Medya
  • 17.12.2005 13:01

DEVLET BAKANI ATALAY'A MEKTUP GÖNDEREN AK PARTİ'Lİ VEKİLDEN İLGİNÇ TESPİTLER

DEVLET ARIK
ANKARA (İHA) - AK Parti Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve yarışma programlarına savaş açtı. Devlet Bakanı Beşir Atalay'a mektup gönderen Akgün, "Yabancı film ve dizilerde özellikle Hıristiyanlık'ın dini pratikleri sempatik gösteriliyor. Kendi inanç değerlerimiz göz ardı ediliyor. Güney Amerika dizileri, aile yapımızı çözülmeye götürür. Çizgi filmler, Allah'ın en büyük olduğu fikrine zıt. Çocuk dizileri fantastik ve sadist. Televizyonlarda gençlik için şiddet ve porno tehdidi var. Evlilik dışı ilişkiler özendiriliyor" uyarısında bulundu.
Akgün, RTÜK'ün televizyon yayınlarını denetlemenin yanı sıra düzenleme yetkisini de üstlenmesini istedi. AK Parti Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bir mektup göndererek, televizyonda yayınlanan dizi, film ve yarışma programlarından yakındı. Televizyonun hayatın her alanında oldukça etkili olduğuna vurgu yapan Akgün, toplumda televizyonsuz bir yaşam düşünmenin imkansız hale geldiğinden yakındı. Televizyonların, toplumun çok küçük bir azınlık tarafından benimsenin yaşam tarzını toplumun örnekleri gibi sunduğunu belirten Akgün, yabancı filmlerin büyük kısmında Hıristiyan ve Musevi dini motiflerinin yoğunlukta olduğunu ifade etti. "Özellikle Hıristiyanlık'ın dini kutsalları ve dini pratikleri sempatik gösterilirken, kendi inanç değerlerimiz göz ardı edilmektedir" diyen Akgün, hafta içi yayınlanan Güney Amerika dizilerinin Türk aile yapısının çözülmeye götüreceğini kaydetti. Bu filmlerdeki kahramanların hayat tarzlarının Türkiye'nin kültürel yapısına son derece zıt olduğuna işaret eden Akgün, bu filmlerdeki karakterlerin ve yaşam tarzlarının sadece çocukları değil ailenin diğer üyelerini ve ilişkilerini etkilediğini dile getirdi.
Bakan Atalay'a gönderdiği mektubunda çocuk programlarını da mercek altına alan Akgün, çocuk dizilerinin, filmlerinin ve programlarının eğitici olmaktan uzak, hayalci, fantastik ve sadist öğelerle bezeli olduğunu bildirdi. Çocuk programlarının sadece eğlendirmeye yönelik olduğunun altını çizen Akgün, şu örneği verdi:
"Örneğin maskeyi takınca her şeye gücü yeten bir adam, He-Man ismindeki en büyük olarak takdim edilen bir kahraman tiplemesi ve şiddet öğeleri taşıyan diğer çizgi filmler, çocuğun düşünce ve hayal dünyasına etki ederek, henüz gelişme çağında olan zihinlerini doldurmaktadır. Bunların etkisiyle çocuk, kendisine anlatılan Türk kültürünün bütünleştirici unsurlarının en önemlilerinden Allah'ın en büyük ve en güçlü olduğu fikrini kabullenmekte güçlük çekebilmektedir. Ayrıca, sevgi, saygı ve ahlaki gelişme bağlamında çok az çocuk programı olması, çocukların kültürü devralmaları anlamına gelebilecek olan sosyalleşmelerinde ciddi problemler ve çatışmalara yol açmaktadır."

"MAGAZİN PROGRAMLARI ŞÜKÜR KAVRAMINI ANLAMSIZLAŞTIRIYOR"
AK Parti Karaman Milletvekili Akgün, çocukları ve gençler arasında oldukça önemli bir konunun da şiddet ve porno içerikli yayınlar olduğunu belirterek, bu tür yayınların çocukları henüz erken dönemde yetişkin problemleriyle karşı karşıya bıraktığını ve çatışmaya ittiğini vurguladı. Akgün, filmlerin özellikle ergenlik dönemi gençlerini aşırı uyardığını, gelişim çağlarına uygun davranışlar yerine sadist davranışları özendirdiğini kaydetti. Akgün, "Bu tür yayınlar günümüz televizyon yayıncılarının en sık kullandıkları yayınlardır. Bu yayınlar sonucudur ki, saldırgan davranışlar idealize edilmekte ve çocuklarda bu eğilim güçlendirilmektedir" uyarısında bulundu. Akgün, son yıllarda artan magazin programlarını da eleştirerek, toplumun değerlerinden uzak sanatçıların yaşantılarının cazip gösterildiğini belirtti. Topluma olumsuz modeller sunulduğunu kaydeden Akgün, bu programlarla sabır, kanaat, şükür gibi kavramların anlamını yitirdiğini, bunun yerine 'ne şekilde olursa olsun, neleri feda etmek gerekirse gereksin, yeter ki ben de zengin olayım' özleminin körüklendiğini bildirdi.
Akgün, televizyon programlarıyla birlikte gündelik hayatın en önemli alanlarından biri olan "özel yaşam" kavramının esnekleştirildiğini belirtti. Bireye ait olanlarla, topluma ait olanlar arasındaki sınırın giderek ortadan kalktığını ifade eden Akgün, yarışma programlarının da toplumu röntgenciliğe ittiğini savundu. Akgün, eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:
"Yatak giysileriyle başkalarının yanına çıkmanın saygısızlık ve özensizlik sayıldığı bir ilişki biçiminden, sadece yarışma kurallarının önem kazandığı ve milyonlarca izleyicinin önünde mahremiyetin neredeyse tamamen ortadan kalktığı bir ilişki biçimine gelinmiştir. Yarışma programları, özel hayatın mahremiyeti konusundaki toplumsal değer yargılarını değişime zorlamakta, bireylerin toplumsal değerler konusunda çatışmalar yaşamasına yol açmaktadır. Bu tür programların izleyicilerinin önemli bir bölümünde özel hayatların mahremiyetini gözetleyerek kendini rahatlatma eğilimi kışkırtılmaktadır. Bir diğer ifadeyle bireylerde "röntgencilik" duygularını açığa çıkarma gibi yayıncılık etiği açısından ahlaki olmayan bir yol reyting uğruna izlenebilmektedir."

ATALAY'A TAVSİYELER
Akgün, televizyon programlarındaki çıplaklık, evlilik dışı kadın-erkek ilişkileri ve cinselliği ön plana çıkaran tavır, tutum ve kıyafetlerin toplumu sistematik olarak duyarsızlaştırdığını vurguladı. Akgün mektubunun sonunda Devlet Bakanı Atalay'dan televizyonların yayın politikalarının toplumun kültürel değerlerini gözeterek yeniden düzenlenmesini istedi. İçki, sigara gibi zararlı maddelerin kullanımını, normal ve hatta özendirici bir şekilde sergileyen filmlerin genelin seyrettiği kanallarda gösterilmemesini talep eden Akgün, yerli filmler hazırlanırken kültürel değerleri öne çıkaran senaryoların teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti. Akgün, Bakan Atalay'a televizyon programlarıyla ilgili, "Toplumun değer yargıları, her şeyden önce sorumlu bir vatandaş ve sorumlu bir yayıncı olmanın gereği olarak dikkate alınmalıdır. Çizgi filmler de aynı amaçla hazırlanmalı, çocukların zihinsel gelişimleri olumsuz etkilerden uzak tutulmalıdır. Özellikle her türlü, şiddet ve cinsellik motifleri yoğun programlar yayınlanmamalıdır. Kaliteli ve cazip filmler hazırlanmalı ve yayınlanmalıdır. Radyo Televizyon Üst Kurulu, denetleme görevinin yanı sıra televizyon yayınlarını düzenleme yetkisini de kullanmalıdır. Toplumun değer yargılarıyla çatışan, aileyi ve diğer sosyal kurumları değersizleştiren, insan bedenini ve ruhsal değerlerini maddeleştiren, insanlığın ortak değer ve doğrularına aykırı olan her tür aşırılığı düzenlemeli ve denetlemelidir" tavsiyelerinde bulundu. Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 10:26

İLGİLİ HABERLER