterildi. Aslında bir çok kişi kendisine destek çıktı. Bunu kameralar göstermedi. Gazeteler yazmadı. Sanki orada bulunan herkes ona karşı çıkmış gibi gösterildi. O gece seçilmişti. Oradaki sanatçıların sanki hepsi Ahmet Kaya’ya tavır almış gibi gösterilerek, o sanatçıların hayran kitlelerininde tavır alınması sağlandı. Yayınevi seçimi nasıl oldu ? Yayınevi editörleri arkadaşlarımdı. Birde Yusuf Hayaloğlu’nun da aynı yayınevinden kitabı çıkacaktı. Yusuf Hayaloğlu kitabıma editörlük yaptı... Bir de insanlar hep ikisini birarada görmüşlerdi, Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu. Arkadaşlar kitaplarında bir bütünlük oluşturabileceğini söylediler. Teknik şatlarda anlaşılınca bende onay verdim. Kitap 10. baskıyı yaptı böyle bir ilgi bekliyor muydunuz ? Ben bu ilgiyi bekliyordum. Yayınevi editörlerinin tespit ettiğine göre kitap 2 ayrı matbaada yüz bine yakında korsan olarak basılmış. Çok korsan kitap satıldı. Bu ilgiyi Ahmet Kaya’nın gücüne bağlıyorum ben. Örneğin imza günlerine Ahmet Kaya hayranı polisler geldi. Kendilerinin onu sevdiğin söylediler. Kitap imzalattılar. Ülkücülerde geldi. Kitap imzalattı. Toplumlarda bazen insanlar ideolojiler üstü olur. Ahmet Kaya genel olarak solcuydu, üst başlığı soldu. Ama aynı zamanda türban yasağına karşı çıkanda bir insandı. Cumartesi annelerine de destek verirdi. Televizyonda onların coplandığını görünce çocuklar gibi ağlardı. Ahmet Kaya bir duruştu. Hayata karşı itirazı olanların bir duruşuydu. Anadolu’nun bir itirazıydı. Bu ülkedeki kötü gidişata itirazı olan herkesin sesiydi. Sol ile atışıyordu sürekli... Bu atışmanın arka planında ne vardı? Ahmet Kaya Türkiye solunu aşan bir bakış açısına sahipti. Çok geniş bir pencereden görüyordu hayatı. Türkiye’deki çok renkliliği görebilmiş ve bunu sindirebilmiş bir adamdı. Türkiye solu yıllar sonra, Anadolu solu gibi ucube bir kavramı tartışmaya başladı, halbuki Ahmet Kaya, müziğiyle, duruşuyla, yıllar önce Anadolu’yu fethetmiş bir solcuydu zaten. Ahmet Kaya öldükten sonra sol radyolarda tam anlamıyla suskunluk yaşandı. Sol radyolar çalmadı. İlk Radyo 7 çalmaya başladı. Kitap yayınlandıktan sonra gerçekten güzel eleştiriler aldım. Ancak sol bir gazetenin yayın yönetmeni bana ’’Ya senin başka yapacak bir işin yok muydu ? Yazacak başka bir konu bulamadın mı?’’ diye tepki gösterdi. İşte sol böyle bakıyor Ahmet Kaya’ya Hangi gazete desem cevap alabilir miyim ? Kaç tane sol gazete var? Ahmet Kaya’nın ölümünün arndından toplumda yayılan ve insaların aralarında konuştukları bir konu var ; ‘’Ahmet Kaya ölmedi’’. Bu konuda ne diyeceksiniz ? Bu olay şöyle başladı. İlk önce kötü niyetli bir dedikoduydu. Ahmet Kaya’nın ölmediği baskılardan kaçmak için bu yolu seçtiği söylendi. Bu dedikodu, daha sonra Ahmet Kaya’yı sevenlere, öldüğüne inanmamak istemeyenlere ulaştı ve onlarda inandı. Bu söz yayıldı ve sonunda sevenleri buna inanmaya başladı. Bir efsane doğdu. İnsanlar bana soruyor; “ölmedi o değil mi”, “nerede...” Bu soruyu sorup buna cevap alıp rahatlamak isteyenler var. Bu kadar etkili oluşu insanların onu çok sevmesi yüzündendi. Yılmaz Güney öldükten sonra da böyle bir söz yayıldı. Hatta onun Tokat’ta bir Tekel bayi işlettiğini bile söylüyorlardı. Türkiye’de mutlu azınlık var. Bunlar insanların ne dinleyeceğini nasıl yaşayacağını belirliyor. Onların karullarına göre yaşarsanız size verilen vizeye göre hareket ederseniz var olabilirsiniz. Ahmet Kaya bu mutlu azınlığı rahatsız ediyor onların vizesine ihtiyaç duymuyordu. Başkaları gibi mutlu azınlığın vizelerine ihtiyaç duymuyordu. Bu vizeyle yaşayan ve kendi kültürünü kimliğini bastıranlar, geceleri yataklarına yattıkları zaman vicdan azabı çekiyorlar. Mutlu azınlığın belirlediği kişiler dinlenip kabul ediliyor. Eğer Ahmet Kaya gibi biri çıkış yaparsa onu yok etmek için bu mutlu azınlık elinden geleni yapar. Bunları yeni yeni tartışmaya başladık. Geçenlerde Milliyet Gazetesi köşe yazarı Ahmet Salih yazdı; Kırmızı Türkler dedi. Evet, bunlar Kırmızı Türkler. Bir de bu Kırmızı Türk kimliğinin arkasına saklanan çeteler var. Kürt kökenli, sol kökenli müzisyenleri, şöhret olanları, “Seni PKK’lı Gösteririz” , “Seni mahvederiz” diyerek sürekli tehdit ediyorlar. Ahmet Kaya üzerine yazılacak bir şeyler daha var mı ? Ahmet Kaya üziren yazılacaklar bitmedi. Ahmet Kaya kitlesinin üzerin ciddi sosyolojik çalışmalar yapılması gerek. Tarih boyutu var. Yakın tarihçileri ilgilendiriyor. Yine incelenecek olan müziği var. Müzikologları ilgilendiriyor. Bütün bunlar üzerine çok sayıda araştırma yapılmalı. (Habertürk) Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:01

İLGİLİ HABERLER