ARINÇ: SEZER'E NEZAKETSİZLİK EDİLİYOR
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin bitmesine uzun bir zaman varken, yeni cumhurbaşkanının kim olacağını ve nasıl seçileceğini yoğun bir şekilde tartışmanın kendisine karşı bir nezaketsizlik olduğunu belirterek, ''Anayasamız açısından hiçbir sorun yokken, yeni cumhurbaşkanını bu Meclis'in seçip seçemeyeceğini tartışmak, Meclisimizin meşruluk sorununu gündeme getirir ki bu asla kabul edilemez bir durumdur'' dedi.TBMM'nin açılışının 86. yıldönümü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda açış konuşmasını yapan Arınç, açıldığı yıldan itibaren ülkenin kaderine el koyan, Kurtuluş Savaşı'nı yöneten, Cumhuriyeti ilan eden, devrimler gerçekleştiren Meclis'in, bu özellikleri nedeniyle dünya parlamentoları arasında müstesna bir yere sahip olduğunu belirtti. Arınç, ''Bu müstesna Meclisi bize kazandıran, bağımsızlık savaşımızın komutanı, ilk Meclis Başkanı, Cumhuriyetimizin Kurucusu, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını, minnetle anıyoruz, onların emanetini ilelebet koruyacağız'' dedi.
Savaşı yöneten Meclis'in hemen ardından büyük bir kalkınma hareketi başlattığını ve devrim niteliğinde kanunlar çıkardığına işaret eden Arınç, her yanı işgal edilmiş topraklardan, yeni bir ülkenin inşasını gerçekleştirdiğini vurguladı. ''Bu yönüyle Meclisimiz, o dönem için fonksiyonu ve gücü bakımından son derece etkin ve dinamikti'' diyen Arınç, 1961 Anayasası ile Meclis'in kullandığı yetki, görev ve fonksiyonlarının bir kısmının diğer erklere devredildiğini, yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrımı yapıldığını; eşitlik, güç paylaşımı ve denge sağlanmaya çalışıldığını anlattı.
''Türkiye'nin geçirdiği bir takım olağanüstü şartlarla kuvvetler ayrımında bir denge sorununun oluştuğunu kabul etmek gerekir'' görüşünü ifade eden Arınç, şöyle devam etti:
''Bugün tüm dünyada geçerli olan parlamenter sistemin genel kuralları ülkemizde uygulansa da Meclisimizin fonksiyonu, gücü ve yetkileri kısmen erozyona uğramıştır. Yine de Meclisimiz, kendi uhdesinde tuttuğu yasama ve denetim faaliyetlerini bugüne kadar başarıyla sürdürmüş ve diğer erklerin görev alanlarına müdahil olmaktan titizlikle kaçınmıştır. Ancak bugün Meclisimiz, asıl görevi olan yasama ve denetim faaliyetlerini yaparken, diğer erklerden bir takım eleştiriler geldiğini görmekteyiz. Meclisimizde kurulan araştırma komisyonları görevleri, Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddelerine dayanarak gerçekleştirmektedir. Araştırma komisyonlarının çalışmaları, milletimiz adına kullanılan bir denetim ve bilgi edinme hakkıdır. Komisyonlarımızın çalışmaları, yargılama anlamına gelmediği gibi, yargının çalışma alanlarıyla da çakışmayan bir bilgi edinme faaliyetidir ve Anayasa'nın 138. maddesine aykırı değildir. Bu nedenle, komisyon çalışmalarının yargı erkine bir müdahale olduğu iddiası, hukuk temelli bir eleştiri değildir''
''MECLİSİN FONKSİYONLARI DARALTILMIŞTIR''
Arınç, Türkiye'de darbeler döneminin başlangıcı kabul edilen ve ''bürokratik iktidarın'' güçlendiği 1960 yılından itibaren TBMM'nin gücü, yetkisi ve fonksiyonunun, bu tür hukuki temellere dayanmayan eleştirilerle daraltılmaya çalışıldığını kaydetti.
Anayasayı ve tüm kanunları yapan, Cumhurbaşkanını seçen, hükümeti içinden çıkartan ve aynı zamanda denetleyen, savaş kararını alan ve ülkenin geleceğine yön veren bir kurumun, bugün sahip olduğu gücü ve yetkiyi tam olarak kullandığının tartışmalı olduğunu belirten Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Kimi zaman çok önemli mekanizmaların dışında bırakılan Meclis'in fonksiyonları daraltılmıştır. Örneğin, ülkenin iç ve dış siyasetine çok büyük etkisi olan ve 'gizli anayasa' diye kabul edilemez bir tanımlamayla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin hazırlanılmasında, Meclisimiz ve ilgili komisyonlarımız tamamen devre dışıdır. Açıklanması ve yayınlanması tamamen yasak olan bu belgenin, son haline karar verildiği günün hemen ertesinde gazete manşetlerinde yer alması son derece dikkat çekicidir. Yine bu belgeden yola çıkılarak hazırlanan İç Güvenlik Strateji Belgesi'nin çete kurmaktan yargılanan kişilerin arşivinden çıkması ne yazık ki devlet ciddiyetiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Bu belgenin, Meclisimizin bilgisi ve denetimi haricinde hazırlanması, parlamentomuzun fonksiyonunun ve millet iradesine verilen değerin ne durumda olduğunu göstermektedir.''
''GİZLİ ANAYASA KABUL EDİLEMEZ''
Demokratik bir ülkede ''gizli anayasa, kırmızı kitap, derin anayasa'' gibi tabirlerin asla kabul edilemez kavramlar olduğunu vurgulayan Arınç, bu kavramların, gizli antidemokratik bir yönetimin iktidarda olduğunu ima edeceğini kaydetti.
Türkiye Cumhuriyeti'nin tek bir Anayasası olduğunu ve onun da yürürlükte olduğuna dikkati çeken Arınç, ''Milli Güvenlik Siyaset Belgesi için kullanılan 'gizli anayasa' gibi bir tanımın bazı çevreler tarafından üretildiğini ve resmi bir tanım olmadığını biliyoruz. Ancak böylesine bir tanım, eğer kamuoyu tarafından kullanılıyorsa ve buna ciddi itirazlar gelmiyorsa bu, bazı kişilerin bilinç altında ülkemiz için nasıl bir yönetim biçimi olduğunu göstermektedir'' dedi.
''CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ...''
Cumhurbaşkanlığı seçimi için yaşanan tartışmalarda, bazı kamuoyu önderleri ve siyasetçilerin ifadelerinin, bilinç altında ''gizli bir anayasa'' olduğunu ve buna göre hareket ettiklerini açıkça ortaya koyduğunu belirten Arınç, ''Yeri gelmişken, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresinin bitmesine uzun bir zaman varken, yeni Cumhurbaşkanının kim olacağını ve nasıl seçileceğini yoğun bir şekilde tartışmanın, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı bir nezaketsizlik olduğunu belirtmek isterim'' dedi.
Arınç, bundan üzüntü duymasına ve bu tartışmalara girmekten kaçınmasına rağmen, yine de tartışmalarda bazı kişilerin Meclis ile ilgili beyanlarındaki yanlışlığa değinmeyi, Meclis Başkanı olarak bir görev saydığını kaydetti.
Türkiye'nin, Meclis'in kabul ettiği Anayasa ile yönetildiğini, Anayasa'ya uygun çıkartıldığı gibi, yargı ve yürütmenin de yine mevcut Anayasaya göre görevlerini sürdürdüğünü anlatan Arınç, bu durumda mevcut Anayasamıza göre yeni Cumhurbaşkanının hangi özeliklerde olması gerektiğinin, Meclis tararından nasıl ve ne zaman seçileceğinin açıkça ifade edildiğini ve bunun herkesçe malum olduğunu kaydetti.
''BAZI KURUMLAR ÜSTÜN OLDUĞUNU VEHMETMEKTEDİR''
''Buna rağmen mevcut Anayasamız açısından hiçbir sorun yokken, yeni Cumhurbaşkanı'nı bu Meclis'in seçip seçemeyeceğini tartışmak, Meclisimizin meşruluk sorununu gündeme getirir ki bu asla kabul edilemez bir durumdur'' diyen Arınç, ülkenin yönetilme biçimi, erkler arasındaki gücün kullanımı, meşruiyetlerin dayanak noktalarının tartışma götürmez bir şekilde net olduğunu söyledi.
Bu konunun Anayasanın başlangıç bölümünde açıkça ifade edildiğini hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:
''Bu net açıklamaya rağmen bazı kurumlar, kendilerinin öncelikli olduğunu, hatta daha üstün olduğunu vehmetmektedir. Hatta bazı kurumlar, reform çalışmalarına karşı direnmişlerdir. Ne ilginçtir ki artık işlevini yitirmiş, yıllardır sorun üreten bir kurumun kaldırılması, bu kurumdan ve elitist, antireformculardan gelen tepkiler nedeniyle gerçekleştirilememiştir. Halkın büyük çoğunluğunun istediği bu değişikliğe karşın, yürütmenin azınlık antireformcuların talebini öncelemesi, ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Yüce Meclisimiz 84 yıl önce saltanat kurumunu kaldırmıştır. Ancak bugün ülkede bu kez 'kurumların saltanatı' hüküm sürmektedir.''
''KURUMLARIN MUTABAKATINI ARAYAN BAŞKA BİR ÜLKE YOK''
Özgürlüklerin genişletilmesinde, yasakların kaldırılmasında ve demokratikleşmede, Anayasa'ya uygun olarak Meclisin karar alması ve milletin mutabakatının temel iki zorunluluk olduğuna işaret eden Arınç, yeni bir düzenleme yapılmasında, Anayasa değişikliğinde kurumların görüşünü almanın başka, kurumların mutabakat şartını aramanın ise başka konu olduğunu kaydetti.
Arınç, ''Dünya üzerinde daha çok demokrasi için, sadece ''kurumların mutabakatını'' arayan demokratik başka bir ülke yoktur. Türkiye'de doğal bir durummuş gibi gösterilen bu tutumun, demokrasi anlayışımızı, özgürlüklere yaklaşımımızı ve hukuka olan inancımızın nasıl olduğunu açıkça gösterdiği inancındayım'' görüşünü ifade etti.
Büyük Önder Atatürk'ün ''Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'' sözünü hayata geçirmek için TBMM'nin, saltanat kurumunu kaldırdığını, düşmana karşı savaş verdiğini ifade eden Arınç, bundan sonra da bu ulvi ilke doğrultusunda Meclisin görevini kimseye bırakmadan sürdürmeye kararlı olduğunu kaydetti.
Özgürlüklerin genişletilmesi, yasakların kaldırılması için anlaşılmaz bir şekilde yıllarca kurumların mutabakatının beklendiğini belirten Arınç, ancak bazı kurumların katılımcı demokrasinin gereği olan ortak akılda buluşmak bir yana, görüş alışverişi için oluşturulan zeminleri bile reddettiğini söyledi. Bu durumda bazı kurumların, ''katılımcı demokrasi'' yerine, Türkiye için uygun gördüklerini iddia etmenin dayanaksız olmayacağını kaydeden Arınç, şöyle dedi:
''Bugün özgürlüklerin genişletilmesi için güçlü bir Anayasa değişikliği artık zorunlu hale gelmiştir. Tartışılan tüm konuları içine alan, daha özgür, daha demokrat, daha güçlü, daha mutlu bir Türkiye'nin inşasında gereken Anayasa değişikliği için ortak bir akıl oluşturmak gerekir. Tüm kurum, kişi ve kuruluşlar bu değişiklik için görüşlerini özgürce ifade etmelidir.
Ancak bir mutabakat aranacaksa sadece Yüce Meclis çatısı altında halkı temsil eden milletvekillerinin mutabakatının aranması gerekir. Eğer burada bir mutabakat sağlanamazsa gidilecek bir tek merci vardır, o da yüce milletimizin iradesidir.''
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 07:17