BAYKAL'DAN AĞIR SUÇLAMA: PKK VE HÜKÜMET DİRSEK TEMASI İÇİNDE
'Etnik kimlik o kişinin şerefidir'
Demokratik Açılım" oturumu görüşmesinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından CHP Genel Başkanı Deniz Baykal kürsüye geldi.
BAYKAL'IN KONUŞMASI:
Kendi adıma ve CHP adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Tarihi bir oturum gerçekleştiriyoruz. 3.5 aydır süregelen bu açılım tartışmaları bugün İçişleri Bakanı'nın söylemleriyle resmileşmiş önerilere dönüşmüştür. İlk kez TBMM uluslaşma mücadelesini tersini çevirmeye yönelik açılımları hükümet eliyle gündemine taşımıştır. Bu elbette çok önemli bir kırılmadır.
3.5 aydır, Polis Akademisi buluşmasından sonra pek çok toplantı gerçekleştirildi. Türkiye tarihi bir adım atacak duygusu yerleştirildi. Anaların gözyaşını dindirmek temel amaç olarak toplumun önüne konuldu. Peki bunu nasıl sağlayacaksınız? Kiminle yapacaksınız? Bunun kararını siz mi aldınız? Birileriyle mi müzakkere ettiniz? Bu güven nereden geliyor?
Aklımızda bu sorularla süreci takip ettik. Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsat kaçarsa bazı dış güçlerin bize dayatmalar yapacaklarını söyledi. Ve TBMM'de yaptığı konuşmada can kaybı yaşamadan terörü sona erdirme kapasitesine ulaştığımızı açıkladı. Bu süreç çok gizli götürüldü. Ne yapacağını hükümet ustaca gizlemeyi başardı. Sadece temenniler ve iyi niyet ifadeleri bu yöntemin ana karakteristiği oldu. Bu sürecin ucu açık süreç olduğu söylendi. Yani sınırsız, her şey olabilir. Ne bekliyorsa birileri onların da mümkün olabileceği izlenimi verildi.
Sayın İçişleri Bakanı Anayasa değişikliği olmayacak dedi. 2 gün sonra Başbakan çıktı, Anayasa değişikliği olacak dedi. Masada, uzun dönemde konuşulabilir dedi. Samimi olmayan, aldatmacaya yönelik bir süreç götürüldü. Başbakan dedi ki "Hazmettire hazmettire yürüteceğiz" Bu samimiyetsizliğin ve aldatmaca amacının en açık göstergesidir.
Peki bu süreci iktidar tek başına mı yönetiyor. Bir dayanışma aramadı mı? Böyle bir dayanışmayı kimlerle gerçekleştirdi? Kim onunla birlikte çalışacak? Bu bir türlü netlik kazanmadı.Ama bir süre sonra 19 Ekimde yine bir oldu bittiyle Türkiye bu sürecin içinde nelerin kotarıldığını net olarak gördü. Kandil ve Mahmur'dan 34 kişi sınıra geldiler ve içeri girdiler. Bu önemli bir olay. Yıllarca Türkiye'ye karşı terör uygulayan birilerinin oradan ayrılmaları tabii ki olumlu. Ama buraya gelenler pişmanlık duyarak gelmediklerini gördük. Ellerinde mektuplarıyla, elçi olarak geldiklerini söylemişlerdir. Kendilerini Öcalan'ın gönderdiğini ifade etmişlerdir. Bu tablo karşısında çok enteresan bir manzara ortaya çıkmıştır. Devletin bütün önde gelen kadroları onları karşılamak üzere Silopi'ye gitti, ifadelerini almak ve derhal yargılayıp tahliye etmek üzere oluşturulmuş savcı ve hakim kadrosu bu kişilerin ayağına taşındı.
20 Ekim günü sayın Başbakan "Dün Habur'da yaşananlar karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye'de güzel şeyler oluyor" demiştir. Ve o gün akşama doğru milletin infiali ortaya çıkınca bu defa sayın Başbakan DTP yöneticilerini suçlamaya başlamış, şov yapıldığını söylemiştir.
Türkiye'nin hukuk sitemi resmen katledilmiştir. 25 bin kişinin katili bir kişinin mesajını getirdiğini söyleyerek Türkiye sınırına dayanan kişileri bizim hukuk sistemimiz nasıl olur da çadır kurarak yargılar ve hüküm verir? Demek ki ortada bir müşterek çalışma var. Çalışmanın bir ayağında iktidar, bir tarafta İmralı var. İşbirliği içinde gidiyorlar.
PKK ve hüküğmet dirsek teması içine girmişlerdir. Peki bu işbirliğinin şartı olarak mesela PKK'nın silahtan vazgeçmesini kanıtlayarak dünyaya böyle bir şeyi açıklaması mı düşünülüyor? Hayır. Böyle bir şey yok. PKK açık açık mücadelelerinin meşru olduğunu iddia ediyor. Bu insanlara tutuklanmayacakları sözü verilmiştir ve bunun gereği de yerine getirilmiştir.
Elbette şenlik yapacaklar. 25 yıl mücadele etmiş, sonra geliyor sen kapıda karşılıyorsun. Tabi sevinç duyacak. Senin verdiğin imkanlardan dolayı sevinç duyuyor. Bu süreç ne sevinç tablosu dolayısıyla ne de kılık kıyafetten dolayı yanlıştır. İşin özü yanlıştır. Elinde silah olanla, terör yapanla hiçbir ülke müzakkere yapmaz. Dünyada hiçbir ülke bunu yapmamıştır. İngiltere, İspanya bunu yapmamıştır. Şimdi dünyada ilk kez bir hükümet kendisine silah doğrulttuğu ve doğrultmaya devam edeceğini ilan ettiği halde onunla müzakkere yürütmektedir. Yanlış olan budur. Terörle mücadele edilir, terörle müzakkere edilmez. Barış isteniyorsa PKK'ya derhal silah bırakması çağrısı yapılmalıdır.
Yine bu süreçte ortaya çıkan PKK'nın siyasi hedefinin değişmemiş olduğudur. Bir süre önce demokratik hak istiyoruz anlayığı oturtulmaya çalışılıyordu. Proje aynıdır. Hedef Türk milleti içinden yeni bir millet çıkarmaktır.
Uzun süre İmralı'dan gelecek yol haritası beklendi. Yol haritası sonunda geldi. Ama biz o haritayı görmedik. Ne var onda? Yıllarca terörle mücadelede evlatlarını şehit vermiş aileler merak etmiyor mu? Bu adam Türkiye'den ne talep ediyor, ne istiyor diye? Çıkın söyleyin ne isteniyor?
Bu manzara artık milletimiz tarafından tespit edilmiştir. Bu tepki karşısında hükümet çok şaşırtıcı bir biçimde tepki sahiplerini sindirmeye girişmiştir. Hükümette bir bayrak allerjisi orataya çıkmıştır. Meclis'in kapısından bayraklar içeri sokulmamıştır. Bunlar üzüntü verici tablolar.
Türkiye bu iktidara teslim edildiği zaman hemen hemen önemini kaybeden bir terör tablos vardı. Ve bu açılım süreci başladığından beri 2002 yılında verdiğimiz şehit sayısının 4 katı şehit verilmiştir. Terörle mücadelede zafiyet gösterenlerin bu mücadelede başarılı olması mümkün değildir.
Türkiye olarak biz bu konuyu aşabilmek için terörle hiçbir şekilde müzakere etmemeyi temel bir politika haline getirmeliyiz. Ama Türkiye'de bir sorun, sıkıntı varsa ona da çare bulunmalıdır.
Biz CHP olarak 20 yıl önce kamoyunun önüne bir raporla çıktık. O rapor bir iddiayı ortaya koyuyordu. O zaman bir insanın ben Kürdüm demesi yasal olarak mümkün değildi, Kürtçe konuşmak yasaktı. Ben Çerkezim demek, Çerkezce konuşmak mümkündü. Bu gerçek karşısında bunu çıktık ilan ettik. Dedik ki Türk devleti bir ırk devleti, kafatası devleti değildir. İnsanların ana dillerini konuşmak haklarıdır, kimse onların ana dilini konuşmasını, kimliklerini ifade etmesini engelleyemez dedik, bu raporu yazdık ve 1991 yılında TBMM'de ilk kez benim ve diğer 38 arkadaşımın imzasıyla Kürtçe'nin önündeki yasal engelin kaldırılması için kanun teklifi verildi.
Biz ne diyorduk? Türkiye'de bir Çerkes hangi haklara sahipse Kürt de ona sahip olmalıdır. Değişikler oldu ama bu hukuki düzenleme hala tam olarak benimsenmedi. Şimdi geldiğimiz noktada bazıları yetmez diyor. Bizi ayrı bir millet olarak kabul edeceksiniz. Biz ayrı bir millet olarak bir Çerkes'in Arnavut'un sahip olduğunun daha ayrıcaklı bir kimliğe sahip olacağız. Bu yanlıştır. O istkamete girdik mi ne olacağımızı görmek için Irak'a bakınız.
Şiddetle milli ayrıştırma kabul edilemez. Elbette herkes kendi kimliğine sahip olacak ama o kadar. Bizim bir devletimiz var adı Türk devleti, milletimiz adı Türk milleti. Burada bir etnik dayatma var deniyor. Bunu milyonlarca Kürt hissetmiyor ama PKK hissediyor diye dayatma altında kalmak zorunda mıyız?
Bölgede yapılması gereken şey, herkesin kimliğini güvence altına alacaksın. Türkiye'de ben Kürd'üm diyebilmek o ülkede elbette herkesin hakkıdır. Etnik kimlik herkesin şanıdır şerefidir onurudur. Ama bu değildir ki gel analar ağlamasın bizde ayrışalım yok böyle birşey. Yapılması gereken bizim bakış açımızı değiştirmemizdir. Hükümet PKK'ya bakıyor. Dış aracılar zaten devrede ve onu teşvik ediyorlar. Çıkmaz yoldur hiçbir yere götürmez. Açılım yapacaksanız yapacağınız açılım PKK açılımı olmayacak Kürt açılımı olacak. O insanlara baktığınız zaman çok büyük bir ekonomik ve sosyal reformlara ihtiyaç var. İşsizlik her işin başı. Bütün kötülüklerin anası.İşsizlik gelecekteki insanları çaresiz bırakıyor. Bunu ortadan kaldırmamız lazım. Bütçe görüşmelerinde şunu yaptık bunu yaptık değil.
KANDİL'E ULAŞMAK ÇOK GÜÇ
Tamam Kandil'e ulaşmak zor ama Kandil'e giden yolları kapatmak kolay değil mi? PKK ile biz anlaşıırz diyorsanız buradanbiryere varmanız mümkün değlidir. PKK'nın şartları giderek gelişiyor. PKK'nın orada yerleşmesi ABD ayrıldıktan sonra elbette kolay değil ama PKK'yı kullanmak isteyen güçler var. O güçlerle işinizi halledin. Bu doğrultuda hiç bir işaret göremiyoruz bundan da üzüntü duyuyoruz. Türkiye'nin terörle mücadelesini başarıya ulaştıracak temel unsur hiç kuşku yok o bölgedeki insanı kazanmaktır. O bölgedeki insanların diğer insanlarda oldğu gibi hak ve hürriyetlere sahip olduğunu göstermektir. Bunu yapmalıyız elbette bizim çok acı geçmiş anılarımız var bul bölgede yaşadığımız olumlu olumsuz günler var. Çekilmiş ızdıraplar var. Kimse kimseyi dışlamamalıdır. Herkes herkesin acılarına ve anılarına ortak olmalıdır. Birbirimizin gönlünü kazanmak zorundayız. Yaşadığımız acı olaylar ne olursa olsun el ele yaşama zorunluluğumuzu birbirimize hatırlatmak zorundayız. Selçuk döneminde, Osmanlı döneminde yaşanan tüm herşeye saygı gösteriyorum. Onların hiçbir zaman bir siyasi çekişme konusu olmaması olağanüstü önem taşıdığını belirtmek istiyorum. Geçmişte elbette hiçbir şekilde çok acı ifadeler kullanılmıştır ama o anıların üzerinden geleceğe bakamayız.