ALİ BAYRAMOĞLU İLE FEHMİ KORU'NUN İLGİNÇ YOL ÖYKÜSÜ...
Dile kolay. Tam 17 yıllık bir dostluk onlarınki. Aynı gazetenin yan yana odalarında geçen uzun yıllar. Fehmi Koru ve Ali Bayramoğlu, imrendiren dostluklarını, her biri kendi penceresinden gördüğü 'diğeri'ni, sütunların yüklediği sorumluluklardan sıyrılıp 'özel'lerini Yeni Şafak'ın 14. Yıl Eki'ne verdikleri röportajda anlattı.
Bu röportajda iki ünlü yazarın bilinmeyen yönleri de günyüzüne çıktı: Fehmi Koru'nun arşivinde tam 64 bin tane Türk Sanat Müziği parçası olduğunu biliyor muydunuz? Peki herkesin eleştirdiği magazine karşı olmadığını; ama bir şartla, ölçülü olmak kaydıyla... Peki Ali Bayramoğlu'nun gazetecilik yapmasaydı modacı olmayı istediğini...
Bizim mahallenin 'yakışıklı abileri'
Her mahallenin sıkı ağabeyleri vardır ya. Racon keserler hani… Mahalleliye dil uzatana dünyayı dar ederler. Söylenmesi gereken sözü ilk onlar söylerler. Baskı. Tehdit. Yıldırma… Hiçbiri sökmez onlara. Bildiklerini söylemekten geri kalırlar mı? Asla. Utanırlar eğer… Bilip de uyarmazlarsa. Görüp de söylemezlerse. Ar ederler 'Biliyor da söylemiyorlar'. 'Görüyor da uyarmıyorlar' denir diye. Adliye koridorları bildik mekanlarıdır. Ki, o da delikanlılığın raconundandır. Yürekleri yangın yeridir. “Yapma, etme. Sana mı kalmış' derler. Nafile. Yine de yaparlar, ederler. Siz bir de onları eşref saatlerinde yakalayın. Tatlarına doyum olmaz. Muhabbetin beli orta yerinden kırılır mı kırılır. İşte onlar mahallenin 'yakışıklı abileri'dir. 'Güzel abileri'dir…
Fehmi Bey, Taha Kıvanç nasıl bir yazar?
Taha Kıvanç, benim diğer kişiliğim. Daha iğneleyici, daha meraklı. Türk medyasında bir normal köşe yazarlığı geleneği var. Ben yıllarca yazıyorum. Böyle daha aktif, daha olayların içinde, okuyup konuştuklarından, gördüklerinden endişelenerek yazılan yazılar var. Bu daha çok Anglosakson gazeteciliğinde var. Buna 'diary' adı verilir. Ben onu Türkiye'ye getirmeyi düşündüğüm zaman bulduğum bu tür kulis türüydü. Dolayısıyla Taha Kıvanç böyle ortaya çıktı. 1987'de başka bir isimle başlamıştı. Bir yıl sonra Taha Kıvanç ismiyle tekrar yazmaya başladım. 20 yıldır Taha Kıvanç diye bir isim Türk basınında yazıyor. Meraklı bir insan, olayların özellikle görünmeyen yanlarını araştırıyor. Bu yüzden de bazı insanların ayaklarına basıyor. Başkalarının dikkat etmediği ama önemli ayrıntıları ortaya çıkartabiliyor. Bu sebeple bazı siyasilerin pek bilinmesini istemedikleri özelliklerini veya işadamlarının gözlerden saklamaya çalıştıkları irtibatlarına dikkat çekmeye çalışıyor. Bu da tartışılan konuşulan konular olarak öne çıkıyor. Ve tabi internet medyası başka türlü ortaya çıktı. Sadece kendi köşemde yazmakla kalmıyoruz. İnternette çoğalttıkları ve üzerine tartışmalar başlattıkları için daha fazla konuşulan yazıları Taha Kıvanç yazmış oluyor.
YAZARLIK METAZORİ OLAMAZ
Fehmi Koru olarak yazmak mı yoksa Taha Kıvanç olarak yazmak mı keyif veriyor?
Her ikisi de keyifle yaptığım işler. Böyle yazarlığı metazoriyle yapılan bir iş olarak görmüyorum. Öyle geldiğinde de bırakırım herhalde. Yenilenen bir okur kitlesi var ve beynimin kıvrımlarından bir parçasını paylaşarak anlatmak hem de onların merakını gidermek için yazıyorum. Ondan aldığım bir parça ile Taha Kıvanç oluyor, bir Fehmi Koru oluyor, ikisinden keyif alıyorum. Tabii arada üslup ve yaklaşım farkı var. Ele alışta, hatta sözcükleri seçmede farklılıklar var. İki farklı yönün yazıya dönüşmüş halleri onlar.
Son 15 yıldır Türk medyasında en çok konuşulan ve tartışılan yazarlardan birisiniz. Polemiklerden nefret ettiğinizi de sürekli dile getiriyorsunuz. Niye peki hep siz varsınız polemiklerin içinde?
Aslında Türk basınında polemikler işin tuzu biberi sayılabilir. Ben şahsen başkalarınınkini izlemekten keyif alıyorum ama ben taraf olmayı arzu etmiyorum da sevmiyorum da. Ama bir şey yazıyorsunuz. Yazdığınız zaman tepkisini çekiyorsa size cevap veriyorlar. Polemik seven bir insan ne yapar? Aynı üslupla, karşı taraf saldırmışsa siz de saldırırsınız. Belden aşağıya vurursunuz. Ya da duymazdan işitmezden gelirsiniz. Ben genellikle ikinciyi tercih ediyorum. Duymazdan işitmezden geliyorum. Ama tepkileri gerçekten saygı sınırlarını zorlayıcı tepkiler. Ben onlara anladığı dilden cevap verebilecek olduğum halde bundan uzak duruyorum. Eğer mutlaka cevap vermem gerekiyorsa, asla karşı tarafla bir münakaşa içine girmiyorum. Şimdi benim yazmadığım, benim girmediğim ilişkilerim, insanlarla konuşmalarım tefrika ediliyor. Bunlara tek tek cevap vermeye kalksanız bunları ciddiye alacaksınız. Halbuki bunu yazan insan çok ciddi olmayan biri ki, böylesine olmayan şeyleri birbiri ardına sıralayabilir. Belki de sizin asla öyle bir niyette olmadığınız araştırmalarınızın sonucu ortaya çıkan yazılar bunlar. Çok küçük ilişkilerle gelen bilgiler. Öyle tepeden inme bilgiler değil onlar. Biri bana istihbarat verse 'Bu filanca yerden geldi sağlam bir bilgi' dese benim peşine düşerek değil, kendiliğinden geldiyse asla onu yazılarımda kullanmam. Başkalarının getirdiklerini yazan ve kariyeri bunlar üstüne kurulu yazarlar var maalesef. Daha çok satır aralarında kalan kendi beyin gücümle ortaya çıkardığım yazılardır. Okuduklarımdan ortaya çıkardıklarımı okurlarımla paylaşıyorum. Bana ve okura birşey katan polemiklerse zevk alırım. Ama genellikle böyle değiller. Polemikler genellikle gölge boksu şeklinde geçiyor Türkiye'de. Siz birşey yazıyorsunuz. Okurun ne söylemek istediğini bize cevap veriyor. Eğer ben birine cevap vereceksem, ben onu okurlarımın önünde cevaplandıracaksam mutlaka önce onun ne demek istediğini tırnak içinde söyledikleriyle, yazdıklarıyla okura yansıtıp bundan sonra veririm cevabını. Karşı tarafın ne dediğini onun üslubundan, tarzından aksettiririm. Bu da maalesef uygulanmıyor. Sadece gazeteler satın alınmıyor, bir de internet denen bir şey var. Benim tartışma konusu yaptığım yazılarımda kullandığımı, okuyucularımın sorabileceği esas kaynakları link ediyorum. Ama aynı kolaylığı bizim için kimse göstermiyor.
BÜTÜN ARŞİVİM CEBİMDE
Geçmişten günümüze basının geldiği teknolojik değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teknolojide devrim mahiyetinde çok büyük atılımlar yaşandı. Artık herşeyi ufak bir cep telefonuyla yapar hale geldik. Cep telefonumun klavyesini açıp bunun üzerinden yazımı yazar ve gazeteye gönderirim. İnternetten tarayabilirim. Gazeteler Türkiye'de, Amerika'da bile bulunmayan ama çoğu Amerikalıların ürettiği baskı makineleriyle basılıyorlar. Hazırlıklar en son sistem makinelerle yapılıyor. Türk basını artık çok ileri bir noktada. Artık teknoloji bu mesleği yapanlara her türlü imkanı sağlıyor. Elimde bir 8 gb.'lik flaş disk var ve bütün arşivimi onun içinde taşıyabiliyorum. Çok büyük kolaylıklar yani.
Özellikle son bir yıldır size yönelik tehditlerin arttığını biliyoruz. Sevdiklerinizden ve yakın çevrenizden ve hatta eşinizden “Bu tür yazılar yazma” telkinleri alıyor musunuz?
Ben dışarıya çıktığımda arabanın altında kalmaktan da korkuyorum, yürürken de başıma bir şey düşer diye düşünüyorum. Sırf sizi hedef olarak seçmiş bir vatandaştan da korkuyorum. Benim doğru olduğuna inandığım şeyleri, ülke için önemli konuları yazmamı engelleyecek kadar büyük korkular değil bunlar. Ecel her yerde gelebilir. Yakınlarım bu korkuları biliyor ve hissediyorlar ama korktuklarını hissettirmiyorlar. 25 yıldan beri daha ilk yazdığım yıllardan itibaren birilerinin hedefi haline geldim. Korumalı hayatı 1988'te 1.5 yıl boyunca yaşadım. O bakımdan yabancı değil. Yazmasanız hedef olmayacak mısınız? Türk basınına bakıyorum. Hedef olmayacak pek çok yazar ve aydını da kaybettik. Hedef olanlar sonra hayatlarını kaybediyor diye de bir şey yok. Yazarlık hayatımda da gereklerini yaparak, yüklerini taşıyoruz.
Yeni Şafak Gazetesi'nin magazinleştiği iddiaları konusunda neler söylersiniz?
Sosyal hayat. Kendimizin içinde yer almadığımız bir olgu. Magazin denilen şey birtakım insanların yaşadıkları hayat aslında. Bizim dışımızda. Sanatçı, işadamı olabilir. Bizim mesleğimizden insanlar olabilir ama daha hareketli, şaşaalı, daha renkli bir hayat yaşıyorlar. Sosyal ortamlarda biraraya geliyorlar ya da bu sosyal ortamlarda kendilerini yaratıyorlar. Merak ediyorum aslında TV'lerde son birkaç yıldır neredeyse bütün kanalların reyting mücadelesinde kurtuluş olarak sarıldıkları dizilerde aynı şey karşımıza çıkıyor. Bize benzeyen ya da benzemeyen hayatları izliyoruz. Eskiden komşuluk ilişkileri çok sağlamdı. Eskiden mahallemizdeki herkesi tanırdık. İletişim çağında komşuluk ilişkileri sıfıra düştü. Bu merak dürtüsünü diziler karşılıyor. Bir de magazin sayfaları, ekler gideriyor. Ben magazine karşı çıkılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Yani neticede merak var. Bu ilgiyi gidermesi için bir şeylere tutunması gerek. Bu da TV ve gazetelerde olmalı. Ama bu, sınırlarıyla olacak. Magazin denilince akla gelen olmayan ilişkiler, çarpıtılmış ilişkilerin de yazılmaması gerek. Magazine karşı çıkmak yerine ölçülü kullanmak en iyisi. Her gazete de kendi sınırını bilmesi gerek.
Düzenlediğiniz fasıllar artık medyanın geleneklerinden birine dönüştü. Sık sık dostlarınızla birlikte fasıl geceleri düzenleme fikri nereden çıktı?
Türk Sanat Musikisi'nin her dalına aşinayım. Sadece bir dinleyici olarak değil, ne anlam taşıdığını, müziğin alanının temelini öğrenmeye çalışırım. Yıllardan beri Türk Sanat Musikisi dinliyorum. Bir grup arkadaşımızla beraber her ay bir araya geliyoruz. Değerli sanatçılar bizlerle birlikte oluyor ve sanatlarını icra ediyorlar. Geçen Ramazan ayında Yeni Şafak'ın Mihrabat Korusu'nda verdiği iftar yemeğinden sonra gazeteden arkadaşla beraber Karaköy'deki Asude'ye gittik. Gittiğimizde gazetemiz yazarlarından bir arkadaşımız (Yasin Aktay) bir şeyler çalmaya başlayınca, oradakilerle birlikte ben de bildiğim kadarıyla iştirak ettim. Sahura kadar sürdü. Herkes çok hoşlandı. Arkadaşların ısrar etmesi üzerine birlikte her ay biraraya geliyoruz.
Türk Sanat Müziği'nin bütün eserlerinin sizde olduğu söyleniyor. Doğru mu gerçekten?
64 bin Türk Sanat Musikisi eserinin notaları ve sözleri var. Benim marifetim değil. Bir program var. Tümünü içine alan bir program var. Cep telefonumda da yüzlerce şarkı var.
Tahammül sınırım çok geniş
Son pişmanlığınız: Hiçbir pişmanlığım yok.
Birisini üzdüğünüzde nasıl kendinizi affettirirsiniz: Güzel sözler ve övgülerle gönlünü alırım.
Biri sizi üzerse nasıl affedersiniz? Yapılan eleştirilerden dost kazıklarından rahatsız duyacağım, kızdığım, bir iş kesecek kadar öfkelendiğim bir ya da iki kişi vardır. Bir dönem sonrasında ise kızdığımı unuttuğum insanlar vardır. Tahammül sınırım çok geniş. Biriyle ilişkimin kopması için çok ağır davranışlar yapması gerek.
En son okuduğunuz kitap: Boody of Lifes. El Kaide örgütünün içinde geçtiği ilginç bir kitap.
Evde hamarat mısınız? Hemen bir anımı anlatayım. Oğlumun ilkokula gittiği dönemler… Yurttaşlık Bilgisi dersinde evdeki iş bölümünü işliyorlar. Benim oğlum parmak kaldırıyor: “Bizim evde yemekleri hep babam yapar.” Haftada 20 öğünü evde anne yapıyor ama pazar sabahları baba var ve onun yaptığı görülüyor. Ama onun dışında evde pek iş yapmam.
İstanbul'da en sevdiğiniz mekan: Borsa ve Eftalya. Sinemaya gidiyorum. Büyük alışveriş merkezlerine gidiyorum. Ali, eşi Arzu ve beraber gidiyoruz.
Küçük sürprizler yapmak ve size yapılması hoşunuza gider mi? Bana yapılırsa hoşuma gidiyor. Ama bana yapılan sevimli, hoş sürprizler olmuyor. Geçen yaşgünüm 4 ayrı yerde kutlandı. Bizim gazetede, Kanal 7'de, evde çocuklar yaptılar. Bir baktım abonesi olduğum telefon servisi yeni yaşınız kutlu olsun mesajı gönderdi.
En beğendiğiniz aktör: George Clooney
Aktris: Nicole Kidman
En beğendiniz kent: New York ve Londra
En nefret ettiğiniz davranış: Hayatımda hiçbir randevuya geç kalmadım. Randevuya geç kalınmasından nefret ederim.
Ali Bayramoğlu'nun gözünden Fehmi Koru:
Fehmi'yi İstanbul'a takdim eden benim
Gazeteci diye mesleğe adım atmamla tanışmamız başladı. Tempo'da yazıyordum, ilk yazı deneyimim orada. Hikmet Çetinkaya yazılar yazıyordu. Polemikle ilgili bir yazı yazdım. Ya ben yanlış ifade ettim ya da Fehmi yanlış anladı. Zaman Gazetesi'ndeki köşesinden sert bir gönderme yapmıştı. Tanışmıyoruz. Tempo'da yazan Yavuz Gökmen ağabey ile Başkent Kulisi programı yapıyorlar. O zaman beni programa davet etti. 17 yıl önce. Ve ben o programa katıldım. Birbirimize hep saygılı olduk. Zaman içinde sevgi ve dostluk gelişti. Bu ara zor siyasi günler geçirdik. Aynı kavgayı verdik. Aynı safta yer aldık, bunun getirdiği bir yol arkadaşlığı. Biz düşmeyen az sayıdaki insan olarak birbirimize kenetlendik. Yaptığımız şakaları kaldıracak kadar yakın olan, sınırları çizgileri bilen arkadaşlar olduk. Yeni Şafak'tan sonra daha da yakınlaştık. Fehmi, İstanbul'a taşınmasıyla birlikte hep birlikte sosyal aktivitelere katıldık. Fehmi'yi İstanbul'a takdim eden bendim(!). Ailece dostluğumuz da vardı. Çok sevecen biri. İnsanlara karşı dikkatlidir. İlk sosyal olarak baktığımızda sempatiktir. Ciddi yazıların vermiş olduğu ciddi görünüme rağmen çok sevecen. Gerçek bir profesyonel. Gazetecilik bir yaşam biçimidir. Bu da onda var. Meraklı oluşu yüzünden 24 saat haber düşünür. Kendi dünyasıyla ilgili bir insan. Nasıl becerir bilmiyorum. Haftada birkaç tane roman okur. Dünyayı, Türkiye'yi, magazini takip eder. Bilgi dünyasını geliştirmede tam bir profesyoneldir. Gazetecilik bir yaşam biçimidir. Habire haber vermek zorundasındır. Fehmi Koru profesyonel bir gazeteci. Her şeyle arasına bir mesafe koymayı bilmektir. Şüpheci. 5 çocuk babası. Aile babası. Oğulları bana 'amca' diyor. Benim çocuğum olmadığı için şaşırıyorum. Politik meselelere de mesafeli olan bir duruşu var. Zengin, farklı ve renkli bir insan. İnşallah o da benim hakkımda güzel şeyler söylemiştir (!)
ALİ BAYRAMOĞLU:
Akademisyen misiniz, yoksa gazeteci mi?
Önce gazeteciyim, sonra akademisyen. 10 yıldır asıl mesleğim gazetecilik. Haftanın beş günü yazıyorum. Seyahatler yapıyorum, akademisyenliğin araştırma yüzünü de devam ettirmeye çalışıyorum ama şimdi yarım parça üretiyorum. Ben gazeteciliğin mutfağından gelen biri değilim. Geç bir saatte, 35 yaşında yazar olarak başladım. Haberle ilgili bilgim yoktu. Yeni Yüzyıl'da haberle iç içe yorumculuğa geçtim. Ben bir gazeteci, daha çok yorumcuyum, yazara çalan… Siyasi gözlemci. Benim asıl alanım sosyoloji. Çalıştığım konularda hep siyaset vardı. Doktora tezimi de Silahlı Kuvvetler üzerine yaptım. Asker-sivil ilişkileri, ardından toplumsal hareketlenme. Gerek İslami gerek sol hareket. Gazetecilik bana etle kemikle bunları görmemi, içine girmemi sağladı. Akademisyenliğimi gazetecilik zenginleştirdi, gazeteciliğimi akademisyenlik geliştirdi. Gazetecilik yapıyorum. Ama akademik kökenli bir görüşüm var.
Ali Bayramoğlu, son yıllarda öne çıkan bir isim. Özellikle son bir yıldır ciddi tehdit alıyorsunuz. Sevdiklerinizden en önemlisi de eşinizden “Ali tehlikeli konularda yazı yazma” telkini aldığınız oluyor mu? Ya da tehditlerden artık bıkıp yazmasam dediğiniz oldu mu?
Yapmam gereken bir şey varsa, söylemem gereken bir şey varsa; belki de yanlış, kontrolsüz çekinmeden söylerim. Benim alanıma giren bir şey varsa, benim söylemem gereken bir şey varsa; ben onu söylemiyorsam, ben kendimi gerçekten çok kirlenmiş hissederim. Ahlaken yıpranmış hissederim. Dolayısıyla söylerim. Böyle bir şey olacak korkusunu, endişesini de hiç taşımadım. Zaman zaman bu duygu gelmiyor mu? Tehdit geliyor. Korumam Tekin'i görünce zaten aklıma geliyor. Ama bunu savuşturmanın yolları var. Dolayısıyla öyle bir korku yok. Siyasi güç kavgalarının merkezinde; sen taraf olmasan bile, olmak istemesen bile taraf olarak algılanma sonucunu doğuruyor. Demokrasiyi de savunuyorsan ciddi riskler altında kalıyorsun. Yıpratılmak için hakkında kampanyalar yapılıyor. Olmadı tehdit alıyorsun, meslektaşlarımız saldırıya uğruyor. İyi bir şey değil. Özel alan asayiş alanı haline gelince, işte ikinci sorun devreye giriyor. Evde eşin huzursuzlaşmaya başlıyor. Çocukların, kardeşlerin huzursuzlanmaya başlıyor. Küçük yeğenlerim var. Onlarla dışarıda dolaşmak bir sorun olabiliyor. Sonra ailesini düşünüyorum. Benim eşim, yaptığımın arkasında duruyor. Eleştirdiğinde de sert olabiliyor. Korkma değil, ileri gittiğimi düşünürse eleştiriyor. Zaman zaman uyarıyor. Bazı yazılarımın dozunu aştığını söylüyor. Olmadık bir yerde isim kullanıyorsunuz. Ben bilerek kullanıyorum. Bazı insanlar bunu hak ediyor. İsim kullandığında karşına çıkan sorunlar katlanarak geliyor. Aile tedirgin. Taşıyamayacak hallere geliyor. Kız kardeşim 'Bugün ne yapıyorsun' dedi. 'İfade vereceğim' dedi. 'Ne ifadesi' diye merak etti. Endişelendi. Mümkün olduğunca eve az taşımaya çalışıyorum.
POLEMİKLER BU İŞİN TABİATI
Ali Bayramoğlu polemiğe girmeye nasıl bakıyor?
Mümkün olduğunca polemiklerden kaçmaya çalışıyorum. Ama ben fikir tartışmalarının polemikle ilintili olduğunu düşünüyorum. Basındaki kişisel çatışmalardan polemiklerden endişe ederim. Ama bunun dışında herhangi biri mesela Ertuğrul Özkök, bir şeyi temsil ediyorsa o temsil ettiği şey siyasi olarak temsil ettiği şey benim alanıma giriyorsa, yazılarından örnek vererek girebilirim. Ama onun dışında girmemeye çalışıyorum. Öyle anlar geliyor ki, Fehmi'ye de çok sık oluyor. Polemiğin dışında ahlak dışı saldırılar oluyor. Zaman zaman o insanlara cevap vermemeye çalışsam da kendimi kontrol edemediğim; artık susun ve durun deme zamanlarında polemik yazılarım da olmuyor değil. Hakkı Devrim ile oldu. Hikmet Çetinkaya'nın istemesine rağmen hiç polemiğe girmedim. Ertuğrul Özkök ile sık olur. Polemikler işin tabiatı. Yani siyasi duruş farklılıkları, fikir tartışmaları kaçınılmaz olarak yazarları ve yazıları karşı karşıya getiriyor. Başörtüsü yasağı oldu bununla ilgili hiçbir polemiğe girmemeye çalıştım. İsim vermeye başladığınız an her şey kişiselleşmeye başlar.
Ali Bayramoğlu geçmişten günümüze değişti mi? Siyaseten kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben bakışımın aynı yerde olduğu kanaatindeyim. Benim Tempo'da, Yeni Yüzyıl'da, Sabah'ta yazmam benim yazı tarzımı, hayata bakışımı hiç değiştirmedi. Benim yazarlığa başladığımdan bu yana birkaç meselem oldu. Bunlardan biri toplumsal tasavvuf… Yani bireylerin kültürel gelişimleri. Bunu anladıktan sonra demokratik bir pozisyon geliştirmek. Evrensel değerler, adalet eşitlik gibi. Temel değerlerden hiçbir zaman fedakarlık etmem. Ama bu değerleri, başka yerel değerlerle birleştirme imkanı buldum yazılarımda. Yazılarıma başladığım ilk günlerden itibaren muhafazar kesimlere açıldım. Onları anlamak gibi bir derdim vardı. Bunları açıklamak, yargılamaktan çok… Neden, kim nasıl sorularını sormak… Sordukça, anlamaya çalıştıkça içlerinde dolaşmaya başladım. Yeni Yüzyıl'da yazarken de benim Fettullahçı olduğumu söylerlerdi. Refah Partisi'nden para aldığımı söylerlerdi. Çünkü Avrupa'da, laik bir ailede yetişmiş modern bir insanın olması gerekenin bu olmadığı düşünülür. Avangardlardan biriyim ben. İnsanları şaşırttım. Açıklayamadığınız ve kızdığınız zaman karalamak çok kolay. Bu Yeni Şafak ile arttı. İlk dönemler etkilenmedim. Bir süre sonra bu onun parçası oluyor. Zaten tüketilmek istenen, ortada olan birisiniz. İnsanlar sizi tanımadan seviyor ya da nefret ediyorlar. Bu arada yazdıklarınız ve söyledikleriniz insanlara bir miktar da olsa değiyorsa…
MÜDAHALE ETMEYEN TEK GAZETE
Yeni Şafak'ta yazılarınıza herhangi bir müdahale veya ima yollu uyarı oldu mu hiç?
Yeni Şafak, yazılarıma hiç dokunmayan tek gazete. Diğer gazetelerde yayın yönetmenleri çok geldi. 28 Şubat döneminde yazılarıma müdahale etmeye kalkarlardı. Sabah Gazetesi'nden yazılarımdan dolayı beni kovdular. Burada sorunlar olmadı. Ben değiştim mi? Ben değişmedim, derinleştim. AK Parti'yi desteklemek gerek. İki anlamda: 2002den itibaren reformcu bir siyasi parti oldu. Bu reformları hangi parti taşırsa taşısın desteklerdim. Liberal, demokrat, reformculuğu sürecekse desteğim devam edecek. Huzursuzluk duyanlar varsa kendileri bilir. Kendi bildiğim lafları ediyorum. İslam dini çok önemli bir faktör. Osmanlı'dan beri hayatımızı kuşatıyor. Yok sayan bir anlayışa sahip olmak akıllıca değil. Dolayısıyla burada İslami kesim de kendi içinde dönüşecektir. Modernleşmeyle kendi içinde tanışacaktır. Modernleşmeyi sorguladığında da bunu taşıyan parti AK Parti'dir. Erbakan batı kulübü derken, AB'yi isteyen İstanbul'un eski belediye başkanı var karşımızda. Bir dönüşüm var. Destekliyorum. Hiçbir kompleksim yok. Desteklenmesi gerekenleri desteklerim. Demokratlık konusundaki fikirlerim, toplumsal tasavvuf insanı bilmek anlamak. Bu evrensel değerlerden taviz vermeden… Bu fikirlerim değişmedi. Beni entelektüel, ülkenin önde gelenlerinden biri olarak da kucaklıyorlar. Herkes hayatını yaşıyor. Üretiyoruz ve tüketiliyoruz.
Okurla iletişiminiz nasıl?
Ben okur mektuplarına çok cevap vermiyorum. Zaman problemi yüzünden çok yer vermiyorum. Küfür geliyor. İltifata da çok cevap vermiyorum. Kendilerine fikir vermemi isteyen okurlar var, onlar için de zaman yok. Yeni Şafak okuru muhafazakar bir okur. Ama internet olduğu için tepki de geliyor. Çok özel bir ilişkim yok. Çok da sevmem açıkçası. Okur-yazar ilişkisi… Birilerini düşünerek yaptıklarınız sizin özgürlüğünüzü etkiler. AK Parti Başkanı yazımı okuyacak, beni sevsin ya da sevmesin diye yazarsanız olmaz. Çok sosyal biri değilim.
İKTİDARA ÇOK YAKIN AMA MESAFELİ
Yeni Şafak'ın yayın çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Magazine doğru kaydığı eleştirileri var? Sizce genel çizgisinde bir sapma var mı?
Yeni Şafak Gazetesi ciddi bir gazete ve bu gazete bir şunu yaptı. Hem siyasi iktidara yakın hem de mesafeli durmayı bildi. Resmi gazetesi olmadı. Siyasi iktidarın eleştirilerini de taşıyan bir gazete oldu. Doğru bir yerde. Arayışlara da giriyor. İmajı kırmayı çalışıyor. Okurun alışık olmadığı bir magazin yapıyor. Yıllar üstünde değerlendirecek olursak yazarıyla, haberiyle, manşetiyle ciddi bir referans gazetesi.
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Türkiye ile ilgili hiç rahat değilim. Yeni bir otorite süreci başladı. Süreçler şaka gibi, sıradanmış gibi başlar. Süreçler değişir. Piyasalar, iş alanları daralır. İlişkiler gerginleşir. Kişiler hayatından olur. Dolar 2 lira olursa, ilişkiler değişir. Türkiye'deki bu otorite sürecinin çok rasyonel olmadığını düşünüyorum. Nereye gideceğine dair çok net tahminlerde bulunamıyorum.
Ne çapkınım ne flörtöz
İstanbul'da en keyif aldığınız mekan: Adalar, Haliç, Boğaz, Hisar, Arnavutköy.
En sevdiğiniz restoran: Ottoman
Evde nasıl vakit geçirirsiniz? Evde çalışıyorum. Okuyorum. Bilgisayar başında geçiriyorum. Ara sıra TV izlerim.
En son okuduğunuz kitap: Yaşar Kemal'in bir romanı
Evde hamarat mısınız? Hayır
Tek kelimeyle mutluluk: Huzur
Tek kelimeyle mutsuzluk: Huzursuzluk
Sahip olmak istediğiniz doğal yetenek: Düşünmedim
Çapkın mısınız?: Hayır
Ya flörtöz? Flörtöz de değilim.
Sevdiğiniz birisini üzdüğünüzde ne yaparsınız?: İnsani sıcaklığımı hissettirmeye çalışırım.
Biri sizi üzdüğünde ne yapmasını istersiniz? Aynı, sıcaklığını hissettirsin, yeter
Neden hoşlanmazsınız: Sırnaşıklıktan
Asla affetmeyeceğiniz? İhanet
En sevdiğiniz sözcük: Evet
Nefret ettiğiniz sözcük: Hayır
Politikaya girmeyi düşündünüz mü? Hayır
Çocukken kahramanınız var mıydı? Karaoğlan
Gazeteci olmasaydınız ne olmak isterdiniz? Modacı
En beğendiniz aktör: Daniel Day Lewis
En beğendiğiniz aktris:?
Sizce dünya kenti: Paris
İstanbul ile Paris'in farkı? Biri zenginliğini kendi üreten diğeri ise var olan zenginliğini yaşatan bir kent.
Gelibolu (Doğum yeri): Benim köküm.
Fehmi Koru'nun gözünden Ali Bayramoğlu:
Ali, zor günlerin adamı sayılabilecek bir yazar
Ali'nin başlangıcı yanılmıyorsam dergilerle oldu. Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl ve ardından Sabah Gazetesi oldu. Radikal'e geçti, geçmedi bir dönemi oldu. O dönemin siyasi hayatının gazeteciler açısından sağladığı yakınlığı sadece Ali Bayramoğlu'nda değil diğer meslektaşlarda da gördüm. Özel dostluğumuzun Yeni Şafak'ta pekişmesi ile hemen her gün telefonda görüşerek, günün önemli olayları hakkında fikir alışverişinde bulunup birbirimizin ailelerini tanıyıp beraberce boş zamanları da geçirip değerlendirdik. Son 1.5 yıldır İstanbul'a daha sık gelip gidiyorum, bu dönemde de akşamları içine alan bir şekilde görüşüyoruz. Günlük olaylara bakıştaki genel yaklaşımda birbirine yakın olmamız söz konusu değil. Yazılarda esinlendirici bir yakınlık değil bizimki. Daha çok bakış açılarında genel bir tetikleme söz konusu. Bunun her ikimiz içinde söz konusu olduğunu zannediyorum. Biz aynı zamanda birbirimizin de okuruyuz. Yazdıklarımızda bir okuru nasıl etkiliyorsa böyle bir süreç var. Ali akademisyenlikten geliyor, çok iyi bir altyapısı var. Eğitim olarak… Olaylara bakışındaki berraklığını, o akademisyen geçmişinde birleştirmek lazım. Dünyada olup bitenleri yakından izliyor. Yazar olarak Ali Bayramoğlu bence tavır almasıyla da çok önemli. Her konuda tavırları varmış gibi yazıyor bazı köşe yazarları. Sınav teşkil eden kritik dönüm noktalarında göremiyorsunuz. Topu taca atmaktan başka bir şey yapmıyor bazı yazarlar. Bayramoğlu ise zor günlerin, sıkı günlerin adamı sayılabilecek bir yazar. Sadece kendisini ilgilendiren konularda değil, kendisini ilgilendirmeyen konularda bile karşı çıkabilen demokrat bir kişi. Bundan önce de sımsıcak bir insan. Beraber bulunduğunuz zaman içinde size zarar vermeyeceğini anlıyorsunuz. Dolayısıyla dostu olmaktan, dostluğunu paylaşmaktan çok mutlu oluyorum.
(YENİ ŞAFAK)
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 12:12