Gündem
  • 28.12.2003 14:21

''BAM DEPREMİ, İSTANBUL'U ETKİLER'' ENDİŞESİ...

SEDAT YILMAZ- FUNDA KESKİN İSTANBUL - Türkiye Jeofizik Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, İran'daki depremin Türkiye'yi doğrudan etkilemesinin mümkün olmadığını ancak, dolaylı şekilde etkisi olabileceğini söyledi. İHA muhabirine son dönemlerde yaşanan depremlerle ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Ercan, depremin ne zaman, nerede olacağını tahmin etmenin zor olmadığını, yerin gerektiği şekilde incelenmesi ve nabzının tutulması halinde depremin bilinebileceğini belirtti. 'Depremlere çare bulunamaz, bilinemez' sözünün yanlış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ercan, ''Jeofizik yapmayan bir insan deprem konusunda konuşamaz'' dedi. Zaman konusunda dahi tahmin yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Ercan, ''Yeterli veri toplamış olmamız gerekiyor. Söz gelimi 'İran'daki deprem Türkiye'de deprem yapabilir mi?' diye soruluyor. Doğrudan yapamaz, dolaylı yapar. Bir kırık etkin davranışını en çok 150 kilometre içinde gösterir. 150 kilometre dışında etkisi azalır. Ama yerin salınımı ile ilgili olarak uzak alan etkisi dediğimiz başka bir etkisi vardır. Her depremden sonra o depremin büyüklüğü ile uygun olarak görenin bir kısmı yerkabuğunun üzerine çıkarken çoğu yer altına gider. Çekirdeğe kadar uzanır. Bu yeri sallamaya başlar. Siz yerin üzerinde yaşıyorsunuzdur, bu sallamayı duymazsınız. Burada mekik hareketleri, burkulma hareketleri, şişme ve büzülme hareketleri yapar. İşte bu yerin sallaması havuzun içine atılan taşın oluşturduğu dalgaların durulması için bir zaman gerekiyorsa bunun durulması için 3-10 yıl arasındadır ve yer durulur ve tekrar durağan konumuna erişir. Ama bu yerin sallanması sırasında bir yerde yeterince basınç birikimi varsa bir kırık üzerinde bunu boşaltabilir, mutlaka boşaltır demiyorum, boşaltabilir. Hangisine, hangi yerde bunu söylemek zor. Etkisi dolaylı olarak böyle olabilir. Bir yerde büyük bir deprem olunca bunu hangi deprem kümeleri izleyecek diye genelde çekinirim'' diye konuştu. BAM DEPREMİ NASIL OLDU ? Türkiye'de Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu, Batı Anadolu Kırıkları ve Arap Kalkanı denilen ana kırıklar olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''Arap Kalkanı; Güneydoğu Anadolu'da Cilo ile Doğu Toros Dağları'nı oluşturan kesimdir. Buraya Bindirme Kuşağı da denir. Bindirme Kuşağı üzerinde depremler oluyor. Lice, K. Maraş, Hatay, Adana, Osmaniye bu Bindirme Kuşağı'nın üzerinde yer alıyor. Kuşak, Hakkari Yüksekova'nın olduğu yerde Zağros Dağları adını alıyor. Doğu Toroslar adıyla da İran'a giriyor. İran'da Basra Körfezi ucuna kadar olan bu dağ oluşumu gerçekleşmiş. Bu dağ oluşumunun nedeni Kızıldeniz'in yıllık 3 santimetre kuzey doğuya doğru açılması, itmesi ve kabuğu sıkıştırıp dağları oluşturmasıdır. İşte bu sıkıştırma sonucunda o bölümde bazı ters kırıklar ve doğrultu atımlı kırıklar oluşuyor. Tabi bu kırıkların oluşması için orada yeterince basıncın birikmiş olması gerekir. Basınç yerin direncini yendiği anda deprem oluyor. Bem depremi de böyle olmuştur'' dedi. Bölgede öncü depremlere bakıldığında deprem yığılmalarının dikkat çekeceğini belirten Prof. Dr. Ercan, ''Deprem yığılmaları gerilmenin nerede biriktiğini gösterir. Yerin başına gelip gelmeyeceğini biz jeofizikçiler dünya çapında ve ülke çapında deprem ölçerleri yerleştirerek yerin nabzını ölçeriz. Dolayısıyla İran'daki yerin nabzı artmıştı. Orada bir depremin olacağı belliydi, oldu. Dünyanın her tarafında bu hareketleri izliyoruz. Bir Türk bilim adamı kalkıp İran'da bir deprem olacak demez. Bu, İran'daki ilim adamlarını ilgilendirir. İkinci derecede diğer ülkelerin ilim adamları ilgilidir'' diye konuştu. ''TAHMİN EDİLEMEZ SÖZÜ YANLIŞ'' ''Depremler tahmin edilemez'' sözünün yanlış ve gerçekçi olmadığına işaret eden Türkiye Jeofizik Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''Depremlere çare bulunabilir. Bugüne kadar çok büyük adımlar atabilirdik. Ama çare bulunamaz, bilinemez hala basının ağzında dolaşıyor. Bu doğru değil. Kışın geleceği, güneşin doğacağı nasıl biliniyorsa, deprem de önceden bilinebilir. Ancak o konuda çalışma yapmanız gerekir. Yerin nabzını, elektrosunu, MR'nı çekmeden depremleri bilemezsiniz. Yerle konuşmanız gerekiyor. Yerdeki davranış biçimlerinin incelenmesi gerekiyor'' dedi. Konuyla ilgili Gölcük depremini örnek veren Türkiye Jeofizik Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ercan, ''Kovanın en fazla yer olduğu Gölcük. Patlama burada oldu. Bu hissel kablel vuku ile değil ki. Söylüyorsun, seni biri yalanlıyor. Biri çıkıyor 'Olmaz bu iş' dediği anda sulanıyor. Herkes bağı yemeye değil bağcıyı dövmeye geliyor. Şu güneş tutulması, şu yerdeki yamulmanın sıçradığı yer yüzde 18 ve aşağıdan sayıyorsun 4 gün sonra Gölcük depremi patlıyor. Kaç gün önce söylemişiz iki hafta önce. Bakın su düzeyine bakın. Deprem bölgesindeki bir gün önce su düzeyindeki değişiklik. Bunlar devletin kendi verileri. Bakın bu da Düzce cinayeti. Biz deprem Düzce'de olacak dediğimiz zaman Celal Şengör, Naci Görür 'Hayır Düzce'de değil, Marmara içinde olacak' diyorlardı. İşte Düzce'niik böyle olabilir. Bir yerde bn görüntüleri. Bunun sebebi yeterlak bir deprem olunca bunu hangi depi şekilde deprem dersi alınmamasından kaynaklanıyor. Aykut Barka bu işi bilen bir kişiydi. Her ne kadar jeolog olsa da daha sonra da jeofizik de yapmıştı. Dolayısıyla jeofizik yapmayan bir insan deprem konusunda konuşamaz'' diye konuştu. ''DEPREMİN NEREDE OLACAĞI BİLİNİR'' Depremin kuralları olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ercan, bir yerde belli büyüklükte bir deprem olmuşsa gelecekte de aynı büyüklükte deprem olacağını, geçmişteki depremlere bakarak nerelerde, ne büyüklükte kırılmaların olacağının bilindiğini söyledi. Prof. Dr. Ercan, ''Biz Türkiye'de nerelerde öncelikle deprem olacağını biliyoruz. Yer, büyüklük ve ad olarak bilebiliyoruz. Kaldı ki, Marmara içinde olacak deprem için de kestirmeyi öyle yapıyoruz. Biz buna sismolojik çalışmalar diyoruz. Bu çalışmalardan sonra öncelikli deprem beklenen yerlerde bu kez yakın jeofizik gözlem duraklarını oluşturuyoruz. Yerdeki depremcik çıkışlarının sayısını, zamanını ve yerini, yerdeki sismig dalga geçiş hızındaki değişimi, radon gazı çıkışını, yer altı suyu yükselişini gibi yaklaşık 15 değişkene bakıyoruz. En son bitki ve hayvanların davranışlarındaki değişiklikler. Onlar özellikle depremden önce çok fazla değişebiliyor. Bütün bunları biriktirerek birarada yorum yaptığınızda depremleri kestirebiliyoruz'' dedi. ''Deprem Nasıl Bilinir?'' adlı kitapta Gölcük depreminin nasıl bilineceğini yazdığını, Gölcük depremi de önceden bilinen bir deprem olduğunu belirten Prof. Dr. Ercan, ''Bunu depremden 10 gün önce HBB televizyonunda sundum, daha önce de Inter Star'da sunmuştum. Ama bağıra bağıra geldi ve 20 bin kişi öldü'' diye konuştu. Şu anda da Türkiye'nin neresinde depremin olacağını bildiklerini, zamanlama konusunda da çalışma yaptıklarını vurgulayan Prof. Dr. Ercan, ''Zamanlama konusunda o bölgede çalışma yapmamız gerekiyor. Birileri bizi desteklemesi lazım. 1999 depreminden sonra gerek yayınlarda gerek araştırmalarında ben hiçbir devlet kuruluşundan bir kuruş destek almış değilim. Bilime öncelik, destek vermeleri gerekiyor'' dedi. Prof. Dr. Ercan depremlerin yerin içinde mağmadaki ve yer üstündeki kabuk hareketlerinden kaynaklandığını, uzaysal boyutunun daha küçük olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Ercan, içinde bulunduğumuz aylarda arka arkaya gelen depremlerin bir olağanüstülük oluşturmadığını, yaklaşık her yıl dünya üzerinde 350 adet atom bombasına yakın bir enerjinin boşaldığını, bunun da normal boşalmalar olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''Ama küme ve birbiri arkasına meydana gelen depremler vardır. Bu süre içerisinde yaşıyoruz. Olay biraz daha sürecek'' diye konuştu. DEPREMLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR Depremle ilgili iki türlü araştırma yaptığını belirten Prof. Dr. Ercan, ''Biri sismolojik araştırmalar, ikincisi mühendislik çalışmaları. Sismolojik araştırmalar geçmişte olan büyük depremlerin bugün (Marnet) ağı ile yani Kandilli'nin oluşturduğu Marmara.network'un kurduğu bir sistemle takip ediyoruz. 1982 yılından beri çalışıyor Marmara'nın çevresinde. Bu sistemle oradaki depremcikleri günü gününe izliyorum. İstanbul ve Marmara Bölgesi'nde yerin davranışlarını ölçüyorum. O nedenle İstanbul ve Marmara'da yerin davranışlarını bik böyle olabilir. Bir yerde belirleyen bir harita çıkardım. Yani deprem olursa en çok nak bir deprem olunca bunu hangi depereyi yıkar ? Bunu mahalle mahalle belirlemiş durumdayız. Mesela İstanbul'un Anadolu yakası yüzde 35 daha az hissedecek depremi. Kırık yerler, kırık boylar nereler, Marmara içinde deprem nerede, ne zaman patlayacak, ne gibi önlemler alınması konusunda yayın yapıyorum. Yeni yayınlarımızla da bu çalışmalarımı destekliyorum. Bu kitaplar daha çok halk ve siyasiler için çıkardığım kitaplar, yemek kitabı gibi'' diye konuştu. İSTANBUL'A İYİ HABER Marmara'da 1999 yılında kırılmanın büyük kısmının gerçekleştiğini ve bunun İstanbul için iyi bir haber olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''Kırık Hersek burnunda kalmadı. Oradan Yalova, Çınarcık, Esenköy ve Bozburun'a kadar uzandı. Orada bekliyor. İmralı'nın olduğu yerde başka bir deprem oluşturacak, daha sonra batıya doğru gidecek. Diğer bir kol ise çatal yaptı. O çatal Yalova ile Çınarcık arasında bir dönüş yaptı, İstanbul'a doğru geldi. Çınarcık Çukuru'nun kuzeyinden ona Orta Marmara Çukuru da diyebiliriz. Çukurun kuzeyinden Heybeli'nin sınırına kadar geldi. Heybeli'den 5 kilometre daha batıda. Orada durdu. Onun tam hizasında olan kısım Avcılar. Eğer Adalar kolunu kırmasaydı, Avcılar yıkılmayacaktı'' dedi. Şimdi İstanbul'da olacağı tahmin edilen depremin doğu-batı istikametinde olacağını ve deprem döndüğünde iki parça şeklinde bir kırılma gerçekleşeceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Ercan, ''İlk deprem Küçükçekmece ile Sivriada arasında olacak. Depremin büyüklüğü 6.4 ve 6.5. Büyükçekmeyece'ye kadar kırılacak. Bu İstanbul depremi, 6.5 şiddetinde olacak. Ondan sonra kırılmamış bir parça kalacak, şimdi bıngıl bıngıl oynuyor. Oldukça nabzı yüksek ve gevrek olduğu görülüyor. Ama enerji buraya geçemediğinden burası kırılamıyor. Burayı kırarken biraz büyük kıracak 7, 7.2 gibi. Bunun merkezi Eminönü'ne uzaklığı 100 kilometre. Demek ki İstanbul'a korkulu rüya gösteren iki deprem var. Bunlardan biri küçük, Sivriada Küçükçekmece önünde, diğeri daha büyük Marmara Ereğlisi önünde. Bunların ikisini de göreceğiz'' diye konuştu. Prof. Dr. Ercan, Marmara'da tansiyonun yüksek olduğunu, Mar.net verilerinin 1990 öncesinde yıllık bazda 1000 tane olan depremcik sayısının 1999 öncesi 2500'e çıktığını, 2002-2003 arasında geçen yıl da 3500'e çıktığını söyledi. Prof. Dr. Ercan, ''Bu gösteriyor ki Marmara'da birikim artıyor. Bu şaşırtıcı bir olay değil. Artık sıra Orta Marmara'ya gelmiştir. Patlayacak kısım da burasıdır'' dedi. Prof. Dr. Ercan, Türkiye'nin bilimsel olarak büyük ölçüde depremlere hazırlıklı olduğunu, Türkiye'de 9, 9.2 ya da 8, 8.5 şiddetinde depremlerin olacağına katılmadığını, çünkü geçmişte 8 büyüklüğünde Türkiye coğrafyasında depremin meydana gelmediğini söyledi. Prof. Dr. Ercan, ''Anadolu birinci derecede deprem ülkesi değil. Pasifik bölgesi birinci derecede deprem bölgesidir'' diye konuştu. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:20

İLGİLİ HABERLER