Gündem
  • 20.12.2005 05:04

'ÇUVAL' KRİZİNİN BİLİNMEYEN YÖNLERİ: 'TERCÜMAN MI, SORGU ELEMANI MI?'

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN HÜRRİYET'TEKİ YAZISI:  

Tercüman mı, sorgu elemanı mı


2003 yazının sıcak günlerinden biriydi. Boğaz’da bir teknede keyifli bir akşam geçiriyorduk. Cep telefonum çaldı.

Arayan Sedat Ergin’di.

Ergin o sıralar Hürriyet’in Ankara Temsilcisi’ydi.

Önce, "Neredesin" diye sordu.

Teknede olduğumu öğrenince, "Sakin bir yere geçebilir misin" dedi.

Teknenin ucuna geçtim.

Bana Süleymaniye’de meydana gelen çuval olayını anlattı.

Hürriyet Gazetesi tarihinin en önemli haberlerinden biriydi.

"Ben hemen büroya geçiyorum. Yarım saat içinde haberi yazıp geçeceğim" dedi.

Gececi arkadaşları uyardım.

Sedat Ergin büroya geçerken ben de tekneden haberin spotlarını yazdırdım.

Ertesi gün bu haber Hürriyet’in manşetinden yayınlandı ve Türk-Amerikan ilişkilerine bir bomba düştü.

* * *

O günden beri hep şunu düşünürüm.

Bu olayla ilgili birçok ayrıntıyı verdik.

Ama öyle inanıyorum ki, çok önemli birçok gerçek de henüz gün ışığına çıkmadı.

Hálá o gece orada ne olduğunu, daha sonra neler yaşandığını tam olarak bildiğimiz kanaatinde değilim.

Bildiğim bir şey var.

Türk Silahlı Kuvvetleri bu olayı hiçbir zaman içine sindiremedi.

Bana göre oradaki subaylarımız, o baskın sırasında yapılması gerekeni yapmıştı.

Genelkurmay’da bazı kişiler ise aksi görüşteydi.

"Askerlerimizin teslim olmayıp Amerikalılarla çatışması gerektiğini" söyleyenler vardı.

Daha sonraki dönemde o birlikteki subayların yeterli terfi almadığı bile söylenmişti.

Ama hepimiz biliyoruz ki, böyle bir olay Türkiye ile Amerika arasında belki 50 yıl kapanmayacak çok ciddi bir krizin başlangıcı olurdu.

* * *

Geçen pazar günü, bu olayın yeni bir boyutu ortaya çıktı.

İddiaya göre, o olay sırasında iki Türk, Amerikalıların sorgulamasında tercümanlık yapmış.

Güya bizim subaylar, "Bunu yapmayın, vatan haini olursunuz" demişler.

Onlar da tehdit edildiklerini iddia ederek Amerika’ya kaçmışlar ve şimdi San Diego’da yaşıyorlarmış.

* * *

Dün bu konuyu konuşmak üzere Dışişleri’ni aradım.

Onların böyle bir şeyden haberleri yok.

Bir şey daha öğrendim.

Dışişleri bu konuyu Ankara’daki Amerikalı yetkililere sormuş.

Onların da böyle bir şeyden haberi yok.

Londra Temsilcimiz Faruk Zabcı, bu olaydan hemen sonra Süleymaniye’ye gitmişti.

Bu iki tercümandan söz edildiğini hiç işitmemiş.

Oysa böyle bir "hainlik" suçlaması varsa, mutlaka duyulurdu diyor.

Son olarak Genelkurmay’ı arayıp sordum.

Bu soruyu sormamdan yaklaşık 3 saat sonra Genelkurmay’dan şu açıklama geldi:

"Ne bu olay öncesinde, ne bu olay sırasında, ne de sonrasında adı geçen şahıslarla, personelimizin herhangi bir ilişkisi olmuştur."

Genelkurmay çok açık ve net bir ifadeyle; bu kişilerin böyle bir sorguya katılmadıklarını, dolasıyla kendilerinin "vatan hainliği" ile suçlanmalarının söz konusu olmayacağını bildiriyor.

* * *

O zaman aklıma şöyle bir ihtimal geldi.

Acaba bu iki kişi, bunları söyleyip çalıştıkları şirketten para mı koparmaya çalışıyor?

Düşünün, böyle kötü bir olay meydana gelmiş.

İki Türk tercümanlık yapıyor.

Tercümanlık yapmaları niye vatan hainliği olsun ki...

Ayrıca benim bildiğim Türk subaylarının çoğu İngilizce bilir.

Diyelim ki, sorgulamada tercümanlık yaptılar.

Onlar konuşmayı reddediyorsa, tercüman aracılığıyla konuşmayı da reddedebilirler.

* * *

Bu durumda geriye son ihtimal kalıyor.

Bunlar tercüman değil, bizzat sorgulama elemanıydı.

O zaman işin rengi değişir.

Kısaca, karışık bir hikáye.

Ama bir kere daha şu ortaya çıktı:

Süleymaniye olayının hálá aydınlatılmamış çok yanı var.

Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 10:25

İLGİLİ HABERLER