"BİZE DE 'PİS TÜRKLER' DİYORLAR"
- Almanya'ya geliş öykünüz nasıl başlıyor?
Hamit: Annem ve babam 1972'de çalışıp, para kazanıp, Malatya'ya dönüp ev alma hayaliyle gelmişler. Üç ablamız var, Halil benden 10 dakika küçük. Biz iki buçuk yaşındayken babam kanserden vefat etti. Annem günde sekiz saat fabrikada çalışıyordu, eve gelip evin işleriyle de ilgileniyordu. Bizi büyütemedi bile. Biz ablalarımızla büyüdük.
- Baba figürü sizin için uzak anladığım kadarıyla...
Hamit: Kendisini tanımadığımız için hiçbir şeyini hatırlamıyoruz. Fotoğraflar falan gördük tabii ki ama annemizi üzmemek için o konulara hiç girmiyoruz.
- Futbolla yollarınız nasıl kesişti?
Hamit: Erkek çocukları nasıl top gördü mü peşinden koşar biz de öyleydik... Altı yaşındaydık. Komşunun oğlu bizi ilk idmanımıza götürdü, sonra gelip anneme mukavele imzalattı.
Halil: Annem "Babanız futbol oynamanıza izin vermezdi," derdi. Biz hiç futbolcu olacağız gözüyle bakmadık. Annem için en önemli şey okumamızdı, hep bizi korkutuyordu dersleriniz iyi olmazsa futbol yok diye.
- İdmanlara gitmeye başladıktan sonra sizi kim keşfetti?
Hamit: 10 yaşındayız o zaman. Kapıya bir antrenör geldi, "Sizi izledik bizim takımda oynayın," dedi. İlk bonservisimizi o Alman'dan aldık. Bonservis olarak Bayern Münih forması aldım.
- Hayat tesadüflerle dolu. Daha sonra Bayern Münih'te oynayacaksınız...
Hamit: Dört yıl orada oynadık, forma yırtılınca takımdan ayrıldık (gülüyorlar). 17 yaşındaydık Avrupa'daki Türkleri seçiyorlardı. Orada seçildik, A gençlerde oynadık. O zamana kadar hedefimiz profesyonel olmak değildi çünkü biz okuyorduk.
'KURU EKMEKLE GEÇİNİRİZ'
- Profesyonellik demek para demek, hangi noktada bu işten para kazanabileceğinize karar verdiniz?
Halil: Hâlâ o noktada değiliz. Bizim hayatımızda para sadece bir araç, büyük bir anlamı yok.
Hamit: Bugün futbol oynayamasak tabii ki üzülürüz ama sadece futbol değil bizim hayat felsefemiz. Başka işler yapabiliriz.
- Bir fabrikada çalışır mısınız?
Halil: Tabii ki her işi yapamayız, böyle bir şey söylersek yalan olur ama lafın gelişi bir kuru ekmekle de geçiniriz. O gözle bakıyoruz biz hayata.
- Elinize ilk defa doğru dürüst para geçtiğinde ne aldınız?
Halil: Lig başlamadan önce ev aldık çok şükür. Hep beraber annemle orada yaşıyoruz.
HAMİT'İN ÇAMAŞIR DERDİ
- Babanızın yokluğunu hissettiniz mi büyürken?
Hamit: Halil'le konuşuruz bazen, insan tanımadığı bir şeyin yokluğunu hissedemiyor. Küçüktük futbol oynuyorduk. Annem hiç gelmezdi bizi izlemeye. Şu ana kadar sadece bir kere geldi. Çocukların anne babası saha kenarında onları izlerken bizi izleyen kimse yoktu.
Halil: 20 sene bir odayı paylaştık. Evi alınca bir oda fazla vardı, artık ayırdık odaları.
- Şimdi ayrılacaksınız ama. Hamit, Bayern Münih'e transfer oldu...
Halil: Schalke'ye gelmeden önce ben Bayern Münih'e transfer olabilirdim, teklif vardı.
Hamit: Ben Halil'e "Git, ben de geleceğim," dedim, beni dinlemedi. "Ben eve gelmek istiyorum," diye tutturdu.
- Bana öyle geliyor ki Halil de Bayern Münih yolcusu, çok ayrı kalmazsınız siz...
Hamit: Şimdi düşünüyorum, gidiyorum Bayern Münih'e çamaşır, bulaşık ne olacak diye...
- Ne yani Halil mi yıkıyordu çamaşırları...
Hamit: Yok annem burada kalacak ya...
Hamit: Futbol oyundur. Onu kazanmak için insan her şeyi dener. İnsan futbol oynarken yürekle oynadığı zaman biraz duygusal oluyor, hırslı oluyor bazı kelimeler insanın ağzından çıkıyor. Bence o kelimeler karşındaki insanın kişiliğine değildir bence. Bize de "Pis Türk," diyorlar. Ben böyle şeylere alınmam, normaldir bazı kelimeler. Çünkü iki taraf da kazanmak istiyor.
- "Pis Türk," denmesi bile bence o bakış açısıyla ırkçı bir yaklaşım.
Hamit: Tekme atılmasından, maç çıkışı kavga edilmesinden daha normal bu kelimeler. Irkçılık nedir anlamıyorum. Bence abartılıyor.