BİR NUMARAYI BİR TEK O BİLİYOR
Operasyonlar başlamadan aylar önce İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü'nü deşifre eden, yazdığı kitaplardan dolayı 30 yıla yakın hapis istemiyle yargılanan ve kitapları iddianamelerin özeti diye tanımlanan araştırmacı gazeteci-yazar ZİHNİ ÇAKIR'ın gündem oluşturacak Postallı Demokrasi: Egenekon adlı yazı dizisi başlıyor.
İlkini bugün yayınladığımız diziyi takip edenler, yazı dizisinde Ergenekon'la ilgili bilmedikleri her sorunun cevabını bulacaklar..
İşte beyinlerde adeta kördüğüm olmuş cevap arayan o sorular:
1) Ergenekon NEDİR?
2) Ergenekon'un TSK ile bağlantısı var mıdır?
3) Derin Devlet Ergenekon mudur?
3) Soruşturma sürecinde kimler ne şekilde görev alıyor
4) Ergenekon'u Fethullah Gülen mi yönetiyor?
5) Ergenekon soruşturmalarında siyasal iktidarın yargıya müdahalesi söz konusu mudur?
6) Ergenekon Danıştay saldırısı bağlantısı nedir?
Veeeee.. Zihni Çakır Bombayı Patlatıyor. Bu yazı dizisini kaçırmayanlar en fazla merak edilen o sorunun cevabını da bulacak bu dizi de:
Ergenekon'un 1 NUMARASI kim?
POSTALLI DEMOKRASİ: ERGENKON-1-
Demokrasinin ve hukukun egemen olduğu toplumlarda ve devlet örgütlenmelerinde, ister Derin Devlet deyin, ister gladio deyin, özü rejimi korumak diye tanımlanan gizli yapılanmalara tolerans tanınmaz; kurumlardan destek almasına müsamaha gösterilmez.
Bugün yargı süreci devam eden Ergenekon yapılanması da bu tarz bir örgütlenme olarak deşifre edilmiştir. Çoğulcu parlamenter sistemi özümseyemeyen, sözde devleti koruma adına halkın egemenliğini reddeden bir anlayıştır bu. Siyasal alandaki iktidar mücadelesini, halkın oyu yerine, darbe dönemlerinin boşluğuna endeksleyenlerce desteklenen, halkın seçtiği siyasal iktidarları, bölücü terör dahil her terör örgütüyle ilişki kurarak yıkmayı hedefleyen ideolojiye sahip olduğu gözlemleniyor.
Bu yönüyle Ergenekon'un, demokrasi anlayışının, postal oligarşisine teslim edilmiş bir demokrasi olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.
ANTİ PARLAMENTERİST BAASÇI ERGENEKON
Türkiye'nin bir türlü yüzleşilemeyen derin devleti olduğundan tutun, emekli bazı TSK mensupları, istihbaratçılar, mafya liderleri, siyasetçiler ve medya mensuplarından oluşan çıkar amaçlı çete yapılanmasına kadar her türlü tanımlama yapıldı Ergenekon hakkında.
Ortak noktada buluşulan tek şey ise Ergenekon adının, Türkler'in türeyiş destanının asıl adı olduğuydu.
Tartışmayı bu çerçeveye oturtanlar, Ergenekon karşıtlarını tarihsel değerleri kirletmek ve Türk kültürüne ve Türklüğe düşmanlıkla suçladı.
Derin Devlet çerçevesinde yapılan tartışmalarda ise Ergenekon taraftarları, Ergenekon karşıtlarını TSK düşmanlığıyla itham etti. Çünkü onlar, derin devletin TSK'dan başkası olamayacağı inancındaydı...Haksız da sayılmazlardı...
Cumhuriyeti kuran askerler, bu rejimi korumak ve kollamak için böyle bir yapıya ihtiyaç olduğuna dair sayısız kere tutum ve davranış sergilemişti.
Devletin kuruluşundan bu yana, komünizm, gericilik ve bölücülük ana tehdit olarak algılanmış, bu tehdit unsurlarıyla mücadele yönteminde de derin devlet olarak adlandırılabilecek gizli yapılanmaya sahip olmak elzem kabul edilmişti.
Devlet, kabul etmiş olduğu bu üç ana tehdit algılamasının örgütsel faaliyetleri ile, uluslar arası kanunların dayatması sonucu, asimetri ilişki kuramayacağından, simetri bir ilişki kurmanın kaçınılmaz olduğunda karar kılmış ve bu çerçevede, örtülü operasyonlar yada rutin dışı faaliyetler olarak da adlandırılabilecek eylemlerde kullanılmak üzere, gizli bir yapılanma kurmuş olmalıydı.
Bu yapılanmanın adı ve yeni şekli de, Türkiye'nin NATO üyeliği sonrasında, komunizmin NATO konseptindeki ülkelere yayılmasını ve buraları işgal etmesini engellemek için, NATO tarafından desteklenen Gladio olmalıydı.
Ergenekon'u bu çerçevede değerlendirince, doğal olarak TSK ve ona bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan ayırmak mümkün olmayacaktı. Oysa Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların operasyon sürecinde ele geçirdikleri belge ve bilgiler, yapının TSK bünyesinde teşekkül eden bir yapı olmayıp, TSK'ya sızarak güçlenmiş ve kendini meşrulaştırmayı amaçlamış bir yapı olduğu şeklindeydi.
Tüm ihtimaller ve iki taraflı yürütülen propaganda ve kamuoyu yaratma çabaları, Ergenekon'un ülkeyi ikiye böldüğü ve bu konuda bir fikri bulanıklık yaşandığı gerçeğini ortaya koyuyor.
Ancak, Ergenekon'dan hiçbir beklenti duymadan, bu yapının iddia olunan illegal eylemleri sonrasında yaşanacak siyasal istikrarsızlık üzerine iktidar hesabı yapmayan, görev yaptığı kurumlardaki makam ve mevkisi ile görevinin devamlılığını bu yapının desteğine bağlı görmeyen herkesin ortak kanaati, Ergenekon diye bir örgütlenmenin var olduğu yönünde.
Hatta öyle ki, geçmişteki demokrasi süreçlerine sekte vuran darbe ve muhtıraların, 28 Şubat Postmodern Darbe sürecinin mantığı ile Ergenekon'un mantığını ayırt etmek mümkün değildir.
Bu mantığı bir ideoloji olarak tanımlamak gerektiğinde ise Antiparlamenterist Baasçı İdeoloji tanımlamasından başka bir tanımlamaya oturtulamamaktadır.
ERGENEKON NEDİR?
Kimileri derin devlet diye tanımladı, kimileri birkaç çeteci dahil edilerek sindirme amaçlı kullanılan iktidar senaryosu diye. Son dönem belli bir cemaat grubu tarafından yönlendirilen intikam amaçlı operasyon ve dava süreci olarak bile algılanmaya başlandı.
Özel yetkilendirilmiş İstanbul Cumhuriyet Savcıları'nın yaptığı tanımlama daha dikkat çekiciydi. Kamuoyunun ismine aşina olduğu İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel'in de dahil olduğu savcılar tarafından yürütülen soruşturmanın 2008 Temmuz'unda hazırlanan ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ilk iddianamesinde ise, Silahlı Terör Örgütü olarak tanımlandı.
Her farklı görüşe rağmen Ergenekon adı ülkeyi Ocak 2008'den bu yana esir almış ve hatta toplumu kamplaştırmış durumda.
22 Ocak 2008 günü sabahın ilk saatlerinde, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebiyle gerçekleştirilen operasyon dalgasında, emekli general Veli Küçük'ün de aralarında yer aldığı, Sevgi Erenerol, Güler Kömürcü, Emin Caner Yiğit, Ümit Oğuztan, Sami Hoştan, Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay, Habip Ümit Sayın, Emin Gürses, Kemal Kerinçsiz, Fuat Turgut gibi flaş isimler gözaltına alınırken, zanlıların bazılarında ele geçirilen belgelerde rastlandı Ergenekon adına.
Aynı soruşturma kapsamında daha önce düzenlenen operasyon dalgaları, 12 Haziran 2007 tarihinde, önceden yapılan bir ihbar üzerine Ümraniye'de bir gecekonduya düzenlenen baskınla ele geçirilen 27 adet el bombası ve TNT kalıplarını kapsayan soruşturma dosyası ile anılırken, 22 Ocak 2008 tarihli operasyona Ergenekon adı verilmesi yeni bir tartışmayı ve soruyu da beraberinde getirmişti
1950-60 arası kurulan NATO güdümlü Gladio'nun 21. yüzyıldaki Türk versiyonu bu yapılanma mıydı?
Peki ya; 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesine, Avukat Alparslan Arslan, tarafından düzenlenen silahlı saldırı! Danıştay İkinci Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in hayatını kaybettiği, aralarında Daire Başkanı Mustafa Birden'in de yer aldığı dört üyenin yaralandığı bu silahlı saldırının arkasında aynı örgüt mü vardı?
Yine Cumhuriyet Gazetesine atılan bombaların ve birçok faili meçhulün faili bu örgüt olabilir miydi?
22 Ocak 2008 tarihli operasyon dalgasında yer alan zanlılardan ele geçirilen dökümanlar, bir örgütün yeniden yapılanmasından tutun, hiyerarşik düzenine ve hatta amaç ve hedeflerine kadar tüm detayları içeriyor ve bir esrarengiz resmiyet havası taşıyordu. En ilginç olanı da, Aralık 1999 Ergenekon Yeniden Yapılanma belgesindeki, Ergenekon, TSK bünyesinde yapılanır ibarelerine benzer ibareler ve bu anlamda detaylardı.
Aralık 1999'da reorganizasyon sürecine girip, bunu belgelere dökerek yeni prensip ve doktrinler geliştirdikleri, bu prensipler içerisinde, ülkede kara para trafiğine hakim olmak için şirketleşme ve holdingleşme çalışmasına ağırlık verilmesinden, medya sektöründe söz sahibi olmak için kurumsal birleşme hamlelerine, terör örgütleri ile sıkı ilişki içerisine girmekten, naylon terör örgütü kurmaya, hatta fuhuş ve uyuşturucu sektörlerinde, kimyasal silah üretim ve ticaretinde etkin olmaya kadar birçok hedef dikkat çekiyordu.
Soruşturma savcılarına göre, el konulan belgeler ve elde edilen delilerden, Ergenekon'un değişik alanlarda örgütlenmek ve taban oluşturmak için faaliyetlerde bulunduğu, örgütlenmeye masonik Bilderberg örgütü, Alman Nazi örgütlenişi, İngiliz İstihbaratının örtülü örgütlenme modelleri ve bazı Avrupa ülkelerinin sivil toplum örgütlenişleri ile Doğu kaynaklı bazı istihbarat ve siyasal örgütlenmelerinin kaynaklık ettiği de anlaşılmaktaydı.
Burada iddia edilen siyasal örgütlenme modeli, BAAS Parti modelinden başka bir şey de değildi.
Aslında Ergenekon'un ideolojisi da ülkede parlamenter demokrasiyi yıkıp yerine BAAS rejimi oturmaktır. Bu ideoloji onları kaos yaratacak eylemlerde bulunmaya sevketmişti.
POSTALLI DEMOKRASİ: ERGENEKON-2-'de yanıt bulacak sorular;
1) Yuriçi ve yurtdışında nasıl örgütlenildi?
2) Terör örgütleriyle ilişkisi nasıldır?
3) Ergenekon'un finansmanı nereden sağlanıyor?
4) MİT'e göre Ergenkon?
5)2005 yılı ağustos şura kararlarıyla Ergenekon ilişkisi nedir?