CUMHURİYET'İN HASAN CEMAL'İ ÇILDIRTAN BAŞYAZISI...
(Geniş bir bölümünü sayfamızda bulabilirsiniz). Biz ise kızmaktan çok şaşırdık, çünkü gazetenin geçen haftaki bir başyazısı, "dümeni milliyetçiliğe fazla kırdık galiba" tedirginliğiyle kaleme alınmış bir "balans ayarı" gibi gelmişti bize...
Cumhuriyet gazetesinin 28 Şubat tarihli sayısında yayımlanan bir başyazıyı önemli bulmuş, sayfamıza taşımıştık... Yazıda, "Batı"ya ve "onun dümen suyunda giden ılımlı İslamın temsilcisi" hükümete karşı giderek belirginleşen bir "muhalefet"ten söz ediliyor, bu muhalefetin unsurları da şöyle tanımlanıyordu: "(...) Kemalistler, milliyetçiler, Milli Görüşçüler (ya da radikal İslamcılar), sağın ve solun laik kesimleri..."
Başyazıda, "muhalefet"e bir de müjde vardı: "Halkın şikâyetlerini arkasına alan bu ilginç gelişme Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğine duyarlı güçler tarafından da izlenmektedir."
Yazıda "Batı" da bir tür "hasım" profiliyle ele alınıyordu:
"(...) Batı karşısında Türkiye'nin özel bir konuşlanması söz konusudur. Çünkü biz Batı emperyalizmine karşı savaşla kurulmuşuz; bu tarihsel mirasın inatçı takipçileri bugün de var."
'BATI İLE TÜRKİYE'
Geçtiğimiz hafta gazetede yer alan "Batı ile Türkiye" başlıklı başyazı ise, 28 Şubat tarihli bu yazıya "balans ayarı" yapmak amacıyla kaleme alınmış izlenimi veriyordu...
Mesela şu satırlar, "Batı emperyalizmine karşı savaşla kurulduğu" için "Batı karşısında özel bir konuşlanması olan Türkiye" profilinden epeyce farklı bir profil çizmiyor mu (özellikle "ülkede büyük çoğunluğun AB sürecini desteklediğine" ilişkin ifadeler):
"(...) Oysa bizim Batı ile bir sorunumuz yoktur. Atatürk Cumhuriyeti Batı Emperyalizminin Anadolu'daki projesine karşı çıkan; ama, Batı uygarlığının hukukunu benimseyen gerçekliğiyle İslam dünyasında tek örnektir... Demokrasiyi uygulamak yolunda rahatsızlık ve bunalımlarımız olsa da Batı hukukuna dayalı çok partili rejimi İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geçen yarım yüzyılı aşan bir sürede yaşayan tek Müslüman toplumuz. (...) AB'ye girmek yolunda müzakere sürecine yöneldik, ülkede büyük çoğunluk bu siyaseti desteklemektedir..."
Yazı, şu paragrafla bitiyordu:
"Batı ile Türkiye arasında bir gerilim olduğu doğrudur; ama, bunun tümüyle bizden kaynaklandığını söylemek ve suçu yalnız kendimizde görmek kendimize karşı haksızlık olmaz mı?"
28 Şubat tarihli başyazının Cumhuriyet okurlarından epeyce tepki topladığına hiç kuşkumuz yok. Hayır hayır, oradaki "Batı" değerlendirmesi nedeniyle değil... Tepkinin asıl "Batı"ya karşı iç muhalefet cephesinin unsurları arasında "Kemalistler"in yanı sıra "Milli Görüşçüler (ya da radikal İslamcılar)"ın da sayılmış olmasında yoğunlaştığını düşünüyoruz...
Cumhuriyet'in, kendilerini "son tahlilde" Batı medeniyetinin bir parçası olarak hisseden okurları, bir anda kendilerini Erbakan'la "dost ve kardeş" ilan eden gazetelerine kimbilir ne kadar kızmışlardır o gün...
Ayrıca, "Halkın şikâyetlerini arkasına alan bu ilginç gelişme"yi izlediği söylenen "Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğine duyarlı güçler" de rahatsız olup tepkilerini uygun kanallarla iletmiş olabilirler...
Ya da bunların hiçbiri olmamış, Cumhuriyet yöneticilerinin bizzat kendileri "O gün dümeni milliyetçiliğe biraz fazla kırmışız" diye düşünmüştür...
Ama hiç kuşkumuz yok: Geçen hafta yayımlanan "Batı ile Türkiye" başlıklı başyazı, 28 Şubat'taki "anti-Batı" fikirlere bir "balans ayarı" yapmak üzere kaleme alınmıştı...
PEKİ BU BAŞYAZI NE?
Ve geldik 11 Nisan tarihli son başyazıya... Yazı, şu saptamayla başlıyor:
"Geçen hafta ülkenin çeşitli yerlerinde kendiliğinden gündeme giren kimi eylemlerin patlamaya hazır milliyetçi tepkileri dile getirmesi, medyada kaygılar ve korkular yarattı. Milliyetçiliğin faşizme dörüşmesi olasılığını vurgulayan çok sayıda yayının basınımızda yer alması her bakımdan ilginçtir; elbette bu yaklaşımın haklı yönleri de vardır. Ancak ülkemizde ulusçu, ulusalcı ya da milliyetçi tepkilerin gerekçelerini de serinkanlı bir tutumla gözden geçirmek gerekmez mi?"
Cumhuriyet, "serinkanlı bir gözden geçirme"nin ardından şu sonuca varıyor:
"Dinciliği ve etnikçiliği tehlike saymayıp, halkın kendiliğinden eylemlerinde ve bayrak mitinglerinde yükselen yurtseverlik eğilimlerini 'milliyetçilik tehdidi' gibi yorumlamak ne ölçüde doğrudur? AB'nin, ABD'nin ve bunlara ek olarak Yunanlıların, Rumların, Ermeni diasporasının Türkiye'ye dönük siyasetleri ve talepleri çoğu zaman dostluktan, iyi niyetten uzak görünüyor... Bu kuşatmaya tepki olarak ülkede duyguların yükselmesini doğal mı sayacağız, yoksa bir 'tehlike' olarak mı yorumlayacağız?"
Bu başyazı, hele ki memleket "milliyetçi linç" gösterileriyle ürperirken, hiç kuşkusuz Cumhuriyet'in "ulusalcılık" yolunda attığı dev bir adıma işaret ediyor... Ama şunu da söyleyelim; yakında buna da bir "balans ayarı" gelebilir... (A.G.)
'Trabzon'da olanı abartmayın'
Akşam ve Yeniçağ gazetesi yazarı Ümit Özdağ'ın Akşam'da çıkan "Tahriki kim yapıyor?" başlıklı yazısından (10 Nisan)...
Trabzon'da halkın koyduğu milli tepki aslında milli hassasiyetleri olan bazı çevrelerde de bir panik yarattı. Tepkiye yönelik eleştiriler başladı. Bu eleştiriler iyi niyetle olmakla beraber, akıllara Nasreddin Hoca'nın meşhur sorusunu getiriyor: 'Hırsızın hiç mi suçu yok be birader?'
(...)
Devlete olan güvenin ortadan kalktığı noktada halk kendi işini kendisi yapar. Bu acı bir sosyal süreçtir. İnsanlık tarihi bunun yüzlerce kanıtı ile doludur. Trabzon'da olanı abartmayın. Denizli'de, Aydın'da, Muğla'da işadamları PKK mafyasına haraç vermekten bıkıp, mağazalarını kapatıp bu illeri terk edenler vardır. Gebze'de işadamları mafyadan bıkmıştır ve kendilerini korumak için örgütlenmektedirler.
Trabzon bir neden değil sonuçtur. Trabzon'da halk, Cumhuriyetin kuruluş temellerine sadık olduğunu göstermiştir.
HASAN CEMAL'DEN CUMHURİYET'E...
'Senin aydınlanmacı kafan demokrasiye değil, Stalinizme açık...'
Milliyet yazarı, Cumhuriyet'in eski genel yayın yönetmenlerinden Hasan Cemal'in, 12 Nisan'da kaleme aldığı "O kafa" başlıklı yazısından...
Trabzon'da bir topluluk, bildiri dağıtmak isteyen gençlerin üstüne yürüyecek, tekme sille dövecek, yere düşenlerin kafasını tekmeleyecek kadar kendinden geçecek.
Sen kalkıp bu linç girişimine, halkın koyduğu milli tepki diye arka çıkacaksın.
Isparta'da devletin bir kaymakamı, Orhan Pamuk kitaplarının imha edilmesi için resmi talimat yayımlayacak.
Sen kalkıp Nazi dönemini çağrıştıran bu rezillik konusunda 'milli hassasiyet'ten dem vuracak ya da sessiz kalabileceksin.
Mersin'deki bayrak yakma girişimini protesto eylemleri yer yer ırkçılığa varan tehdit ve saldırılara dönüşecek.
Sen kalkıp bu saldırganlığı, halkın kendiliğinden eylemleri ve yükselen yurtseverlik eğilimleri diye yorumlayacaksın. "Vatandaş, ABD ve AB'nin dayatmalarına karşı bayrağına sarılıyor" diyebileceksin.
Ama yutturamazsın.
Sen kalkıp dincilik tehlikesinden dem vurarak, her zamanki gibi üstü örtülü biçimde demokrasi düşmanlığı yapacaksın.
Dincilik diyerek, her zamanki gibi dinle ilgili neredeyse her şeyi laiklik düşmanlığı olarak yorumlayacaksın. "Laiklik elden gidiyor!" yaveleriyle her zamanki gibi asker kışkırtıcılığı yapacaksın demokrasiye karşı.
Ama yutturamazsın.
Sen kalkıp etnikçilik diyerek insan hakları konusunu es geçeceksin; Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt kökenli vatandaşlarının kimliklerine, kültürel haklarına gözünü kapatacaksın.
Sen kalkıp etnikçilik diyerek, ırkçı tehdit ve saldırıları ulusalcılığın yükselişi diye niteleyip demokrasiye karşı ince ince askeri kışkırttığını sanacaksın.
Ama yutturamazsın.
Kışlaya dönüp bakma alışkanlığın genlerine işlemiş.
İlle askerle iş tutacaksın.
Ufkun bu kadar!
Dincilik diyeceksin.
Etnikçilik diyeceksin.
Türkiye'yi yeniden çatışma ve gerginlik ortamına sürüklemeyi amaçlayan ırkçı-milliyetçi saldırı ve tehditleri görmezlikten geleceksin, hatta bu çevreleri mazur göstereceksin.
Senin tek bir derdin var:
Türkiye'nin AB yolunu kesmek!
Bunun için de askeri kışkırtmak!
Ama yutturamazsın.
(...)
Senin derdin demokrasiyle. Senin derdin Avrupa'yla. Yoksa dinciliğe de, etnikçiliğe de demokrasi içinde çare var. Asıl demokrasi dışı yollardır, bölücülük ve irtica akımlarını azdıracak olan, demokrasi değil.
Ama bunu senin anlaman güç.
Senin aydınlanmacı kafan demokrasiye değil, Stalinizm'e açıktır. Nazizm'e açıktır. Saddamcılık ya da Baasçılığa açıktır.
Diline pelesenk ettiğin senin o aydınlanmacılığın demokrasiye götürmez insanı. Ama bunu anlaman da güç bu saatten sonra...
Senin işin artık demokratlarla değil, Türk Miloşeviç'leri ile...
Evet öyle.
(YENİ ŞAFAK-KRONİK MEDYA)
Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:53