Gündem
  • 17.12.2004 14:04

DIŞİŞLERİ ESKİ BAKANINDAN İLGİNÇ YORUM: ÖNCE SENİNKİNİN UCUNU GÖSTER, SONRA BİZİMKİNİN UCUNU GÖSTERİRİZ

YUSUF ZİYA ERARSLAN ANKARA - Dışişleri eski Bakanı ve Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) Genel Başkanı Mümtaz Soysal, AB'nin, Kıbrıs'ı tanıma ve ucu açık koşuluyla 3 Ekim 2005'de Türkiye ile müzakerelere başlanacağı yönündeki kararını, ''Önce seninkinin ucunu göster, sonra bizimkinin ucunu gösteririz'' sözleriyle değerlendirdi. Dışişleri eski Bakanları Şükrü Sina Gürel ve Mümtaz Soysal, Kıbrıs Vakfı'nda ortaklaşa düzenledikleri basın toplantısında, AB kararlarını ve Brüksel'deki gelişmeleri değerlendirdi. Toplantıda konuşan Sosyal, Brüksel'den gelen haberlerin endişe verici olduğunu belirterek, Türkiye'nin iç havasını ve hükümetin tutumunu hiçe sayan bir dayatmanın sezinlendiğini söyledi. AB'nin, Türkiye'yi yalnız bularak üzerine çullanmış bir tutum izlediğini öne süren Soysal, ''Hükümetin arkasında 70 milyon Türk halkı var. Yapılanların bu halkın çıkarlarına uygun olması gerekir. Alınan karar Türkiye ile tam üyelik görüşmelerinin nasıl bir sonuca çekilmek istendiğini ortaya çıkardı'' dedi. Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıma koşulunun Türkiye ve KKTC için sakıncalı olduğunu ifade eden Soysal şunları söyledi: ''Uluslararası antlaşmalara göre, Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadığı bir kuruluşa Kıbrıs'ın girmesinin mümkün olmaması gerekiyordu. Türkiye'nin üye olmadığı bir yere Kıbrıs'ın alınması, KKTC'nin elimizden çıkıp başkalarına gitmesi demektir. Daha görüşmeler başlamadan 1963 Ankara Anlaşması'na ek protokolle Türkiye'nin bugünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma şartı getiriliyor. TBMM'nin onayı olmadan böyle bir yükün altına girmek anayasaya aykırıdır''. Brüksel'de temaslarını sürdüren hükümet üyelerine seslenen Soysal, ''Yapmayın. Türk hukukunu çiğneyerek, sırf tarih almak uğruna bunlar yapılamaz. 3 Ekim olmazsa başka zaman olur. Bunlar dönüşü olmayan ödünlerdir. Kıbrıs üzerindeki haklarımızı bir tarafa itip, geri dönülmez adımlar atarsanız davayı kaybederiz. Son pişmanlık fayda etmez'' şeklinde konuştu. Dışişleri eski Bakanı Şükrü Sina Gürel ise AB'nin, verdiği bu kararla Kıbrıs Rum Kesimi'ni sanki tüm adaya hakim otoriteymiş gibi göstermeye çalıştığını savunarak, ''Türkiye'nin önüne konulan müzakere süreci değil, dayatma sürecidir'' diye konuştu. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda AB ve Türk hükümetinin samimi olmadığını ileri süren Gürel, ''Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Rum devletinin tanınmasının istenmesi, AB'nin Türkiye'ye olan bakış açısını gösteriyor'' şeklinde konuştu. Gazetecilerin soruları cevaplayan Soysal, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımamakta ısrar etmesi gerektiğini savunarak, ''Madem ki görüşmelerin ucu açık, hükümet Kıbrıs konusunu da ucu açık tutmalıdır. Kıbrıs sorunu çözülür, Türkiye'nin tam üyeliği netleşir o zaman 'Kıbrıs'ı tanıyorum' dersiniz'' dedi. Soysal'ın, ''Önce seninkinin ucunu göster, sonra bizimkinin ucunu gösteririz'' şeklindeki sözleri ise salonda gülüşmelere neden oldu. Toplantıda, Gürel, kendisi ve Soysal'ın ortak görüşünü yansıtan basın açıklamasını okudu. Ortak açıklamada şu görüşlere yer verildi: ''Brüksel Zirvesi'nde şimdi varılan noktalar Kıbrıs konusunda atılacak adımları daha da kritikleştirmiştir. Tam üyelik görüşmelerinin 'ucu açık' olacağını ve Türkiye için bir 'özel statü' anlamına gelen bir ifadenin kullanılacağını öğrendiğimize göre, Türkiye'nin tam üye olmayacağı bir AB'ye Kıbrıs'ın şu veya bu adla birleşmiş ya da birleşmemiş olarak katılmasını daha da sakıncalı bulduğumuzu belirtmek isteriz. Türkiye AB tarafından Kıbrıs'ın bugünkü durumuyla egemenliği bütün adayı kapsayan bir tek devlet olarak üye yapılmasını kabullenmek ve bu durumda tam üyelik görüşmelerinde masaya oturmakla büyük hata işlemiş olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü için Annan Planı'nın yeniden canlandırılmasından söz edilen şu günlerde bir kez daha belirtmek gerekir ki bu plan kendi ifadesi ile taraflardan birinin ret etmiş olmasından ötürü zaten geçersizleşmiş ve ortadan kalkmıştır. Türkiye, bu konuda başkalarının girişimlerine tabi olmayı beklemek yerine kendi planını en kısa zamanda ortaya koymalıdır. Bu aşamada bile dayatmacı niteliği belli olan bir süreç içine girmek ve bu kapsamda Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki benimsediği tutumdan vazgeçmek hukuka ve hakkaniyete aykırı düşmekle kalmaz, Türk halkının hak ve çıkarlarını ihanet etmek anlamına gelir. 1963 Ankara Antlaşması'na eklenecek protokol konusunda bu aşamada söz vermek, o konuda asıl yetkiye sahip olan TBMM'nin iradesini hiçe saymak anlamına gelir''. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:28

İLGİLİ HABERLER