Ekonomi
  • 8.1.2012 16:42

"BİZ ÜRETEMEZSEK TÜRKİYE AÇ KALIR"

TAHİR SARIKAYA
ANKARA (İHA) - TZOB Başkanı Bayraktar, TZOB Genel Merkezi'nde 2011 yılını tarım sektörü açısından değerlendirdi. Tarım sektörünün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2004-2010 döneminde, 2007 yılı hariç istikrarlı bir şekilde büyüdüğüne dikkat çeken Bayraktar, 2011 yılında da Ocak-Eylül dönemi itibarıyla yüzde 5,3'lük büyümeyi yakalayan tarım sektörünün yıllık bazda da büyümesi beklendiğini ifade ederek, "Sektörde 2010 yılı için 3 bin 566 dolar seviyesinde olan kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
(GSYH) miktarı ise hala Türkiye ortalamasının yaklaşık 3'te 1'inde kalmaktadır. Dış etkilere ve krizlere daha açık olması nedeniyle tarım sektöründeki kişi başına yurt içi hasılanın (GSYH) ülke ortalamasının çok altında kalmaması gerekir. Çünkü tarım sektörü, ekonomilerdeki işsizliği, fiyat dalgalanmalarını düzenleyip, sosyal istikrara katkıda bulunarak, krizlerin zararlarını azaltır" dedi.
Türkiye'de sağlıklı bir tarım envanteri olduğundan bahsedilemeyeceğini söyleyen Bayraktar, "Bu yüzden tarımda bir üretim planlaması yapmak zordur. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı 2 milyon 800 bin çiftçi desteklerden faydalandığı halde, kayıtlı olmayan yaklaşık 2,5 milyon çiftçi destekten mahrum kalmaktadır. Bu nedenle bütün çiftçileri kayıt altına alacak şekilde, gerekli çalışmalar yapılmalıdır" diye konuştu.
Bayraktar, tarım ve gıda fiyatlarının enflasyonu azaltıcı yönde olumlu etkisi olduğunu ancak sektörün gelirlerini azalttığını vurgulayarak şöyle devam etti:
"Ticaret sınıflandırmasına göre, TÜİK'in son açıklanan 2011 yılı Ocak-Kasım dönemi tarım sektörü hammadde dış ticaret rakamlarına bakıldığında, pamuk ihracatı hariç, 4 milyar 505 milyon dolarlık ihracat yapılmıştır. Yine pamuk ithalatı hariç yaklaşık 6 milyar 399 milyon dolarlık bir ithalat geçekleşmiş, bu bağlamda yaklaşık 1 milyar 894 milyon dolarlık dış ticaret açığı olmuştur. Pamuk ithalatı dahil edildiğinde de sektörün ihracatı 4 milyar 564 milyon dolara, ithalatı ise 8 milyar 154 milyon dolara
ulaşmaktadır. Sonuç olarak 3 milyar 590 milyon dolarlık dış ticaret açığı ortaya çıkmıştır. Pamuk ithalatının toplam ithalattan çıkarılmasının nedeni pamuktan elde edilen tekstil ürünleri ihracatının, toplam tarımsal ihracatta görünmemesidir. Ancak tarım sektörü dış ticaretine tarım ve gıda toplamı olarak baktığımızda sektör 3 milyar doları aşkın dış ticaret fazlası vermektedir. Bu rakamlardan anlaşıldığı üzere, tarım ve gıda sanayi birlikte düşünüldüğünde, net dış ticaret fazlamız bulunmaktadır. Görüldüğü
gibi tarım sektörü, ekonomimizin en büyük sorularından biri olan dış ticaret açığımızın azaltılmasına katkı sağlamaktadır."
Tarım sektörünün toplam istihdam içindeki önemini koruduğuna dikkat çeken Bayraktar, "Toplam istihdamda tarımın payı, 2005-2011 döneminde yıllara göre, yüzde 23,5 ile yüzde 25,7 arasında değişmiştir. 2005-2008 döneminde düşme trendi yaşayan sektördeki istihdam, 2009'da yüzde 4,7, 2010 yılında yüzde 8,2 ve 2011 yılı Ocak-Eylül döneminde yüzde 0,9 oranında artış göstermiştir. Tarımsal istihdamdaki bu artış, tarım dışı istihdam yaratılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, tarımda var olan gizli işsizliği
artırmakta, topraklar bölünmekte ve işgücü açısından verimlilik düşmektedir. Kırsalda tarım dışı istihdam yaratılarak, tarımdaki nüfusun bu alana transfer edilmesi ülke ekonomisine fayda sağlayacaktır. Ancak tarımsal istihdam yine de, genç nüfusu yüksek, kronik işsizlik problemiyle mücadele eden ülkemiz için çok önemli katkı yapmakta, sorunların çözümüne yardımcı olmaktadır. Bu açıdan istihdama olumlu katkısı dikkate alınarak, tarım sektörünün daha da yoğun ve etkin bir biçimde desteklenmesi gerekmektedir"
şeklinde konuştu.
Gübre kullanımının tarımsal girdi olarak çiftçiyi azami derecede etkileyen faktörlerden biri olduğunu söyleyen Bayraktar, 2011 yılında gübre fiyatlarının çeşitlerine göre yüzde 40 ile yüzde 100 arasında arttığını kaydetti. Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu durum gübre kullanımını olumsuz etkilemiş; kullanılan gübre miktarları 2009'da 5,3 milyon ton, 2010'da 4,9 milyon ton, 2011 yılının 9 aylık döneminde ise 4 milyon ton olmuştur. Bu rakamın, yılsonu itibarıyla, geçen yıla göre yüzde 2 oranında düşerek, 4,8 milyon ton olması beklenmektedir. Gübre kullanımında halen devam eden bu düşüşün en büyük sebebi, gübre fiyatlarındaki çok yüksek artıştır. Bunun yanı sıra çiftçilerimizin toprak gübre analiz sonuçlarına göre bilinçli gübre kullanması da gübre
tüketimini azaltmaktadır. Gübre fiyatlarındaki yüksek artış çiftçinin ekonomik olarak erimesine, zaman zaman gübre kullanımını azaltmasına neden olmaktadır. Bu durum ise üründe miktar ve kalite azalmasına sebebiyet vererek, çiftçiyi ekonomik olarak zora sokmaktadır. Diğer bir önemli girdi unsuru olan mazotta ise iki temel sorun yaşanmaktadır. Ülkemiz, tarımda dünyanın en pahalı mazotunu kullanan ülkeler arasındadır. Bu sebeple mazottaki fiyat artışlarına ürün fiyatları yetişememektedir. Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı verileriyle mazot desteğine emsal tüketim 1,5 milyar litredir. Ancak birliğimizin yaptığı çalışmaya göre, Türk çiftçisinin yıllık kullandığı mazot miktarı 3,3 milyar litreyi bulmaktadır. Bundan da anlaşıldığı üzere mazot desteği, Çifti Kayıt Sistemi'ne dahil çiftçileri kapsadığı için üreticilerimizin önemli bir bölümü bu destekten mahrum kalmaktadır. Yukarıda vurgulanan, çiftçilerimizin temel iki girdisinin fiyatları, devamlı surette kontrol edilerek, çiftçinin ekonomik açıdan
ezilmemesi sağlanmalıdır. "

GENEL GİRDİ/ÜRÜN FİYATLARI
Türk çiftçisinin gübre ve mazot desteği başta olmak üzere, genel manada girdi fiyatlarında diğer ülke çiftçilerine oranla olumsuzluk yaşadığını ifade eden Bayraktar, bu olumsuzluğun ekonomik olmayan işletme ölçeği, sermaye ve gelirdeki düşüklük, tabiat ve coğrafi koşullar ile ürün pazarlamasının yanı sıra sermaye yapısı, mevsimsel ürün, sertifikalı depoculuk ve depolama imkansızlıkları, bilinçsiz ve yetersiz sulama gibi unsurlarla çiftçi açısından daha da ağır hale geldiğine dikkat çekti. Bayraktar,
"Yeri gelmişken, "Lisanslı depoculuk" konusunda atılan adımların bu açıdan önemini bir kez daha vurguluyoruz. Bu alanda kısa sürede büyük atılımlar yapılması, fiyat istikrarı ve üreticilerimiz açısından hayati önem taşımaktadır. Fiyat artışlarından dolayı, 2010-2011 yıllarında üreticinin, mazot alım gücü açısından, mısır, pamuk, buğday ve arpada; gübre alım gücü açısından ise arpa, mısır, ayçiçeği, soya, şeker pancarı, pamuk ve tütün ürünlerinde azalma görülmüştür. Çiftçilerimiz için, ürün
değerlendirilmesinde modern şartların oluşturulması, örgütlenmenin sağlanması, destek ve denetimin çiftçi yararına geliştirilerek sürdürülmesi önemlidir. Son yıllarda gübrede fiyat istikrarına katkıda bulunmak için ziraat odalarımız birçok ilimizde gübre satış bayilikleri oluşturmuştur" diye konuştu.
Bayraktar, tarım destek bütçesinin sektörün ihtiyacına göre belirlenmesi gerektiğini ve 2011 bütçesinde tarım sektörüne bir önceki yıla göre yüzde 14,2'lik artışla 6,4 milyar lira kaynak ayrıldığını anlattı. Bayraktar, dışa bağımlı olunan temel girdilerdeki vergiler kaldırılması gerektiğini vurgulayarak, "Bilindiği üzere mazot bedelinin yaklaşık yüzde 30'unu özel tüketim vergisi (ÖTV) oluşturmaktadır. Buna ilaveten mazotta yüzde 18 katma değer vergisi (KDV) yükü vardır. Çiftçilere verilen mazot desteği,
tarımda kullanılan mazota ödenen bedelin yüzde 5'ini ancak karşılamıştır. Bu rakam da mazot için çiftçinin ödediği KDV'nin ancak 4'te 1'ine tekabül etmektedir. Bilindiği üzere çiftçilerin kullandığı kırsal motorin ÖTV'si, euro dizele göre düşüktü. Ancak, 2011 yılı Ocak ayından itibaren kırsal motorin uygulaması kaldırılmıştır. Bundan dolayı çiftçi 250 milyon liralık ÖTV farkı ödemek zorunda kalmıştır. 2010 yılında üreticilerimize yapılan mazot desteği 512 milyon lira olmuş, 2011'de mazot desteği ise 510
milyon olarak gerçekleşmiştir. Tarımsal ürünlerimizin dünya fiyatlarıyla rekabet edebilmesi, diğer ülkelerin üreticilerine uyguladıkları yüksek orandaki desteklerin ülkemiz çiftçilerine de sağlanmasıyla mümkün olabilecektir. Bazı ülkelerde çiftçinin mazotu normal fiyatından çok daha ucuza kullandığı bilinmektedir. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, çiftçimizin kullandığı mazota ÖTV ve KDV istisnası getirilmelidir. Öte yandan çiftçimizin 2010 yılında gübre için ödediği bedel yaklaşık 3,8 milyar liradır.
2010 yılında gübre desteği 622 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Böylece üreticinin gübreye ödediği paranın yüzde 16 oranında destek sağlanmıştır. 2011 gübre desteği ise Ekim ayı itibarıyla 625 milyon lira olmuştur. Tarım sektörünün dünya ile rekabet edebilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerekmektedir. İşsizliğin yükünü de taşımaya devam eden tarımda, üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, öncelikle temel girdiler üzerindeki vergi yükü kaldırılmalı veya çiftçiye geri ödemesi sağlanmalıdır"
şeklinde konuştu.

2011 BİTKİSEL ÜRETİM
Tarım ürünleri 2011 yılı ikinci rekolte tahminlerine göre hububatta yüzde 7,5, yağlı tohumlarda yüzde 2,5, sebzelerde yüzde 5,76, meyvelerde yüzde 3,7 üretim artışı beklendiğine dikkat çeken TZOB Başkanı Bayraktar, "Endüstri bitkilerinde yüzde 7,5, baklagillerde yüzde 7 üretim azalacağı tahmin edilmiş, yumru bitkiler üretiminde ise değişim öngörülmemiştir" diye konuştu.

HAYVANCILIK
Bayraktar, kırmızı et sektörü ve 2012 yılından beklentilerini ise şöyle sıraladı:
"Ülkemizde 2010 yılında yaklaşık 780 bin ton kırmızı et üretilmiştir. 2011 yılı Ekim ayı itibarıyla bakıldığında, 10 aylık dönemde, üretimin 560 bin tonları geçtiği, 2011 yılında üretimin 2010 yılını geçemeyeceği, olsa olsa geçen yılki üretime yaklaşabileceği söylenebilir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ithalatın başladığı tarihten günümüze geçen 1,5 yıllık dönemde 2010 Haziran-2011 Kasım ayları arasında 300 kilo ve üzeri canlı ağırlığa sahip 228 bin baş kasaplık sığır; 2010 Ekim-2011
Kasım ayları arasında 154 bin ton sığır karkas ithal edilmiş; 2010 Ekim-2011 Kasım ayları arasında ise 160 kilo ile 300 kilo arası canlı ağırlığa sahip 185 bin baş besilik sığır ithal edilerek besiye alınmıştır.
2010 Ekim-2011 Kasım ayları arasında 701 bin başı koyun, 774 bin baş kuzu olmak üzere 1 milyon 475 bin baş küçükbaş canlı hayvan ithal edilmiştir. Sonuç olarak bir buçuk yılda karkas sığır etine 736 milyon dolar, kasaplık canlı sığıra 403 milyon dolar, besilik canlı sığıra 211 milyon dolar, kasaplık küçükbaş canlı hayvana ise 152 milyon dolar olmak üzere toplamda yaklaşık 1,5 milyar dolar döviz ödenmiştir. Yine TÜİK verilerine göre ithalatın başladığı Haziran 2010 tarihinde kilogramı yaklaşık 23 lira olan
perakende dana eti fiyatı, 2011 Kasım ayında yüzde 9 artarak kilogramda 25 liraya yükselmiştir. Aynı dönemlerde koyun etinin kilogramı yaklaşık 22 lira iken, yüzde 27 artarak 28 lira, sakatatın kilogramı 15 lira iken, yüzde 20 artarak 18 lira, sosisin kilogramı 23 lira iken, yüzde 13 artarak 26 lira, salamın kilogramı 25 lira iken, yüzde 12 artarak 28 lira, sucuğun kilogramı ise 33 lira iken, yüzde 3 artarak 34 lira olmuştur."
Bayraktar, 1,5 yıllık ithalatın sonuçlarını ise şöyle açıkladı:
"İthalata başladığı günden günümüze kadar geçen süreçte yaklaşık 1,5 milyar ABD doları döviz ödenmiş, kırmızı et üretiminde ithalatın başlatıldığı döneme ancak yaklaşabilen bir üretim gerçekleştirilebilmiş, perakende sığır eti, koyun eti, salam, sosis, sakatat, sucuk gibi et ürünlerinin fiyatları yapılan onca ithalata rağmen, ne yazık ki düşürülememiş ve yüzde 3 ile yüzde 27 arası değişen oranlarda artış göstermiştir. Bütün bu veriler ışığında bir buçuk yıldır uygulanan ithalat sürecinde gelinen noktaya
bakıldığında, ithalatla istenilen hedefin gerçekleşmediği görülmektedir. Yaşanan bu süreçte birileri karlı çıkmıştır ama, o birileri ne üreticilerimiz ne tüketicilerimiz ne de ülke hayvancılığı olmuştur. Bilakis yapılan ithalat, karkas fiyatlarının düşmesiyle Türk çiftçisini vurmuş, büyük zararlar vermiştir. O nedenle gerek üreticilerimizin ve tüketicilerimizin menfaatleri, gerekse ülke hayvancılığımızın geleceği açısından ithalat uygulamalarının, sektör paydaşlarının bir araya geldiği bir platformda tekrar
değerlendirilmesini ve bu eksende yeni yol haritasının belirlenmesini zorunlu görmekteyiz. Bu sayede kaynaklarımızın dışarı aktarılması ve diğer ülkelerin üreticilerinin desteklenmesi önlenecek, dolayısıyla iç üretimin sürdürülebilirliği sağlanabilecektir. Ayrıca bugün itibarıyla üreticilerimiz, kendisine kilogramı 17-18 liraya mal olan karkası 14 liradan satmakta, kilogramda 3-4 lira civarında zarar etmektedirler. Sermayeleri her geçen gün erimekte, üretimin sürdürülebilirliği de zorlaşmaktadır. İthalata
bağımlılıktan kurtulmak, iç üretimi sürdürülebilir kılmak için, zarar edilen bu farkın mutlaka devlet tarafından karşılanarak çiftçilerimize verilmesi gerekmektedir. Hükümetimizden bu yönde adım atmasını, en son 2011 Temmuz ayında verdiği besicilere yönelik destek uygulamasını yeniden başlatmasını talep ediyoruz. Bunların yanı sıra et ve canlı hayvan kaçakçılığının tamamen önlenmesi için gerekli tedbirler de alınmalıdır."
Süt üreticisinin yem alım gücü 2011 yılında azaldığına dikkat çeken Bayraktar, üreticilerin sürdürülebilir bir üretim yapabilmesi için öncelikle piyasada fiyat istikrarını sağlayıcı tedbirlerin alınması, süt desteğinin de artarak devam etmesi gerektiğini kaydetti. 1990'lı yıllarda 50 milyon baş civarında olan küçükbaş hayvan sayısının 2010 yılında 29 milyonlara kadar gerilediğine dikkat çekten Bayraktar şöyle devam etti:
"Ülkemizde genç nüfus, gelişmiş ülkelere göre daha fazladır. Dolayısıyla hayvansal protein tüketimine özellikle de etten elde edilen hayvansal proteinlerin tüketimine çok ihtiyacımız vardır. Avrupa Birliği ülkelerinde domuz eti dahil yıllık kırmızı et tüketimleri 70-80 kilogram civarında iken, bizim kırmızı et tüketimimiz 10 kilogram dolayındadır. Kırmızı et ihtiyacımızın mutlaka dana eti haricinde başka bir kaynaktan da ikame edilmesi gerekmektedir ki, bunun için en önemli alternatif küçükbaş
hayvancılıktır. Ülkemizin ekolojik şartlarının da uygunluğu dikkate alındığında, bilim adamlarımız da bunun kolayca sağlanabileceğini söylemektedirler. Yani bugün yüzde 40'lara varan oranlarda azalan koyun ve keçi varlığımızı, yeniden 50 milyon başlara çıkarabilmemiz mümkündür. Hükümetimizin son zamanlarda küçükbaş hayvancılığa verdiği destekleri çok olumlu buluyor ve önemsiyoruz. Desteklerin artarak devam etmesini bekliyoruz. Bunun yanında Türkiye bundan 20 yıl önce 250 milyon doları küçükbaş canlı
hayvan, 30 milyon doları da küçükbaş eti olmak üzere toplam 280 milyon dolar civarında canlı hayvan ve et ihracatı yaparken, bugün gelinen noktada sadece 12 milyon dolar civarında bir ihracat gerçekleştirilebilmektedir. Türkiye, küçükbaş canlı hayvan ve ette dünyanın en önemli ithal pazarlarına yakın bir ülkedir. Özellikle Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Katar, Bahreyn gibi ülkeler toplamda 900 milyon dolara yakın canlı hayvan, 500 milyon dolardan fazla da küçükbaş et
ithalatı olmak üzere, yaklaşık 1 milyar 400 milyon dolarlık ithalat yapmaktadırlar.
Küçükbaş canlı hayvan ve ette ihracata dayalı bir üretim politikası desteklenirse, Türkiye, 1 milyar 400 milyon dolarlık Orta Doğu küçükbaş ithal pazarının en önemli ihracatçı aktörlerinden biri olabilir.
Ancak bunun için, ihracat hedefli yatırımların yapılması, bunu destekleyici politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Sadece iç pazarı düşünen üretim anlayışının, küçükbaş hayvancılığı şimdiki konumundan çok daha yukarılara getirmesi beklenmemelidir."
Bayraktar, Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin talebi ile Hayvansal Ürünler Piyasa Düzenleme Kurumu'nun kurulacak olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Kanatlı sektöründe 334 damızlık ve kuluçkahane, 8 bin 908 ticari etlik, bin 72 ticari yumurtacı olmak üzere, toplam 10 bin 314 işletme ve 16 bin 755 kümeste üretim yapıldığını ifade eden Bayraktar, "Sektörün 2,5-3 milyar dolar civarında cirosu olup, yaklaşık 500 bin kişi (üretici, çiftçi, esnaf, ilaç, yem, yan sanayi, nakliye, pazarlama dahil)
istihdam edilmekte, 2 milyon kişi de buradan geçimini sağlamaktadır. Güçlü alt yapısıyla sektör, son zamanlarda gerek üretimde, gerekse dış ticarette hızlı bir ivme yakalamış olup, hızla büyümeye devam etmektedir. Bugün yumurta üretimimiz 15 milyar adetlere, kanatlı eti üretimimiz ise 1,5 milyon tonlara yükselmiştir. Sektör, ihracatta da ciddi bir atılım gerçekleştirmiş, bugün itibarıyla yumurta ihracatımız 200 bin tonlara (250 milyon dolar değerinde), kanatlı eti ihracatımız ise 200 bin tonlara (340 milyon
dolar) yükselmiştir. Bütün bunlara rağmen sektörün hala önemli sorunları vardır" dedi.

TABİİ AFETLER VE TARIM SİGORTASI
Bayraktar, 2010-2011 tarım yılında yöresel ve bölgesel olarak, sel, don, dolu, aşırı yağış, fırtına gibi tarımsal riskler oldukça fazla yaşandığına dikkat çekerek, "2011 yılında yaşanan afetlerden, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile kurulan Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) kapsamında olan don, sel, dolu gibi risklere karşı sigorta yaptıran üreticiler, tazminatlarını alarak afetin etkilerini azaltırken, sigorta yaptıramayan üreticiler zor durumda kalmışlardır" diye konuştu.
Bayraktar, 2011 yılında üreticiler tarımsal risklere karşı yeteri kadar korunamadığını vurgulayarak, "5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile 2090 sayılı kanun üreticilerin karşılaştığı tarımsal risklere karşı korunmasına yönelik birbirini tamamlayıcı kanunlardır. Bu amaçla sigorta kapsamına girmeyen riskler için 2090 sayılı kanun gözden geçirilerek ihtiyacı karşılar hale getirilmelidir" dedi.
Son dört yıldır Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan kredi borçlarının ertelenmesine yönelik kararların bu kurumlara borcu olan çiftçileri memnun etmekle birlikte tarımsal kredi kullandıran diğer bankaları kapsamadığı için yeterli olmadığını söyleyen Bayraktar, "2011 yılında kredi borcunu ödeyemeyen üreticiler için, sadece Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü aldığı kararla, 6111 sayılı Kanunda öngörülen yeniden yapılandırma modeli dikkate alınarak 48 aya kadar taksitlendirme yapmıştır"
ifadesini kullandı.
Tohumluk üretiminin son yıllarda yapılan ıslah çalışmaları neticesinde gelişme gösterdiğini, üretim ve çeşitlerde artış sağlandığını kaydeden Bayraktar, toplam tohumluk üretiminin 2010 yılında 498 bin ton olarak gerçekleştiğini, 2011 yılı 10 ayına göre ise üretim rakamının 289 bin ton olduğunu kaydetti. Bayraktar, kaliteli ve yüksek verim elde etmenin yolu sertifikalı tohumluk kullanımından geçtiğini belirterek, bu nedenle çiftçilerin uygun fiyatla tohum temin etmesi, verimli ve kaliteli üretimin
devamlılığı bakımından önem arz ettiğini söyledi. Türkiye'deki 3,2 milyon hektar sulanabilir arazinin, gerekli yatırımlar yapılarak sulamaya açılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şunları söyledi:
"Bu manada tarımın gelişmesi için hayati olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP), Doğu Anadolu Projesi (DAP) gibi önemli bölgesel projelerin de bir önce tamamlanması gerekmektedir. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması, dünyada ve ülkemizde yaşanan iklim değişikliği ve üretimin sürdürülebilirliği açısından da etkili bir önlem olacaktır. Bunun yanı sıra su kaynaklarının verimli kullanılması açısından basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için gerekli
tedbirler de alınmalı ve uygulanmalıdır."
Toplam 29 üründe 2010 yılı Aralık ayı ile 2011 yılı Aralık ayı karşılaştırması yapıldığında, market fiyatlarında son bir yılda yüzde 102 oranı ile patlıcan fiyatı en fazla artan ürün olduğunu söyleyen Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Bu ürünü yüzde 72 oranı ile salatalık, yüzde 63 oran ile mandalina, yüzde 62 oran ile sivri biber izlemektedir. Marketlerde fiyatı en çok düşen ürün ise yüzde 27 oranı ile kuru soğan olmuştur. Bu ürünü yüzde 17 ile armut, yüzde 14 ile patates, yüzde 10 ile pırasa izlemektedir. Marketlerde toplam 29 üründen 19 üründe fiyat artışı, 10 üründe fiyat düşüşü gerçekleşmiştir. Geçen yıla göre üretici ve market fiyatları arasındaki ortalama makas yaş sebze ve meyve, kurutulmuş ürünler ile hayvansal ürünlerde
düşerken, baklagiller ve pirinçte artış göstermiştir."
Bayraktar, 2011'de 40-50 yıldır bekleyen yapısal sorunların bir bölümünde önemli adımlar atılsa da yapılması gereken, olmazsa olmaz gördükleri birçok sorunun hala çözüm beklediğini ifade ederek şunları ifade etti:
"Türk çiftçisi olumsuzluklara, uluslar arası rakipleri karşısındaki dezavantajlarına rağmen, 2011 yılında 74 milyonluk Türkiye nüfusunu, 30 milyon turisti doyurmuş, bunların yanı sıra yaklaşık 18 milyar dolarlık ihracatla bir rekora da imza atmıştır. Gelecekte tarıma hükmeden ülkeler dünyaya da hükmedecektir. Akılcı devlet politikalarıyla desteklenecek, tüm paydaşların da aynı duyarlılıkla sektöre sahip çıkacağı bir ortamda üreticilerimiz, Türkiye'mizi de bu ülkeler arasına sokacak bilgi birikimi;
tecrübe, azim ve kararlığa sahiptir. Şu gerçek asla unutulmamalıdır: Biz üretemezsek Türkiye aç kalır. Yapısal sorunlarımız çözülerek rakip ülkelerin şartlarına kavuştuğumuzda, Türk çiftçisi, cumhuriyetimizin 100. yılında 85 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 50 milyon turisti besleyecek, çevre ülkelerin gıda açığını kapatacak, 30 milyar dolar ihracat geliri ve ekonomimize 150 milyar dolar hasıla sağlayacak gıda üretimini gerçekleştirecektir. Türkiye'nin potansiyeli buna elverişlidir. Yeter ki
çiftçimiz desteklensin, akılcı devlet politikaları uygulansın. Biz bunu sağlayacak güçteyiz."

Güncellenme Tarihi : 23.3.2016 10:46

İLGİLİ HABERLER