KAYNAK : Haber Vitrini
ZAFER ÇAKMAK
ANKARA - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı Engin Akçakoca, özel bankalarla ilgili operasyonu Haziran ayında sona erdirmek istediklerini belirterek bu süre sonunda sermaye yeterlilik rasyonunun yüzde 5'i üzerine çıkaramayan bankaların yönetim ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na geçeceğini söyledi.
Vakıf 2000 tarafından düzenlenen 'Türk Bankacılık Sisteminin Temel Sorunları ve Bankacılık Sektörünü Yeniden Yapılandırma Programı' konulu panele katılan BDDK Başkanı Engin Akçakoca, BDDK'nın en büyük KİT olmadığını ancak en canlı kurum olduğunu belirtti. Son 50 senenin sorunlarını 8 aydır çözmeye çalıştıklarını söyleyen Akçakoca, "50 senelik bir aysbergi 8 aydır düzeltmeye çalışıyoruz. Bu kadar kısa sürede düzelmesi fizik olarak mümkün değil" diye konuştu. Programa başlarken 5 sene sonra 500 milyar dolarlık bir bankacılık sistemi hedeflediklerini ve sistemin yüzde 25'inin yabancı bankalardan oluşmasını beklediklerini ifade eden Akçakoca, bankaların reel sektörle arasını düzelterek asli görevini yapan bir sisteme kavuşması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin birinci sorununun öz kaynak meselesi olduğunu kaydeden Akçakoca, bankacılık sisteminin bu hale gelmesinin de özkaynak sorunundan kaynaklandığını ifade etti. Özel bankaların güçlü bir yapıya kavuşturulması için çeşitli tedbirler aldıklarını hatırlatan Akçakoca, özel bankaların sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla sağlanacak sermaye desteğinin yöntem ve koşulları hakkında bilgi verdi. Sermaye desteğinin iki şekilde yapılacağını kaydeden Akçakoca bunlardan birisinin ana sermaye oranını yüzde 5'e çıkarmak için ortaklarca ödenecek tutarı aşmamak üzere doğrudan sermaye konulması, ikincisi ise sermaye yeterlilik oranını yüzde 9'a çıkarmak için hisse senedine dönüştürülebilir tahvil karşılığı ve 7 yıl vadeli sermaye benzeri kredi sağlanması şeklinde olacağını belirtti.
30 Eylül 2001 bilançolarına göre sektördeki payın asgari yüzde 1 olan ve sektör payı yüzde 1'in altında olan ancak ana sermaye oranlarını yzde 5'e çıkarmış olan bankaların bu destektan faydalanabileceğini anlatan Akçakoca şunları söyledi: "Herşeye rağmen öz kaynağı ekside kalan bankalar bugüne kadar olduğu gibi fona alınacak. Sermaye yeterlilik rasyonunu yüzde 5'e çıkaramayan bankaların yönetim ve denetimi yine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na geçecek. Hedef Haziran sonunda yüzde 8 yeterlilik oranına sahip bankalardan oluşan bir sisteme kavuşabilmek." Akçakoca bunun için sıkı bir denetim düzeni getirdiklerini de belirterek bankaların önce bağımsız denetim kuruluşlarının özel denetimden geçeceğini ikinci aşamada ikinci bir bağımsız denetim kuruluşunun uygunluk denetimine tabi tutulacağını son olarakta BDDK'nın nihayi denetimi yapacağını söyledi. Akçakoca bu operasyonu Haziran ayı sonunda bitirmeyi planladıklarını söyledi.
Hayatını sürdürebilecek olan reel sektör üyelerinin kredilerinin yeniden yapılandırılmasının firma ve bankalar için büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akçakoca, bu konudan geri adım atılmaması ve İstanbul yaklaşımının mutlaka çalıştırılması gerektiğini vurguladı. Akçakoca, "Sistemin başarısı için İstanbul yaklaşımının çalışması, bankaların firmalara olumlu yaklaşması, firmaların bankaların isteklerine anlayış göstermesi çok önemli" diye konuştu.
"BANKA YÖNETİCİLERİ MEVDUATLARI KENDİ PARALARI GİBİ GÖRDÜ"
Akçakoca, sermaye yeterlilik rasyonunu yüzde 8'e çıkaramayan bankaların birleşmesi gerektiğini vurguladı.
Vakıf 2000 tarafından Hilton Oteli'nde düzenlenen 'Türk Bankacılık Sisteminin Temel Sorunları ve Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı' konulu panele konuşmacı olarak BDDK Başkanı Engin Akçakoca'nın yanı sıra Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin, gazeteci Ercan Kumcu, Yapı Kredi Bankası Yönetim Kurulu üyesi Ali İhsan Karacan ve Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Nihat Özdemir katıldı. Paneli bazı milletvekilleri ile bankacılılık sektörünün temsilcileri de izledi.
"BANKA YÖNETİCİLERİ MEVDUATLARI KENDİ PARALARI GİBİ GÖRDÜ"
Panelin açılışında bir konuşma yapan Vakıf 2000 Yönetim Kurulu Başkanı ve Maliye eski Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin, Türkiye'nin, geçmişi 19.yüzyıla dayanan köklü bir bankacılık geleneğine sahip olduğunu belirterek Cumhuriye'le birlikte zaten çok kıt olan ülke kaynaklarının yatırımlara yönelmesinde bankaların düzenleyici rol üstlendiklerini ifade etti. Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar sermaye yetersizliği, nitelikli iş gücü eksikliği, az gelişmiş toplum yapısı ve siyasi kadroların populist politikalarının finansmanını bankalara yükleme eğiliminin, bankacılığın beklenen gelişmesine engel olduğunu anlatan Alptemoçin, bazı dönemlerde tapladıkları mevduatın yüzde 50'ye yakın bölümünü mevduat munzam karşılığı ve disponibilite yükümlülüğü adı altında kamuya aktarmak zorunda kalan bankaların, zaman zaman da kamu otoritesi tarafından kıt kaynakların çarçur edilmesine alet edildiklerini söyledi. Özellikle 1990'lı yılların başından sonra yetersiz bütçe imkanları nedeniyle ödenemediğinden dolayı biriken görev zararı alacaklarının, 2000 yılının sonu itibariyle kamu bankalarının aktiflerinin yüzde 50'sini oluşturduğunu hatırlatan Alptemoçin, böyle bir ortamda bazı bankaların sermaye sahipleri ve yöneticilerinin de giderek başkalarının mevduatlarını kendi paraları gibi görmeye ve kendi paralarını kullanma rahatlığı içinde girişimlerde bulunmaya başladıklarını kaydetti. Yüksek enflasyon döneminde elde edilen banka karlarının çoğu zaman rasyonel olmayan bir şekilde israf edildiğini söyleyen Alptemoçin, yapılan yanlışların, bankacılığın, kamunun gözetim ve denetiminden uzak kalmasına yol açtığını ifade etti. Alptemoçin, "Bütün bunların üzerine ekonomi yönetiminde yapılan yanlışlıklar, koalisyon ortakları arasında görülen uyumsuzluklar, kamu yönetimine olan güvenin hızla azalması ve sonunda Anayasa kitapçığının havada uçuşması ülkemizin tarihinde karşılaştığı en büyük krizin yaşanmasına sebep olmuştur. Türkiye bunun bedelini acı bir şekilde ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir" diye konuştu. Alptemoçin, bankacılık sisteminin rehabilite edilmesinin önemine de dikkat çekerek, reel sektörün canlanıp yaşayabilmesinin ancak güvenilir ve güçlü bir bankacılık sistemiyle, canlı bir ekonominin ise ancak güçlü ve rekabet edebilir bir reel sektörle mümkün olduğunu vurguladı.
"FON BANKALARINA BORÇLARI OLANLARLA 1.7MİLYAR DOLAR TUTARINDA GERİ ÖDEME ANLAŞMASI YAPILDI"
Alptemoçin'in konuşmasının ardından panele geçildi. Panelde ilk sözü alan BDDK Başkanı, Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı hakkında bilgi verdi. Bankacılık sektörünün yapılas sorunlarının başında istikrarsız makroekonomik ortam, özkaynak yetersizliği, parçalı bankacılık yapısı, kamu bankalarının sistem içindeni payının yüksekliği, zayıf aktif kitlesi ve saydamlık eksikliğinin geldiğini anlatan Akçakoca, bunların sonucunda bankaların aktif işlevlerini yerine getiremez ve likidite, piyasa ve kredi risklerine aşırı duyarlılık gösterir hale geldiğini ifade etti. Yeniden yapılandırma programının üç temel unsurunun, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması, mali bünyesi zayıflayan bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) alınması ve özel bankaların güçlendirilmesi olduğunu belirten Akçakoca, bu süreçte kamu bankalarının sermaye yapılarının güçlendirildiğini, gecelik borçlanmanın sıfırlandığını, görev zararlarının tasfiye edildiğini, görev zararı oluşumuna yol açan kanun ve kararnamelerin iptal edildiğini, sağlanacak destekler için bütçeye ödenek konulmaya başlandığını ve mevduat ve kredi faiz oranlarının piyasa şartlarına göre belirlenmeye başlandığını anlattı. Öz varlıkları eksiye düşen, zararları özkaynaklarını geçen, faiz piyasalarını ve kur piyasalarını bozan bankaların TMSF'na alındıklarını hatırlatan Akçakoca, TMSF'deki bankaların kredi dosyalarının TMSF Tahsilat Dairesi'ne aktarıldığını, bu bankaların alacaklarından toplam 909 milyon dolarlık kısmının tahsil edildiğini ve Fon bankalarına borçlu olanlar ile geri ödeme anlaşmaları yapılarak 48 borçlu firmadan 1.7 milyar tutarındaki alacağın, geri ödeme planı çerçevesinde protokole bağlandığını ifade etti.
"SERMAYENİN BİZZAT GÖZLER ÖNÜNE KONULMASI GEREKİYOR"
Akçakoca, özel bankaların güçlü bir yapıya kavuşturulması için başlatılan girişimleri de anlattı. Özel bankaların 31 Aralık 2001 tarihi itibariyle 1.8 katrilyon lira tutarında sermaye artışı gerçekleştirmelerinin sağlandığını, özel bankaların ellerinde fitili yanan bir dinamit gibi duran bilanço içi açık pozisyonunun 8.4 milyar dolardan 1.3 milyar dolara indirildiğini ve bankalarla reel sektörü buluşturan Finans ve Üretim Danışma Kurulu'nun oluşturulduğunu söyleyen Akçakoca, ikinci aşamayı ise yaşayabilir nitelikte ve belirli koşulları sağlayan özel bankalara kamu tarafından sermaye desteği sağlanmasının ve sorunlu aktiflerin çözümünü hızlandırıcı mekanizmaların hayata geçirilmesinin oluşturduğunu belirtti. Akçakoca, "Bu iş ciddi iş, özkaynak işi. Sermaye gerekiyor ve sermayenin de bizzat gözler önüne konulması gerekiyor. Çünkü güçsüz bir mali sektörün hiçkimseye faydası olmadığı gibi zararı sözkonusu" diye konuştu. Olumsuz ekonomik koşulların, duran aktifleri nakde çevirme olanağını kısıtlaması, yapılan sermaye artışlarına rağmen azkaynakların reel olarak önemli oranda erozyana uğraması ve bunun sonucunda bankacılık sekrötü krizi-reel sektör krizi sarmalının oluşması nedeniyle bankalara sermaye desteği verilmesi gerektiğine işaret eden Akçakoca, sektördeki payı asgari yüzde 1 olan ve sektör payı yüzde 1'in altında olup ana sermaye oranlarını yüzde 5'e çıkarabilen özel bankaların bu destekten faydalanabileceklerini ifade etti. Sermaye yeterlilik rasyonunu yüzde 5'e çıkaramayan bankaların ise TMSE'na alınacağını belirten Akçakoca, Haziran ayı sonunda yüzde 8 yeterlilik oranına sahip bankalardan oluşan bir sisteme kavuşmayı hedeflediklerini anlattı. Akçakoca, operasyonun Haziran ayı sonunda tamamlanmasının planlandığını, bu sürenin sonuna kadar bankaların titizlikle denetleneceğini anlattı. Birinci denetimin bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılacağını ve Nisan ayında sona ereceğini, ikinci denetimin ikinci bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından yapılacağını ve bu denetimin ardından 15 Mayıs'ta bankalara sermaye desteğine katılıp katılmayacakları konusunda bir yazı yazılacağını kaydeden Akçakoca, nihai denetimin ise BDDK tarafından gerçekleştirileceğini ifade etti. Son 8 aydır bankaların off-shore'larının bile BDDK murakıpları tarafından yerinde denetime tabi tutulduğunu vurgulayan Akçakoca, bu operasyon sonunda bütün müeyyidelerin uygulandığı bir denetim sistemine geçmeyi amaçladıklarını söyledi.
Akçakoca, ayrıca İstanbul yaklaşımının çalıştırılmasının önemine de işaret ederek bu konuda geri adım atılmaması gerektiğini ifade etti. Hayatını sürdürebilecek olan reel sektör üyelerinin kredilerinin yeniden yapılandırılmasının hem firmalar hem de bankalar için önem taşıdığına dikkat çeken Akçakoca, sistemin başarısı için İstanbul yaklaşımının çalıştırılması ve bankalarla reel sektörün birbirine karşı anlayışlı olması gerektiğini kaydetti.
Akçakoca'nın ardından söz alan diğer panelistler de bankacılık sisteminin sorunları ve çözüm yolları hakkında görüşlerini dile getirdi. Panelistler bazı konularda BDDK'nın icratlarını da eleştirdi.
"İSTANBUL YAKLAŞIMI DA YÜRÜYECEK KARŞILIKLAR DA AYRILACAK"
Panel'in soru cevap bölümünde tekrar söz alan Akçakoca, diğer panelistlerin eleştirilerine cevap verdi. Akçakoca, Karşılıklar Yönetmeliği ile ilgili eleştirileri şu sözlerle cevapladı: "Sistem karşılıklardan yana sancı içindedir. Teminata dayalı bir kredi sistemi kurmuşuz. Dünyada bunu uygulayan başka bir ülke yok. Bütün olay gerçek karşılğı ayırmamızda. Bugün bu programın pivotu bu. Bunu izlemek için üçlü bir denetim kuruyoruz. Bundan sonra sermayenin kurulması gerekiyor. İstanbul yaklaşımı da yürüyecek, karşılıklar da düzgün bir şekilde ayrılacak".
Akçakoca, bankalarda yüzde 8 sermaye yeterlilik oranı aranmasına yönelik eleştirilere ise şöyle cevap verdi: "Bu işin temelinde sermaye yeterlilik rasyosu yatıyor. Bizim sermaye yeterlilik rasyomuz ekonomik sermaye yeterlilik rasyosudur. Riske maruz değer cüzerinden gideceğiz. Bundan iyi bir oran yoktur. Ben de bulamıyorum, dünya da bulamamış. Gönlümde yüzde 8 değil yüzde 12 yatıyor. Çünkü sermaye yoğun bir iş. Bu orana çıkaramazsak biz bankaları birleştireceğiz"
Akçakoca, bir dönem Genel Müdürlüğünü yaptığı Demirbank'ın Fon'a devredilmesi ile ilgili yorumlara da açıklık getirdi. Akçakoca, Demirbank olayının yüksek açık pozisyon ve yüksek bono portföyüne yakalanmış olmasından kaynaklandığını belirterek "Taahhütler karşılanamadığı için pırıl pırıl bir banka bir gecede yokolup gitti" dedi.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 15:35