Gündem
  • 17.10.2014 21:04

Başbakan'dan çözüm süreci açıklaması

Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Mehmet Görmez ile basın toplantısı düzenleyen Davutoğlu, Hac görevini yerine getiren hacıların ibadetlerini tebrik etti. Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan aldığı brifingleri aktaran Davutoğlu, IŞİD gibi yapıların İslam'ın dünyada yanlış algılanmasına yol açtığını belirterek, "Bugün çok az bir dini bilgi ile insanlar dini konuda kendini bir anda her türlü hükmü verebilecek konumda görmeleri gibi yanlış bir kanaat cereyan etmişse bu bilgi anarşisi aslında dini şiddete yola açıyor. IŞİD ve benzeri yapılar, diğer yapılarda İslam'ın dünyadaki algısını da etkileyecek sonuçlar doğurabiliyor" diye konuştu.

Abdullah Öcalan'a resmi müzakereci statüsü verilecek, iddiaları sorulan Davutoğlu, "Herhangi bir şekilde statü değişikliği gibi bahsettiğiniz tarzda haberlerin aslı yoktur. Gerçekle de bağdaşmaz. Resmi müzakereci vs gibi. Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda her şeyden önce toplumsal dokumuzun ve temsilcilerimizin bu süreci yeniden ve daha güçlü bir şekilde sahiplenmesi önemli. En kısa sürede netice alacak şekilde bu mekanizmaları işletmemiz önemli" dedi.

"DİYANET İŞLERİ BİR KAMU GÖREVİ YERİNE GETİRMEKTEDİR"
Diyanet işleri başkanlığının en köklü kurumlardan biri olduğunu belirten Davutoğlu, "Çok geniş bir kamu görevini yerine getirmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın kamu görevi vardır hem dini bilginin yaygınlaşması görevi vardır hem yurt dışındaki vatandaşlarımızın daha da uzak coğrafyalardaki dindaşlarımızın yurt dışında yürüttüğü son derece asli görevler vardır. Hem dini bilginin sağlıklı bir şekilde temin edilmesini sağlayacak eğitim görevi vardır. Kendini yenilemesi gereken bir kurumdur. Statik bir kurum değildir kesinlikle. Uluslararası toplumdaki her değişikliğin etkilediği sosyal kültürel manevi ortam söz konusu. beklediğimiz temel görev bu etkiler çerçevesinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verilmesidir" ifadelerini kullandı.

"CAMİ MİMARİSİNE ESTETİK BOYUT KAZANDIRACAK DENETİM MEKANİZMASI KURMA İHTİYACI VAR"
Camiler Haftası olması dolayısıyla camilere mimari açıdan bir estetik kazandırılması gerektiğini ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve belediyeler ile bu konuda ortak adım atacaklarının sinyalini veren Davutoğlu, "Atanmış din görevlisi kavramının yerine gönüllü görev ifa eden ve aşkla görevi ifa eden bir memur görevlinin ötesinde kültürel sürekliliği aşkla sağlayan bir din görevlisi anlayışının yerleşmesi büyük önem taşıyor. İslam bir estetik dinidir. Sosyal kültür açısından barış dinidir. Dolayısıyla İslam'ın herhangi bir şekilde yurt içinde ve yurt dışında şiddetle terörle ilişkilendirilmesine karşı hepimiz tam bir seferberlik halinde hareket etmeliyiz. Mimari açıdan ise bir estetik dinidir. Mimari kargaşanın sürdüğü herkesin istediği tarz bir mimari anlayışla bina anlayışı mimari diyemeyeceğimiz şekilde sadece bir şeyi inşa etmeye dayalı. Bunların hepsini ele aldık. Cami mimarisine bir estetik boyut kazandıracak bir denetim mekanizması kurma ihtiyacı var. Camilerimizin sadece devlet mimarisi gibi beli saatlerde açılıp kapanan camiden hemen sonra görevi biten bir mekan olmaktan çıkarılıp sosyal işlevi yoğun, toplumun her kesimine hangi inanca mezhebe ait olursa hiç fark etmeden kendisini o sosyal çevrenin bir parçası olarak adledebileceği bir niteliğe dönüşmesi önem taşıyor" diye konuştu.

"IŞİD BENZERİ YAPILAR İSLAM'IN DÜNYADAKİ ALGISINI ETKİLEYECEK SONUÇLAR DOĞURABİLİYOR"
Dini konuda eksik bilgilerin ve IŞİD gibi yapıların İslam'ın yanlış algılandığını savunan Başbakan Davutoğlu, "Bugün çok az bir dini bilgi ile insanlar dini konuda kendini bir anda her türlü hükmü verebilecek konumda görmeleri gibi yanlış bir kanaat cereyan etmişse bu bilgi anarşisi aslında dini şiddete yola açıyor. IŞİD ve benzeri yapılar, diğer yapılarda İslam'ın dünyadaki algısını da etkileyecek sonuçlar doğurabiliyor" dedi.

"HER TÜRLÜ MEZHEPÇİLİĞE KARŞIYIZ"
Her türlü mezhepçiliğe karşı olduklarını aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Biz her türlü mezhepçiliğe karşıyız. mezhepçiliğin İslam'ın temel birliğine ve beraberliğine aykırı olduğuna inanırız. Kim mezhepçiliği körüklüyorsa aslında şiddeti körüklüyordur. Bizim İslam anlayışımıza da ne büyük tehditi yapıyor demektir. Hac ibadetini yapanlar Arafat'ta sağındakine solundakine hangi mezheptesiniz diye sormadan bu ibadeti ifa ettiler. Yakın zamanda hep beraber Muharrem ayını idrak edeceğiz. Birlikte Ramazan orucu gibi Muharrem orucu da tutacağız. Bu barış anlayışını dünyaya yayma konusunda da Diyanet İşleri Başkanlığımızın yürüttüğü faaliyetlere de önem veriyoruz. İslam dünyasının içinden ve dışından kaynaklanan dini yanlış anlamaktan kaynaklanan birçok meydan okumalarla karşı karşıyayız. Böyle bir konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın gerek iç barışımızın korunması çözüm süreci de dahil olmak üzere Türkiye'deki bütün toplum kesimlerinin ortak değerlerinin muhafaza edilmesi bunların devam etmesi lazım"

"ÇÖZÜM SÜRECİ KARARLILIKLA DEVAM ETTİRİLECEK"
Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ahmet Davutoğlu, çözüm sürecine ilişkin Ak Parti Sözcüsü Beşir Atalay'ın da ifade ettiği hareketliliğin ne olacağı sorusu için, "Son çözüm süreci toplantımızda son yaşanan gelişmeler dahilinde çözüm sürecinde nerede olduğumuz konusunda bir değerlendirme yaptık. Bu değerlendirmeler sonucunda birtakım adımlar söz konusu oldu. Kararlı tutumuzu bir kere daha vurgulamak isterim. Çözüm süreci bizim kimseden izin almadan kendi irademizle başlattığımız bir süreçtir. Kimsenin de tutumuna bakmadan kendi irademizle yürüteceğimiz bir süreçtir. Nasıl başlatırken kimseden izin almadık. Durdurma ya da yürütme konusunda kimsenin tutumuna bunu bağlı kılmayız. Çözüm süreci kararlılıkla devam ettirilecek. Çözüm sürecindeki muhataplar tek eksenli muhataplar değildir. Bütün taraflarla yaptığımız reformlarla toplumsal tabanda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çözüm sürecini herhangi bir şekilde kamu düzensizliğine kanunsuz faaliyetlere bahane ya da gerekçe gibi gösterme çabasına da izin vermeyeceğiz. Kamu düzeni sağlanacak. Çözüm süreci devam edecek" şeklinde konuştu.

"STATÜ DEĞİŞİKLİĞİ HABERLERİNİN ASLI YOKTUR"
Abdullah Öcalan'a resmi müzakereci statüsü verileceği yönündeki iddia ve yorumlarla ilgili sorulan bir soruya Davutoğlu, "Herhangi bir şekilde statü değişikliği gibi bahsettiğiniz tarzda haberlerin aslı yoktur. Gerçekle de bağdaşmaz. Resmi müzakereci vs gibi. Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda her şeyden önce toplumsal dokumuzun ve temsilcilerimizin bu süreci yeniden ve daha güçlü bir şekilde sahiplenmesi önemli. En kısa sürede netice alacak şekilde bu mekanizmaları işletmemiz önemli" diye yanıt verdi.

"SÜRECİ SAHİPLENENLERİ SESİNİ YÜKSELTMEYE DAVET EDİYORUM"
Pazar günü Akil İnsanlar Heyeti ile gerçekleştireceği görüşmenin detayları sorulan Davutoğlu, "Çözüm sürecine ivme katmak bağlamında Akil Adamlar toplantısı için arkadaşlara talimat verdim. Benim de zaten planladığım bir görüşmeydi. Bu pazar birlikte görüşeceğiz. Genelde prensip olarak aynı isimlerden oluşuyor. Bulundukları konum gereği davet edilen isimler varsa o konumda bir görev değişikliği olmuşsa belki o tarz bir değişiklik olur. Onun dışında aynı isimlerle pazar günü istişare edeceğiz. En önemli şey çözüm sürecinde psikolojik boyut. Son şiddet eylemleri ile bu psikolojiyi yok etmek istediler. Psikolojiyi tekrar inşa edebilmek için sadece hükümetin atacağı adımlar yeterli olmaz. Toplumsal duyarlılığın arttırılması için Akil İnsanlar Heyetine ihtiyacımız var. Son şiddet eylemleri bu sürece darbe vurmak istedi. Şimdi bu süreci sahiplenen herkesin açıkçası ortaya çıkmaya sesini yükseltmeye davet ediyorum. Bu sürece inananların çıkıp o şiddeti lanetlemesi ve çözüm sürecinin devam etmesi gerektiği konusundaki iradesini beyan etmesi gerekir" ifadelerini kullandı.

"GÜVENLİ BÖLGELER, ASKERİ DEĞİL İNSANİ BÖLGELERDİR"
Türkiye'nin güvenli bölge talebi ve güvenli bölgenin oluşma koşulları ve basında yer alan güvenli bölge ile ilgili haritalar hakkında değerlendirmede bulunan Davutoğlu, "Basında yer alan bizim güvenli bölge tanımlamamızı sınırlayan ya da onlarla onu ortaya koyan haritalar değil. Üretilmiş haritalardır. Bizim tarafımızdan harita böyledir diye bir tanımlama olmadı. Türkiye'ye dönük olarak mülteci akımlarının olduğu her yerde belli çizgilerde güvenli bölge ihtası gerekli olabilir dedim. Türkiye'ye şimdiye kadar mülteci nerelerden geldi? Tel Abyad'dan geldi. Şimdi nereden geliyor? Kobani'den geliyor. İleride nereden gelebilir. Haseke'den veya başka yerden gelebilir diyerek bir ilkeye dikkati çektim. Güvenli bölgenin insani bölgeler olduğu askeri bölgeler değil de insani bölgeler olduğu bölgeler. Sivil akışlarının olduğu yerlerde sınırlamaya çalışın. Bu harita bizim tarafımızdan herhangi bir diplomatik müzakerede kullanılmış haritalar değil" dedi.

"AKİL ADAMLAR HEYETİYLE BU PAZAR GÖRÜŞECEĞİZ"
Davutoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:
"Yine bu çerçevede çözüm sürecine ivme katmak bağlamında akil adamlar toplantısı yapılacak, benim de planladığım bir görüşmeydi. Bu pazar birlikte görüşeceğiz. Genelde, aynı isimlerden oluşuyor. Bunlar konum gereği davet edilen isimler. O konuda bir görev değişikliği olursa belki o tarz bir değişiklik olur. Onun dışında aynı isimlerle istişare edeceğiz. Çözüm sürecinde ön önemli şey, psikolojik boyut. Son şiddet eylemleriyle bu psikolojiyi yok etmek istediler, psikolojiyi tekrar inşa edebilmemiz için sadece hükümetin atacağı adımlar yeterli olmaz.
Onların da bizden habersiz olarak bu şekilde bu anlamda bağlantı olmaksızın kendi aralarında toplanmalarından çok memnun oldum açıkçası. Sorumluluk duygusu içinde bir araya gelmesinden dolayı memnun oldum. onlar kendi değerlendirmelerini yaptılar, onları dinleyeceğiz. Bizim perspektifimizi anlatacağız.
Nihayet bu, toplumun bütün vesayetinde başarılı olacak bir süreçtir. Son şiddet eylemleri bu sürece darbe vurmak istedi. Bu süreci sahiplenen herkesi açıkçası ortaya çıkmaya, meydana çıkmaya, sesini yükseltmeye davet ediyorum. Madem ki birileri bu süreci yıkmak istiyor, hangi siyasi görüşten olursa olsun hangi ideolojiye mensup olursa olsun, haklı ya da haksız görüyor olursa olsun bu sürece inananların çıkıp o şiddeti lanetlemesi, çözüm sürecinin devam etmesindeki iradesini beyan etmesi gerekir. Herhangi bir şekilde bir statü değişikliği bahsettiğiniz haberlerin aslı yoktur, gerçekle de bağdaşmaz. Resmi müzakereyle ilgili. Böyle bir şey söz konusu değil. Şu anda her şey toplumsal dokumuzun, temsilcilerimizin süreci sahiplenmesi önemli."

“90’LIU YILLARDA ÇOK CİDDİ GÜVENLİK TEDBİRLERİ VARDI” 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “bize verilen hiçbir sözün yerine getirilmemiş olmasına rağmen çözüm sürecini kararlılıkla yürüttük” dedi.
Kanal 7 ve Ülke TV ekranlarında ortak yayınlanan İskele Sancak programına konuk olan Başbakan Ahmet Davutoğlu, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. 90’lı ve daha önceki yıllarda devletin yaptığı yanlışları eleştiren Davutoğlu, çözüm süreciyle ilgili, “Çözüm süreci Türkiye’nin en önemli projesi ve Orta Doğu’daki kargaşalar içerisinde tek başarı hikayesidir. Bu proje tamamıyla yerli, tamamıyla bu halkın iradesiyle ortaya çıkmış ve hükümet bu halkın iradesine hem tercüman olmuş hem de yönetmiştir. Türkiye’de etnik veya mezhebi temeldeki her çatışma sunidir. Asırlar süren beraberliğimiz dolayısıyla, çok güçlü bir tarihin harmanında yoğrulmuş bir toplumuz. Bu harici durumun ortadan kalkması için, bir taraftan demokratikleşme yoluyla insanların en doğal haklarını teslim eden ama diğer taraftan da ülkenin toprak bütünlüğünü, ülkenin siyasi birliğini teminat altına alan bir sürecin adıdır çözüm süreci. Geçmiş dönemlerde, özellikle 90’lı yıllarda şöyle bir çelişki var: Ülkenin birliğini, dirliğini, toplumun huzurunu temin etmek için son derece gayri tabii güvenlik yöntemleri uygulanması gerektiği düşünülürdü; köylerin yakılması, meralarda yasaklar, çok ciddi güvenlik tedbirleri vardı. Biz, insanların özgürleştirilerek demokratik bir bilinç gerçekleştirileceğine, ülkenin birliğinin ve siyasal sistemin meşruiyetinin temin edileceğine inanıyoruz. Buradaki psikolojik fark çok önemli. 90’lı, 80’li ve daha önceki yıllarda 30’lu 40’lı Dersim olaylarında da hep devleti öne alan ve devletin güvenliğini temin altına alarak ülkeyi bir arada tutmaya çalışan politikalar benimsendi. AK Parti’nin farkı şuydu; devleti öne alan değil, devletin meşruiyetini halk nezdinde güçlendirecek şekilde insanı öne alan bir yöntem benimsedik. Onun için hiç kimseden bir iltifat, izin yada bir taktir beklemeden demokratikleşme paketlerini arka arkaya açıkladık. Daha önce 90’lı yıllarda yasaklandığında ülke birliği korunacak zannedilen birçok şey; Kürtçe’nin siyasi propaganda olarak kullanılmasının yasaklanması, kasetlerin dahi yasaklanması, annelerin babaların hapishanedeki çocuklarıyla dahil Kürtçe konuşamaması… Biz bunu değiştirdik. Getirdiğimiz yeni anlayış, bireylerin hangi etnik ve mezhebi kimliğe ait olurlarsa olsunlar devletle, siyasal sistemle ilişkisinin restore edilmesi, yeniden tanımlanması ve aidiyetin güçlendirilmesi. Bu yöndeki adımlarımızı attık” değerlendirmelerinde bulundu.
“DERSİM’İ YAKAN CHP ZİHNİYETİYLE, ŞEHİRLERİ YAKAN ZİHNİYET AYNI”
90’lı yıllarda ülkenin bütünlüğünü sağlamak için köyleri yakan zihniyetle, şimdilerde Kürtler’in hakkını koruma iddiasıyla şehirleri yakan zihniyetin aynı olduğunu kaydeden Davutoğlu, “O zaman bu meseleler çözüldükçe bekledik ve istedik ki; Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da şiddet olayları ortadan kalksın ve silahlar bırakılsın, herkes ne hak talep ediyorsa, hiçbir şiddete başvurmadan siyaset üzerinden talep etsin. Nitekim bugün HDP Milletvekillerinin TBMM’de ifade ettiği hususlar, 90’lı yıllarda milletvekillerinin apar topar tutuklanmasına neden olan hususlardı. Şimdi TBMM çatısı altında konuşuluyor ve kimse de ‘niye bu konular bu çatı altında konuşuluyor’ demiyor. Bütün bu demokratikleşme yoluyla, her türlü görüş rahatlıkla tartışılabiliyorsa, her türlü siyasi parti kuruluyor ve bu partinin kapatılması neredeyse imkansız hale geliyorsa, bütün bunlar olmuşsa şiddetin arkasındaki gerekçe ne? Niye silah kullanılıyor? Niye başka bir vandalizme yol açılıyor? Son 1,5 yıldır yürütülen çözüm süreci, bir taraftan bu demokratikleşme ile yürürken diğer taraftan daha önce 2 süreç yaşadık; biri Oslo süreci diğeri Habur’dan başlayan geri dönüşler. Bu iki süreçte de fark ettik ki bunun milli, yerli ve Türkiye’nin vatandaşları, suçlu da olsa, hapishanede de olsa, serbest de olsa, siyaset de yapıyor olsa vatandaşlar arasında görüşerek bunları halledelim. Ve bu süreçte, İmralı’da yapılan görüşmeler, siyasilerin yaptığı temaslar… Biz tabi muhatap olarak hep siyasileri aldık. Ama çözüm sürecine katkı yapabilecekse herkesi sürecin içerisine soktuk. Ki psikolojik sahiplenme çok önemli. Toplum da bunu sahiplendi. Doğusu da sahiplendi, Batısı da sahiplendi. Biz siyasi otorite olarak bunun için ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Bu son olaylar gösterdi ki; nasıl 90’lı yıllarda yanlış bir zihniyet köy yakarak devletin bütünlüğünü koruduğunu zannediyordu, şimdi de birileri şehirleri yakarak hak arayacağını zannediyor. Aynı zihniyet. Ben CHP ve HDP’ye Baş zihniyeti derken bunu kastediyordum. Yani, Dersim’i bombalarken ülke bütünlüğünü garanti altına aldığını zanneden CHP zihniyetiyle, 90’lı yıllardaki Ergenekonvari yapılanmalarla faili meçhullerle ülkeyi bir arada tutacağına inanan zihniyetle, Diyarbakır’ı, o güzelim Mardin’i, Batman’ı, Siit’i ateşe, dumana, kana boğarak, Kürtler’in haklarını koruyacağını zanneden zihniyet aynı zihniyet” ifadelerini kullandı.
“VERİLEN SÖZLERİN TUTULMAMASINA RAĞMEN DEMOKRATİKLEŞMEDEN VAZGEÇMEDİK”
Verilen sözlerin tutulmamasına rağmen demokratikleşmeden vazgeçmediklerini ifade eden Davutoğlu, “Biz geçen sene 30 Eylül’de bile bize verilen sözler gerçekleştirilmediği halde demokratikleşmeden hız kesmedik. Neydi bize verilen söz: Mayıs ayında silahlarını bırakıp sınır dışına çekilecekti bu terör örgütü mensupları. Silahlarını bırakmadılar, çekilmediler. Çünkü bir hesap içindeler. Tam o sırada gezi olaylarını patlak vermesi bir tesadüf değildir. Birileri, Türkiye’de kanayan bir yaranın şifa olmaya başladığını görünce başka yaraları kanatarak, o kabuk bağlamaya başlayan yarayı da açmaya çalıştı. Ve geriye çekilme durdu. Biz yine de sabırla takip ettik. Çünkü bu proje, Kürdüyle, Türküyle, Doğusuyla, Batısıyla bizim projemiz. Bizim buna cevabımız, 30 Eylül’de yeni demokratikleşme paketlerini açmakla oldu. Daha sonra Mesut Barzani’nin Diyarbakır’a gelişiyle, gittikçe çözüm süreci daha da toplumsal bir karşılık bulunca, bu sefer 17 Aralık, 25 Aralık komploları bir başka gölge getirdi. Bunu yapanlar aynı zamanda 2-3 sene önce KCK operasyonlarını yaparak bu yarayı derinleştiren kesimler. Mesele şu; birisi bir türlü bu yaranın kabuk bağlamasını istemiyor. Sonra bu yaranın kabuk bağlamanın ötesinde yavaş yavaş şifa bulmasını istemiyor. Buna rağmen, bize verilen hiçbir sözün yerine getirilmemiş olmasına rağmen çözüm sürecini kararlılıkla yürüttük” diye konuştu. 

Güncellenme Tarihi : 19.3.2016 01:00

İLGİLİ HABERLER