Gündem
  • 17.2.2009 11:25

"AK PARTİ YÜZDE 50 OY ALABİLİR"

Türkiye, 29 Mart günü yapılacak yerel seçimlere odaklandı. Partiler propaganda çalışmalarına hız verirken, adaylar da seçim bölgelerinde yaptıkları çeşitli çalışmalarla oylarını arttırma çabasında. Yerel seçim gündeminin önemli noktalarından birisi de, seçmen tercihlerinde önemli etkiye sahip kamuoyu araştırmaları. Kimilerine göre kamuoyu tercihini denekler üzerinden ölçen anketler manipüle ediliyor, kimilerine göre anketler seçmen tercihlerini seçimden önce görmenin tek yolu. Seçim süreci iyiden iyiye ısınırken, seçmen tercihlerini, anketleri ve seçim öncesinde oluşan siyasi tabloyu, saygın kamuoyu araştırma şirketlerinden Genar'ın deneyimli Genel Müdür Mustafa Şen ile konuştuk. İşte, Erdoğan'ın Davos çıkışının AK Parti oylarına etkisinden, Türkiye'nin muhalefet sorununa, anketlerin güvenilirliğinden, seçmenin Ergenekon algısına ve krizin seçmen tercihlerine etkisinden seçimin muhtemel sonuçlarına kadar, Mustafa Şen'in sorularımıza verdiği yanıtlar.

'ANKETLER SEÇMEN TERCİHİNE CİDDİ ETKİDE BULUNUYOR'

Analitik Bakış: Mustafa Bey, öncelikle anketlerin seçmen tercihlerine etkisini sormak istiyoruz. Anket sonuçları seçmen tercihlerinde ne gibi bir değişikliğe yol açıyor?

Mustafa Şen: Anketlerin seçmen üzerinde etkisi var. Mesela bizim seçmen üzerinde yaptığımız bir araştırma var bu yönde. Sol seçmene yönelik bir ankette, % 7,5 oranına karşılık gelen seçmen, anketlerden etkilendiğini ifade etmiş. Seçmenin geneline yönelik yaptığımız araştırmada da anketler de dâhil olmak üzere toplam seçim kampanyasının etkisini sormuştuk. % 12, % 13 civarında bir etki gözükmüştü o araştırmada. Bir kısmı, yanlış hatırlamıyorsam seçmenin % 4 kadarı, anket sonuçlarının kendi partisine bağlılığını arttırdığını söylüyor. Anket sonuçlarıyla partisinden kopup başka bir partiyi destekleyen seçmen oranı % 9 oranındaydı. Dolayısıyla anketler ve siyasi propaganda araçları, bütün siyasal iletişim araçları, anketler de dâhil % 12, % 13 civarında bir etkide bulunuyor. Bu çok mudur? Yoksa az mıdır? Bu gibi sorular üzerine düşünebiliriz. Barajın altındaki ya da yeni kurulmuş bir parti, barajın altında görünen bir parti çok sıkı bir kampanya yapabilirse barajın üzerine çıkabilir. Ya da yerel seçimler özelinde düşünürsek, belediye başkanlığını kazanamasa bile bol miktarda belediye meclis üyesi çıkarabilir. Ama her şeyi seçim kampanyasına ya da anketlere bırakan bir parti kaybeder. Sonuçları etkileyen, belirleyen pek çok etken var. Partilerin tümünü dikkate alan çalışmalar ve kampanya süreci yürütmesi gerekir.

'BİZİM ANKETİMİZ MANİPÜLE EDİLİRSE BUNU KAMUOYUNA DUYURURUZ'

Analitik Bakış: Sadece anketlerle bağlı bir seçim propagandasının uygun olmayacağını söylediniz. Peki, anketlerin manipülasyon amaçlı kullanılmaları gibi bir durum söz konusu olabilir mi seçim sürecinde?

Mustafa Şen: Anketler manipülasyon aracı olarak kullanmaya müsaittir. Ancak bunun ahlaklı bir tutum olmadığını belirtmek gerekir. Bizim yaptığımız anketler de mal olarak müşterimize ait olsa da manipülasyon aracı olarak kullanılmasına karşı çıkarız. Diyelim ki bir partinin oyunu araştırdım ve % 30 buldum. Eğer müşterim, parti ya da başka bir kurum, bunu duyurduğum rakamdan farklı bir şekilde açıklarsa, 'Benim oyum % 40 derse', ya da % 20 bulduğum bir parti çıkıp % 20'den farklı bir şekilde açıklarsa yahut % 5 bulduğum bir parti % 5,5, % 6, % 10 gibi açıklarsa anket sonuçlarını, bu durumda basın toplantısı yapar, araştırma sonuçlarının açıklandığı gibi olmadığını kamuoyuna açıklarım.

'SEÇİM SÜRECİNİN TEK SÜRPRİZİ DAVOS OLDU'

Analitik Bakış: Seçim süreci nasıl görünüyor sizin pencerenizden? Her seçimden önce sürpriz beklentisi vardır. Bu seçim bir sürprize gebe mi?

Mustafa Şen: Şu an itibariyle sürpriz gözükmüyor. Sürpriz de beklemiyorduk aslında sürpriz Davos oldu. Dünyaya olduğu gibi yerel seçim sürecinde seçmene de ciddi sürpriz oldu. AK Parti'nin oylarını arttırdı. AK Parti çok yavaş bir hızla da olsa düşüyordu. Davos'tan sonra eksilen puanlarını topladı, üzerine de koydu biraz. Görünen tablo bu. Aday bağlamında bir sürpriz pek gözükmüyor. Her şey kendi mecrasında akıyor gibi görünüyor.

DAVOS TARİHİ VE MİLLİ BİR DURUŞ

Analitik Bakış: Davos'ta seçmen ne gördü Mustafa Bey? Davos'un seçmen psikolojisine etkisi ne oldu ki AK Parti'nin oylarındaki düşmeyi önlediği gibi üstüne oy da kazandırdı?

Mustafa Şen: Tarihi ve milli bir duruş gördü Davos'ta seçmen. Seçmenin % 80'i neredeyse, yanlış hatırlamıyorsam rakamı, şöyle bir psikoloji içerisindeydi: Ben olsam, ben de öyle yapardım. Yani kendini gördü Davos'ta. Milletin duygularına tercüman oldu Başbakan ve milleti temsil etti orada. 'Ben de öyle olsam öyle yapardım, işte benim istediğim gibi yaptı' şeklinde değerlendirilen bir çıkış yaptı. Bir de bizim diplomasi tarihimizde çok nadirdir bu tip çıkışlar.

HALK ERGENEKON'UN ÜSTÜNE GİDEN İRADEYİ GÖRÜYOR

Analitik Bakış: Bu çerçevede yine Türkiye tarihinde bir ilk olan Ergenekon soruşturmasının da AK Parti'ye yönelen halk desteğini arttırdığını söyleyebilir miyiz? Her seçimden evvel çetelerin üzerine gideceğini söz veren partilere karşın, AK Parti döneminde Ergenekon'un deşifre edilmesinin kararsız seçmenin AK Parti'ye yönelmesine nasıl bir etkisi oluyor?

Mustafa Şen: Olumlu etkisi oluyor. Davos ile ilgili bir araştırmamız var, hemen hemen Türkiye'nin genelini de ifade eder o araştırma. AK Parti, yeni aldığı oyların % 5 kadarını Davos çıkışı sebebiyle aldı. Orada ek bir etki var, ölçümle ortaya çıkabiliyor. Ancak Ergenekon'u bu anlamda oya tahvil bakımından ölçmedik. Ergenekon ile ilgili Hükümet bir şey yapıyor değil, çünkü kurumlar yapıyor esasında. Ancak bu kurumların yaptığı da % 60 % 70 civarında destek görüyor halk tarafından. Devletin kendi içerisindeki bir kısım kanun dışı, nizam dışı oluşumları temizlediği yönünde inanıyor halkın önemli bir kısmı. Diğer bir kısmı da bu operasyonun muhalefeti susturma aracı olduğunu düşünüyor. Şimdi bu parçaları birleştirdiğimizde önümüze şöyle bir tablo çıkıyor: AK Parti iktidarda, Ergenekon operasyonları yapılıyor ve Bakanlıklar, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı arasındaki ilişkiyi görüyor seçmen. Bu noktada bir katkısı oluyor.

TÜRKİYE'NİN ASIL SORUNU MUHALEFET YOKLUĞU

Analitik Bakış: Normalde, siyaset bilimcilerin 'İktidarda olan partinin oyları yıprandığı için aşınır, muhalefet alternatif olduğu için oylarını yükseltir' şeklinde bir öngörüleri vardır. Ancak AK Parti'nin üç seçimdir bu yargının oldukça dışında bir başarı sağladığı görülüyor. Bu anlamda Türkiye'de etkin bir muhalefet olmadığı veya halkın muhalefetten rahatsız olduğu söylenebilir mi?

Mustafa Şen: Şimdi Türkiye'de seçime yirmi kadar parti girecek. Elliye yakın da partinin, aynı iktidar döneminde gireceği dördüncü seçim bu. Birincisinde yeni iktidar partisi belli oldu. Diğer partilerin tamamı muhalefette kaldı. Aynı durum 2004'te de devam etti. İktidar, bir anlamda yerel seçimlerde oylarını arttırarak tekrar iktidara gelmiş oldu, muhalefet de toplamdaki oylarını azaltarak muhalefette kalmayı sürdürdü. Ardından 22 Temmuz seçimlerinde de aynı şekilde bir tablo oluştu. İktidar partisi yine oylarını arttırdı, muhalefet yine oy kaybetti. Şimdi, aynı liderler, aynı partilerle dördüncü seçime giriyoruz. Tablo yine aynı olacağa benziyor. AK Parti sanki yine oylarını arttıracak. Önümüzde bir buçuk ay gibi bir süreç var, daha birçok şey değişebilir. Ama bugün baktığımızda görünen, AK Parti'nin oylarını arttıracağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla muhalefet tekrar oy kaybedecek. Bu aslında iktidarı ödüllendirmekten ziyade, seçmenin yaptığı muhalefeti cezalandırmaktır. Yani 'Siz dört seçimdir ne yapıyorsunuz? İktidar dört seçimde nasıl hala iktidar kalır? Nasıl oylarını arttırır? Bu ne biçim iktidar?" sorusu değil sorulan... 'Bu ne biçim muhalefet?' sorusu. Seçmen, bu tavrıyla, Türkiye'deki asıl sorunun muhalefet sorunu olduğunu, muhalefet partilerinin sorunu olduğunu gösteriyor. Dört seçimde bir partinin hem iktidarda kalması hem de oy arttırması pek görülmüş bir şey değil. Bunun muhalefeti de olumsuz etkileyen bir tarafı var ama bunun suçu iktidara yüklenemez. Muhalefet kadrolarının suçudur bu. Kendilerine çekidüzen vermek zorundalar. Demokratik işleyişe zarar veren bir görüntü çiziyorlar. Onlar muhalefeti şuna indirgediler: Başbakan'ın söylediği cümlenin anlamsal zıddını söyle, oldu sana muhalefet. Muhalefetin bu basitlikten bir an evvel kurtulması gerekiyor.

29 MART'TA SÜRPRİZ GÖZÜKMÜYOR

Analitik Bakış: 29 Mart'ta ciddi bir çıkış ve sürpriz yapması beklenen bir muhalefet partisi görünüyor mu kamuoyu araştırmalarında? Sıçrama yapması muhtemel bir parti var mı?

Mustafa Şen: Şimdi % 1'lik bir partinin oylarını ikiye katlaması ne ifade eder? Kendisi için büyük bir başarıdır ama genel anlamda çok büyük bir şey ifade etmez. % 10'luk, % 15'lik, % 20'lik bir parti oylarını ikiye katlarsa bu ciddi birey ifade eder. En azından % 5'lik bir partinin oylarını ikiye katlarsa ciddi anlamda önemli olur. % 1'lik bir partinin oylarındaki değişim çok da önemli bir şey ifade etmez bu manada.

AK PARTİ % 50 OY ALACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR

Analitik Bakış: Başbakan Erdoğan, partisinin önüne % 50'lik bir oy oranı hedefi koydu. Bu hedef reel görünüyor mu bu şartlar altında?

Mustafa Şen: Evet, reel görünüyor. Şartlarıyla beraber reel bir görüntü var. Bir buçuk ay daha var. Daha pek çok şey değişebilir. Ancak ben şöyle değerlendiriyorum: AK Parti geçtiğimiz senenin son çeyreğinde yarım puan bir puan aşağı iniyordu. Ancak kimsenin tahmin edemediği bir olay gerçekleşti. Davos olmasaydı, AK Parti, % 40 bandında bitirecekti seçimi. % 40, % 41, % 42 gibi bir oy oranı öngörüyor, o yönde analizler yapıyorduk. Fakat şimdi % 50'ye yakın görünüyor AK Parti. O noktaya yakın bir yerde bitirecek. Bu bir buçuk aylık süreçte, olumlu bir şey olur oyları yükselir, olumsuz bir şey olur düşer. Ancak % 50 bu şartlar altında hayali değil.

HALK KRİZİN SORUMLUSU OLARAK HÜKÜMETİ GÖRMÜYOR

Analitik Bakış: Krizin seçmen üzerinde etkisi ne yönde olacak peki? Halk, özellikle ekonomik sıkıntılar sebebiyle tercihini değiştirmesi ihtimal dahilinde mi?

Mustafa Şen: Burada iki tane çok önemli husus var. Birincisi, bu etkenler AK Parti'nin oylarını etkiliyordu. Ancak Davos bunları topladı. Küçük küçük düşürmesinin sebebi ise, krizin Hükümet, İktidar ya da Başbakan kaynaklı değil, küresel kaynaklı olmasıydı. Küresel sistemin krizi olduğunu biliyordu halk yaşanan krizin. Dolayısıyla suçlanacak kişi aradığında halk , Erdoğan'ı değil Bush'u ya da diğer siyasal ve finansal patronları suçluyordu. Ama ufak ufak da 'Tamam suçlu Sen değilsin ama tedbir almak senin görevin' diyecek şekilde uyarıyordu seçmen Hükümet'i. Ancak kriz, Türkiye'yi daha ciddi etkilemeye başlarsa ki etkilemeye başlamış görünüyor. Çünkü bir adam, işyeri sahibi ise ve AK Parti'li ise, kriz sebebiyle işyerini kapatmak zorunda kalırsa, hatır için gidip tekrar AK Parti'ye oy vermez. Yine bir başkası da kriz sebebiyle işinden olursa ve AK Parti'li ise, hatır için AK Parti'ye oy vermez tekrar. Belki çok az bir kısmı tekrar verir ama büyük bir çoğunluğu tekrar oy vermez. Başbakan da görüyor bunu. Seçmen meseleyi biraz daha farklı okur o bakımdan. 'Türkiye'de kriz var AK Parti'ye oy vermiyorum' demez seçmen. Ancak, 'Kriz şirketimi kapatmama sebep oldu, Başbakan'ın adı Erdoğan ve ben onu sorumlu tutuyorum tedbir almadığı için, bu yüzden AK Parti'ye oy vermiyorum' diyebilir. "Ülkede kriz var, krizin sebebi küresel sistem, açgözlü, saldırgan, vahşi kapitalistler ve ben Başbakan'ı cezalandırıyorum." demez vatandaş. İnsanlar doğrudan etkilenirse, işsiz kalırsa, işyeri kapanırsa, borçlarını ödeyemezse, haciz gelirse, bu tip dramatik sonuçlar, AK Parti'yi oylarından alıkoyar, AK Parti'li seçmenin. Bu etkilerde şu an ufak ufak görünüyor, bu etkiler artarsa yani bu bir travma sürecine dönerse o zaman AK Parti'nin oylarında azalma olur.

SAADET'TE 'DEĞİŞİM' OLMADI, 'DEĞİŞİKLİK' OLDU

Analitik Bakış: Seçimde, daha çok sağ seçmene hitap eden ve baraj altında kalan Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi'nin şansını nasıl görüyorsunuz? Büyük Birlik Partisi seçmene 'Büyük Aile Projesi' kozuyla hazırlanırken, Saadet Partisi de Numan Kurtulmuş temelinde bir değişim söylemiyle seçim sürecine girdi. Acaba AK Parti seçmenini hedefleyen bu projeler başarılı olabilir mi?

Mustafa Şen: Saadet Partisi'nde değişim yapılmadı değişiklik yapıldı. Bunu hep söylüyorum. Saadet Partisi'nde değişim yapılmadı, değişiklik yapıldı. Yapılan bu değişiklik bir siyasal değişim olarak seçmene aksettirilemedi. Dolayısıyla çok fazla etkilemedi seçmeni. Ancak önümüzde daha 45 gün var dikkat edin. Bu bir buçuk ay sürecinde müthiş bir değişime dönüştürülebilir bu. Bu anlamda Sayın Bekaroğlu'nun İstanbul'da aday gösterilmesi, Sayın Bekaroğlu'nun geçmişi, bu ülkede siyasal olarak yaptığı hizmetler var, bunlar önemli etmenler. Vatandaş tarafından biliniyor tüm bunlar, unutulmuşsa da hatırlatılabilir. Bunlar çok önemli etmenler ancak bunların hiçbirisi büyük bir siyasal iletişim paketinin içine konulup seçmene sunulamadı. Bana sorarsanız, Saadet Partisi bu süreçte çekingen bir pozisyonda duruyor.

Büyük Birlik Partisi'ne gelince de, Büyük Birlik Partisi vatandaş tarafından, büyük bir kısmı tarafından değilse de bir kısmı tarafından sevimli bir parti olarak görülüyor. Ancak ona gidecek oylar, bu seçim gibi kutuplaşmalı seçimlerde, 'O gelmesinde kim gelirse gelsin' diyerek oyunu başka partiye veriyor. BBP seçmeni, 'CHP gelmesinde kim gelirse gelsin' diyerek oyunu AK Parti'ye veriyor. Daha evvel bunu Refah Partisi döneminde yapmıştı. İstanbul için söyleyecek olursak bunu, ilçe oyları, Büyükşehir oyları ve İl Genel Meclisi oylarındaki kaymalardan bu sonucu görebiliyoruz. BBP seçmeni, Büyükşehir'de AK Parti'ye kayacak diyebiliriz bu noktada.

Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 01:06

İLGİLİ HABERLER